Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /srv/users/serverpilot/apps/milasbakis/public/wp-content/themes/the-rex/single.php:1) in /srv/users/serverpilot/apps/milasbakis/public/wp-content/themes/the-rex/single.php on line 13
Bir Dilek Tut Benim İçin – Milas Bakış Gazetesi – Milas Haberleri

Bir Dilek Tut Benim İçin

253
0
Paylaş:

BMaeve Binchy / Roman / Doğan Kitap / 13. Baskı: Nisan 2007 / 471 Sayfa

Ayşegül Şenay KAŞKAR –

Maeve Binchy, gazeteci, kısa öykü yazarı ve romancı.

İrlanda’nın başkenti Dublin’in dışında küçük bir köy olan Dalkey’de, 1940 yılında doğdu. Killiney’deki Holy Child Convent adlı, Katolik kız çocuklarının gittiği bir okulu bitirdikten sonɾa Univeɾsity College’dan mezun oldu ve öğretmen olarak çalışmaya başladı.

Daha sonra bir ‘kibbutz’da (‘kibbutz’, İsrail’de halen süren-sürdürülen, yaklaşık yüz yıllık bir ‘ortak-komünal yaşam’ modeli) çalışmak üzere İsrail’e gitti. Yurtdışında bulunduğu sırada her hafta babasına, bulunduğu yerdeki hayatı anlatan mektuplar yazdı. Babası, bu mektuplardan birini, Dublin’de yayımlanan “Irish Times” gazetesine 18 pounda sattığında Binchy’nin öğretmen maaşı, 16 sterlindi.

Öykü tarzında kaleme alınmış bu mektup, Binchy’ye 1969 yılında “Irish Times”ın da kapılarını açtı. Böylece, haftada iki kez yazan ünlü bir köşe yazarı ve İrlanda feminist hareketinin ilk kadın editörü oldu. Londra’ya taşınan Binchy, burada daha sonra çocuk öyküleri de yazacak olan BBC sunucularından Gordon Snell’le tanışıp evlendi. Eşinin teşvik ve desteğiyle yazarlık yapmaya karar veren Binchy, çok sayıda öykünün yanı sıra, iki oyun ve kendisine Prag Film Festivali’nde en iyi senaryo ödülü kazandıran bir de TV oyunu yazdı. Maeve Binchy, “Evening Class” (İtalyanca Aşk Başkadır) adlı romanıyla uluslararası şöhret oldu.

Maeve Binchy, eşi Gordon Snell’le birlikte yaşadıkları Dublin’de 30 Temmuz 2012’de vefat etti.

Yazarlık kariyeri boyunca, 16 roman, 4 öykü derlemesi, 1 tiyatro oyunu ve 1 novellaya (kısa roman) imza atan Binchy’nin eserleri, dünya çapında beğeni kazandı ve çok satanlar listelerine girdi.

Eserleri 37 dile çevrilen yazar, en son Irish Times’a verdiği demeçte hayatına dair şunları söylemişti:

“Yürümediğim yollar için hiç pişmanlık duymadım. Her şey güzel gitti. Geriye bakabiliyorum ve geriye bakmaktan büyük keyif duyuyorum. Çok şanslıydım. Halâ yanımda olan dostlar ve iyi bir aileyle mutlu bir yaşlılık dönemi geçirdim …”

Yazarın dilimize çevrilen bazı romanları

Yalnız Kadınlar Sokağı, Geri Döneceksin, İtalyanca Aşk Başkadır, Aşk Mutfakta Pişer, Hayatın Ta Kendisi Lokantası, Ateşböceklerinin Mevsimi, Yıldızlı ve Yağmurlu Geceler, Aşkı Yarın Yaşayacaksın, Aşk Bir Kere, Bir Dilek Tut Benim İçin, Gümüş Yıldönümü, Aşıklar Korusu, Leylak Zamanı, Bu Yıl Farklı Olacak, Gizlidir Bütün Aşklar, Ruh ve Yürek, Her Durakta Aşk, Aşk ve Çocuk, Dönüş Yolculuğu, Küçük Bir Kış Masalı, Umut Hep Var.

“Bir Dilek Tut Benim İçin”

“Bir Dilek Tut Benim İçin” Binchy’nin 1982’de yayımlanan ilk kitabı. Biri İngiliz biri İrlandalı iki kız çocuğunun ilk aşkları, evlilikleri, doğumları, kavgaları, ölen yakınları… Yaşadıkları imkansızlıklara rağmen birbirine kenetlenen, dostlukları sayesinde ayakta kalmayı başaran iki arkadaşın hayatlarındaki çalkantılı 20 yılın hikayesi… Binchy, iki ülke ve iki aile arasındaki farkları gözler önüne sererek kitabın çatısını oluşturuyor. Kitabın ilk bölümleri fazlasıyla esprili.

