Yine çok büyük bir üzüntü içindeyiz …

1298
0
Paylaş:

BAKTIMÇA / A. Kemal KAŞKAR –

‘Heves’ bir yere kadar iş görür. Zaten en çok ‘anlık oluşu’ ile tanınır, bilinir.

Ve herkes bilir ki ‘heves etmek’le, ‘içtenlikle gösterilen tarihsel olarak doğru bir hedef’e doğru kararlılıkla yürümek arasında dünyalar kadar fark vardır. ‘Heves’ geçiverir, yani ‘heves eden’ vazgeçiverir … Ama ‘doğru hedef’ sahibi iseniz o, çok ağır ve çok özel bir sorumluluk yükler omuzlarınıza ve elbette çok yüksek bir özveri kapasitesi gerektirir … Bütün bunlar, onun tarihselliğinden gelir, beslenir …

Birleşik devletlerin “Büyük Ortadoğu Projesi” ve “Arap Baharı” filmlerinde rol kapma heveslerinin vardığı nokta: Yıllardır yapılan çok değerli politik uyarılara rağmen ne yazık ki yaşamlarının baharında vatan evlatları Suriye topraklarında ‘şehit düşüyor’! …

Bu haftaki seslenişime böylesi bir giriş yapmış olmakla, sevgili ülkemizin Ortadoğu bataklığındaki son durumu hakkında süren tüm siyasi polemiklerle ilgili ayrıntılı bir şeyler yazma hevesi içinde olduğum sanılmasın …

Sevgili ülkemin muhalefet terbiyesine uygun söylem içinde üretilip kamuoyu ile paylaşılmış hemen hemen her şeyi doğru bulduğumu, bu çerçevede sorulan bütün haklı soruların yanıtlarını bir yurttaş olarak beklediğimi belirtmekle yetiniyorum.

Bu anlamda yapılan tüm iktidar eleştirilerini haklı-anlamlı buluyorum …

Ama en çok da üzülüyorum …

 

İktidarın, karmakarışık ettiği bir tablo içinde oradan oraya savrulup durmasına ve gün günden daha çok içinden çıkılmaz hale gelen-getirilen durumu izah etmek için olmadık cümleler kurmasına, pek çok vatandaşım gibi ben de tahammül edemiyorum.

Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarından, ‘Çanakkale Savaşı’ndan, Atatürk’ten ve O’nun, emrindeki askerlere “Size ölmeyi emrediyorum” sözünden bahisle bir şeyler söyleyip duruyorlar ama ne kıymeti var!

Evet, bütün o sözleri ‘kıymetsiz’, ‘beyhude’ buluyorum …

İdlib’te Suriye topraklarında şehit olan gencecik, pırıl pırıl vatandaşlarımın ateşiyle de yanıyor artık Ortadoğu …

İçimiz yanıyor …

 

Karşı çıkmaya çalışıyoruz.

Yıllardır yaşamı, insanlığı emperyalizmin oyunlarıyla dünyanın başına musallat edilen savaşlardan korumaya, doğruları söylemeye ve barış içinde bir gelecek kurmaya çalışıyoruz …

Tümüyle durduramıyoruz emperyalist adımları, yeterince duyuramıyoruz sesimizi …

Çoğu zaman gücümüz yetmiyor, yıllar yıllar geçiyor yetişemiyoruz ama elbette yolumuzdan dönecek değiliz!

Çünkü bizim bir hedefimiz var: Dünyamızı, kapitalist-emperyalizmin savaşlarından kurtarıp barış içinde toplumcu bir geleceği tüm dünya halklarıyla birlikte kurmak …

 

Ve bir kez daha yinelemek istiyorum: Yine çok büyük bir üzüntü içindeyiz …




“37 oğlumuzu toprağa verirken …”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 3 Mart Salı günü partisinin TBMM grup toplantısında öyle bir konuşma yaptı ki … Kısa bir bölümünü paylaşmak istedim …

… Mesela Bayram Teğmen. 2 ay önce babasını kaybetmişti. Cenazeden sonra gittiği berber arkadaşına demişti ki, “Arkadaşlarım orada çarpışıyor. Ben de döneceğim. Belki bu son tıraşım olur.” Öyle de oldu … Mesela Batuhan Onbaşı. Şehit torunuydu. Daha 6 ay önce nişanlanmıştı. Yuva kuracaktı, çoluğa çocuğa karışacaktı. Şimdi karışamayacak … Mesela Birhan Onbaşı. “Biz 7 yaşında yağmurun altında, soğuktan titreyerek, ‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun’ derken şaka yapmıyorduk” diyen, koca yürekli bir yiğit… O kendi varlığını Türk varlığına armağan etti … Mesela Mehmet Astsubay. Henüz 21 yaşındaydı. Göreve başlayalı daha 1 ay olmuştu. Toprağa düştü … Mesela Burkay Onbaşı. Bir kızı sevmişti, evleneceklerdi. Ölüm onları ayırdı … Mesela Selman Çavuş. Bir buçuk yaşındaki Uygur’un babasıydı. O, oğlunu büyürken göremeyecek … Mesela Ahmet Onbaşı. 23 yaşındaydı. Anası-babası her aradığında, ateş çemberindeyken bile, “İyiyim, merak etmeyin” diyordu. Artık telefonu açamayacak … Mesela Nihat Onbaşı. Lüleburgaz’dan İdlib’e gönüllü gitmişti. Geriye cenazesi geldi … Mesela Emre Onbaşı. 20 Nisan’da düğünü vardı. Olamadı … Mesela Süleyman Yüzbaşı. Arkasında iki küçücük çocuk bıraktı. Onlar babasız büyüyecek … Mesela Selim, Veysel ve Şükrü Onbaşı. Eşleri hamileydi, baba olacaklardı. Artık olamayacaklar. Sen halâ eğleniyor musun Sayın Erdoğan? 37 oğlumuzu toprağa verirken eğlenemezsin Sayın Erdoğan. 37 oğlumuzu toprağa verirken, dedikodu yapıp kıkırdayamazsın Sayın Erdoğan. 37 oğlumuzu toprağa verirken, “yol köprü tünel” edebiyatı yapamazsın Sayın Erdoğan … (Kaynak Yeniçağ)




Vatan için

 

Orhan Veli KANIK –

 

Neler yapmadık şu vatan için!

Kimimiz öldük;

Kimimiz nutuk söyledik.

Paylaş:

Yorum Bırak