‘Seyir Terası’ …

374
0
Paylaş:

BAKTIKÇA / A. Kemal KAŞKAR –

Milas-Bodrum yolu üzerinde, Tuzla sulak alanını bir yana bırakırsak, yolun denizle buluştuğu noktada bir tür kutlama yeri gibi değerlendirilmesi gereken çok güzel bir seyir terası var ya, oradan söz etmek istiyorum bugün yine …

Yıllar önce, yolun ‘bölünmüş’ duruma getirilmesi çalışmaları sırasında yapılan ve duvarlarına özenle ve ustalıkla yerleştirilen (nasıl adlandırsam bilemedim!) anfora görünümlü testileri ve içine çiçekler dikilen kocaman kocaman saksıları vardı o seyir terasının …. O zamanlar, yol boyunca istinat duvarlarında da kullanılan pişirilmiş toprak ürünlerini de ekleyip güzelleme haberleri yaptığımı anımsıyorum ÖNDER’de …

Kısa süre sonra ‘anfora görünümlü testiler’le ‘kocaman kocaman saksılar’ birilerince kırılmaya başlandı … Kırık da olsa saksıların içindeki çiçekler kuruyup kuruyup ölürlerken o saksılar ‘çöp saksısı’ olarak kullanılır oldu gibi gibi şeyler yazdım bir süre: “Bazı yurttaşlarım/hemşerilerim niye böyle şeyler yapıyor” diye şaşıp şaşıraraktan … (Elbette ‘gerçek anlamda şaşıp-apışıp kalmak’tan değil de esasen şaşırmanın ‘iyi bir şey’ olduğunu düşündüğümden … Çünkü şaşırmak kanıksamayı önler … Kanıksamazsanız da yapılması gerekenleri yazıp çizmekten, söyleyip durmaktan vazgeçmezsiniz … Ne iyi ki halâ şaşırıyorum ve pek çok yurttaşımın da benim gibi inatla şaşırmayı sürdürdüğünü biliyorum… Aksi durumda, zaten çok kalabalık ‘yılgınlar/bıkıklar ordusu’nun sıradan bir neferi olarak vicdanım, ödeyemeyeceği kadar yüksek, taşıyamayacağı kadar ağır bedellerin altında ezilmiş gitmişti çoktaaaan!)

Gel zaman git zaman, seyir terasının yol kenarındaki toprak alanına iki Milaslı kardeşimizin fidan boylu bir çınar diktikleri haberini alınca gidip o vesileyle bir kez daha ‘ne iyi olmuş haberi’ yaptıydım …

Böylesi ‘kent haberleri’nin yaşamımızı biraz biraz keyifli hale getirdiğine, dolayısıyla gazetecinin arada sırada böyle böyle haberler yapmasının çok büyük mana ve ehemmiyetine inananlardanım.

Örneğin, önceki gün 23 Nisan Bulvarı’nın kenarında, MUSKİ Milas binası önündeki bölümde, içini ot bürümüş çiçeklikleri temizleyen ve otların arasında sıkışmış-bunalmış kalmış gazanyaları bir güzel ortaya çıkaran Milas Belediyesi Park Bahçeler Müdürlüğü’nün kadın çalışanlarına teşekkür etmek için bir şeyler yazmak gibi … Onlara “Kolay gelsin, ellerinize sağlık, iyi ki varsınız” gibi gibi bi’şeyler demek gibi …

İşte o çınarla ilgili haberi de büyük bir keyif alarak yaptıydım … Her ne kadar, Bodrum Belediyesi’nin hizmet alanı içinde olsa da Milaslı-Bodrumlu, şuralı-buralı demeden, oradan gelip geçerken o çınara sahip çıkıp sulamamız gerektiğine dikkat çektiydim … Ama ne yazık ki o çınar kurumuş, zaten öncesinde de sonrasında da o alanda herhangi bir çiçeklendirme-yeşillendirme çalışması yapılmadı(ydı) … Yapılabilir. Yine yine uygun ağaç fidanları dikilebilir örneğin …

Geçen yaz boyunca üç beş kez gelip geçerken Eşim Ayşegül’le, arabamızın bagajındaki koltuklarımız ve sehpamızla kendimize oluşturduğumuz konfor ortamında seyir terasının yanı başındaki çamların gölgesinde oturduk. Diyebilirim ki, o seyir terasının hakkını en çok biz vermişizdir. Elbette buna bağlı olarak hak etmediği muamelelere de en çok biz tanıklık etmiş oluyoruz: Her şeyden önce, oracıkta kısacık sürelerle durup kalkan sevgili yurttaşlarımızın/hemşerilerimizin o kadar ambalaj atığını ne ara üretip de oralara atıp atıp gidebildiklerine şaşıra şaşıra … Biz niye öyle bir şey yapamıyoruz? Gevrek-ayran yedik içtik neyse, sonrasında torbaları kutuları niye oraya atıatıveremiyoruz!? Atamamak bir yana, bir hayli kalabalık olduklarını düşündüğümüz yurttaş-hemşeri gruplarının bu işi rahatlıkla yapabiliyor olmasına şaşa şaşa … (‘Şaşma’ konusunun hayırlara vesile oluşunu daha önce not etmiştim. Dolayısıyla: “Ya ya ya şaşaşa!” coşkusuyla bu konu üzerinde durmayı sürdürebiliyorum …)

En son, bu haftanın başında oradaydık yine ve ben, yaz boyunca çekip çekip biriktirdiğim fotoğraflara bir yenisini daha eklerken “Sezon sona erdi!” diye bir şeyler söyledim … Bunun üzerine, bir anda bu konuda bir sezon değerlendirmesi yapmam gerektiğini düşünüp yazdım bütün bunları …

O güzelim seyir terasında seyreylediğimiz güzellikleri bir yana koyup da birilerinin arkalarında bıraktıkları çirkinlikleri sergilemek istedim yine … Korkarım yine, zaten böyle şeyler yapanlar okumaz yazdıklarımı (!?) Örneğin aranızda birkaç okur-yazarım da bu tür yerlere atıklarını atıp saçanlardan olsa da utanıp bir daha öyle kötü şeyler yapmasa istiyorum … Çok şey mi istiyorum!

Ülkem, güneydoğusunda kocaman bir savaşa doğru taşınır ve “Siyasetçiler ucu açık konuşur, ucu kapalı olduğu zaman netice alamazsın” gibi sözlerle oyalanırken oturup bunları yazdım.

“Ülkem kocaman bir ‘seyir terası’dır” diye düşündüm ve düşünün istiyorum belki, kimbilir …

Alın gözümü seyreyleyin diye … 


Al gözüm seyreyle

Bedri Rahmi EYÜBOĞLU –

1.

Al gözüm seyreyle

Hep aynı hikâye

Hep aynı türküler

Hep aynı kinâye.

Sevaplara borazan

Günahlara tabut

Balıklara banka

Alıklara bulut

Sen bunu kırk gün kırk gece unut!

2.

Al gözüm seyreyle:

Hep aynı hikâye

Mahpusa mendil kadar bir gök parçası

Şaire gökleri tımar için bir kaşağı

Ressama tosun gibi bir ebemkuşağı

3.

Al gözüm seyreyle

Hep aynı hikâye

Yine aynı Âdem

Yine aynı Havva

Yine aynı elma

Yine aynı armut

Kalanlara Yâsin

Gidenlere Mevlût

Sen bunu kırk gün kırk gece unut!

Paylaş:

Yorum Bırak