Okumaya bir ölüm ve bir mahkeme sahnesiyle başlıyorsunuz:

“Ölüm nedenini soruşturan mahkeme renkten, heyecandan yoksun, çok gerçekçi bir atmosferde geçmişti. Ne peruklu hâkimler ne yüksek bir kürsü ne sanık yeri ne de koridorlarda bir sonraki şahidi çağıran üniformalı mübaşirler vardı. Aslına bakarsanız camlı kütüphanelerde dizili kitaplarıyla, bir kenarı kemirilmiş muşambasıyla sıradan bir ofisi andırıyordu.

Dışarda ise hayat normal akışını sürdürüyordu. Otobüsler geçiyor, onlara bakmak için duran olmuyordu. Kaldırım kenarındaki takside gazetesini okuyan adanı, sokağa çıkan küçük gruba bakmak için başını bile kaldırmamıştı, iki kadın da siyahlar içindeydi, işin aslına bakılırsa resmi bir yere giderken zaten siyah giyecek kadınlardandı onlar. Aisling, gri elbisesinin üzerine siyah kadife blezır giymişti. Bu kıyafet bakır rengi saçlarını daha da bakırlaştırıyordu. Elizabeth en iyi siyah mantosunu giymişti. İki yıl önce ocak ayındaki ucuzlukta yarı fiyata aldığında, satıcı kadın, “Dükkândaki tek gerçek kelepir” olduğunu söylemiş “Onunla gidemeyeceğin yer yok tatlım” demişti. Bu sözler uçan halıyı çağrıştırmış, çok hoşuna gitmişti Elizabeth’in.

Dünyanın geri kalanı aldırmasa da küçük grup bir süre iki kadını seyretti. Köşeyi, ellerini gözlerine siper ederek dönen Elizabeth sokağa inen merdivenlerin başında belirdi. Aisling daha önce merdivene varmıştı. Uzun bir süre belki birkaç saniye -ama bazen birkaç saniye çok uzun bir süredir- bakıştılar …”

Acaba bu kimin ölümü diye düşünüyorsunuz ve okumaya devam ediyorsunuz …

“… On yaşlarında ufak tefek ve çelimsizdi; yok yere telaşlandığında -şimdiki gibi- kısacık kesilmiş ince telli sarı saçlarını -beyaza yakın sarı- geriye doğru toplayan Alice bandından birkaç tutam kurtulur, tel tel havaya kalkardı. Yüzü hem kırmızıydı hem de beyaz. Gözlerinin, burnunun etrafı bembeyaz, kırmızılık ise yanaklarını al bir gölge gibi kaplıyordu.

“Evet” dedi, “Seni Eileen’e göndereceğim.”

Eileen, Noel kartlarındaki bir addı; doğum günlerinde gelen küçük, ucuz hediyeleri akla getiren bir ad. Annesinin geçen sene; Eileen’in bir düzine çocuğunun doğum gününü hatırlamasının imkansız olduğunu söylediğini hatırlıyordu.

“Bundan başka çare göremiyorum.”

Elizabeth’in gözleri doldu. Kalma iznini koparmanın yolunu bilebilseydi keşke. En azından annesi ile babasının evden göndermeyi isteyecekleri kızlardan olsaydı ya da annesi ile babası onunla birlikte gitmek isteseydi keşke.

“Sen de gelecek misin?” Gözlerini halıya dikmişti.

“Aman Tanrım, yok canım.”

“Sadece öyle ummuştum…”

“Saçmalama Elizabeth. Seninle Eileen’lere. O’Connor’lara gelmem imkansız… Bir tanem, İrlanda’da oturuyorlar. Tanrı aşkına Elizabeth, İrlanda’ya kim gider… Söz konusu bile değil.”

2. Dünya savaşı sırasında İrlanda’da yaşayan bir anne (Violet), küçük kızını (Elizabeth) savaştan korumak için İngiltere’de yaşayan, yıllardır mektuplaştığı kolej arkadaşının (Eileen) yanına gönderir. Bu küçük kız zamanla aileden biri haline gelir. Evin, kendisiyle aynı yaştaki kızıyla (Aisling) çok iyi anlaşırlar. Kitap bu iki kızın büyümeleri, ilk aşkları, sımsıcak dostlukları, evlilikleri ve hayal kırıklıklarıyla devam eder.

Bu iki dost arasında zaman zaman kıskançlık, yanlış anlamalar ve güvensizlik olsa da birbirlerini seviyorlar. Hep güzel hatırlanan o çocukluk yıllarının hatırına yan yana olacaklar.

Çoğu zaman erkeklerin dağıttığı hayatlarını yine beraber toplayıp yollarına devam eden bu iki kızın hikayesi …

Paylaş:

Yorum Bırak