Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /srv/users/serverpilot/apps/milasbakis/public/wp-content/themes/the-rex/single.php:1) in /srv/users/serverpilot/apps/milasbakis/public/wp-content/themes/the-rex/single.php on line 13
‘Gelecek nasıl gelecek’? – Milas Bakış Gazetesi – Milas Haberleri

‘Gelecek nasıl gelecek’?

3342
0
Paylaş:

BAKTIKÇA / A. Kemal KAŞKAR –

‘İnsanlık’ açısından sormak istiyorum: ‘Gelecek nasıl gelecek’ sizce?

Vahşi emperyalist-kapitalizm koşullarında bu ‘çok kazık’ soruya verilebilecek en bilinen umutlu yanıt: “İlelebet payidar kalmak”tır. Bu kalıbı, ‘Türkiye Cumhuriyeti’, ‘Türk Milleti’ gibi ulusal ölçeklerde kullanmaya daha yatkınız ama ben baştan ufku olabildiğince geniş tutmaya çalışıyor ve biraz başka bir şekilde soruyorum: İnsanlığı gelecekte neler neler bekliyor?

Sonumuz mu gelecek! Gelecekse ne zaman gelecek?

Kimileri de buna ‘kıyamet günü’ diyor ve “kıyamet elbette gelecektir” inancını taşıyor’ ve olupduran birçok şeyi onun emaresi olarak görüp değerlendirip o günü bekliyor … (Gerçi bu, bir iman olarak ‘sadece insanlık’la sınırlı bir çerçeve çizmeyip ‘tüm dünyanın sonunun geleceği’ne ilişkin bir beklenti olarak benim çizmeye çalıştığım ufku, dolayısıyla benim sorularımdaki kastımı bir hayli aşıyor … Neyse, ben mütevazi olarak çizdiğim ufuk ekseninde sürdüreyim …)

‘İnsanlığın sonu’na böyle böyle yürüyor muyuz, ne dersiniz?

Bugüne kadar ‘insan türü’nün -örneğin dinozorlar gibi- bir gün gelip yok olabileceğini hiç düşünmemiş olabilirsiniz … Ya da arada aklınıza gelmişse bile hemen ötelemiş olabilirsiniz … Bence artık ötelemeyin, ertelemeyin ve oturup -kara kara mı olur, umutla mı her neyse bilemem ama- ‘ciddi ciddi’ düşünün derim …

Koronavirüs salgınıyla -olmazsa olmaz- mücadele önlemlerinin dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de yaşamın her alanındaki olumsuz etkileri büyüyerek, yaygınlaşarak sürüyor. Bugüne dek daha çok ‘canımızın derdi’ne düşmüş gibiyiz. Yaşamlarımızı sığdırmaya çalıştığımız evlerimizde -olanaklarımız ölçüsünde- yaşamsal gereksinimlerimizi karşılamaya çalışıyoruz. “Ekmek alacak para yok” düzeyinde bir çöküntüye doğru gidildiğine ilişkin kaygılarsa giderek büyüyor. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı Direktörü David Beasley, birkaç gün önceki açıklamasında, dünyanın sadece yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla değil aynı zamanda ‘açlık salgınıyla’ da karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu ve “en kötü senaryoya göre yaklaşık 36 ülkede kıtlık görülebileceği”ne dikkat çekti.

Bir yandan tüm ekonomik-sosyal-kültürel yaşam modellerimizi altüst eden kuralların-kısıtlamaların-yasakların oluşturduğu koşullardan kurtulup yeniden ‘düz’e çıkabilmenin arayışları sürerken, öte yandan bunun alışıldık-bildik ‘eskisi gibi’ bir ‘düz’ olamayacağı da yaygın kabul gören bir görüş … Umutla ya da umutsuz!

‘Krizi fırsata çevirmek’! İyi bir şey mi bu? Yoksa kötü mü?

Doğru sorunun bu olduğundan emin değilim … Aslına bakarsanız “fırsat” sözcüğü, esasen “kötüye kullanma” anlamında olumsuz bir çağrışım yapıyor ve önyargılarımızla malûl ‘sabıkalı’ bir anlam yüklemişiz ona, dolayısıyla bir çıkış-kurtuluş yolu olarak bu durumu, yani ‘krizden olumlu anlamda fırsat olarak yararlanma’yı, ‘Krizin imkân(lar)ı’ ya da ‘her şerde bir hayır vardır’ diye anıp adlandırmalıyız belki de …

Ülkemizle sınırlayıp sürdüreyim: Eğer ki sevgili ülkemde ‘iktidar gücü’nü kullanmakta olanlar, ‘Koronavirüs Okulu’nda, halâ daha inatla, kararlılıkla, sabırla, sevgiyle ‘muhalefetin gücü’nü kullanabilen siyaset kültürüyle dile getirilip dikkat çekilen dersleri alıp, o alınmazsa olmaz derslerin sınavlarında başarılı olursa, ‘Kovit-19 Krizi’nden bir tür ‘imkan’ olarak yararlanmış, ya da koronavirüs şerrinden -herşeye rağmen- hayırlı bir sonuç elde edebilmiş olacağız … Yani ‘ülkemiz kazanmış’ olacak ….

Bu yazının konusu değil ama (doğrudan kötü-olumsuz anlamları çağrıştıran) ‘fırsat-çılık-’ örneklerinin ne yazık ki çok çeşitli ve çok mide bulandırıcı olduğunu da belirtmeden geçmek istemedim … Bunların başında da ne yazık ki ‘merkezi iktidar sahipleri’nin “siyaseten fırsatçılık yapılıyor” çağrışımlarına neden olan tavır-tutumları geliyor … Bu kapsamda, muhalefetin iktidarda olduğu ‘yereller’de atmaya çalıştığı adımlara “devlet içinde devlet olmaz”dan başlayıp “terörist uygulamalar” suçlamasına dek uzanan söylemler eşliğinde engel olunmaya çalışılıyor … Dolayısıyla ‘ülkemiz, halkımız’ kaybediyor …

Siz sevgili okur-yazarlarıma bu haftadan başlamak üzere, -elbette gündem izin verdiği ölçüde- ‘gelecek nasıl gelecek’le ilgili olarak, dünyamıza-ülkemize iyi geleceğine inandığım bazı ‘muhalif/hayırlı’ görüş ve önerileri aktarmaya çalışacağım: Ülkemiz ve yurttaşlarımız, giderek de dünyamız ve insanlık kazansın diye …

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 22 Nisan 2020 tarihli Cumhuriyet’te “Alçakgönüllü bir uygarlığın inşasına doğru” başlığıyla yayınlanan yazısının üçüncü ve son bölümünü paylaşarak başlıyorum … Bu yazısında, TBMM’nin yüzüncü yılını geride bıraktığımız ve koronavirüs salgınıyla mücadelenin ortaya çıkardığı tablonun büyük sancılarıyla yaşamakta olduğumuz günlerde, geleceğe dair ‘birçok iyi şey’ söylüyor Kılıçdaroğlu …

Önümüzdeki hafta sayfamda, Türkiye Çevre Platformu’nun “Sorun küresel, çözüm de küresel” başlıklı açıklamasına yer vermeyi düşündüğümü de şimdiden ilân etmiş olayım …




Alçakgönüllü bir uygarlığın inşasına doğru …

Kemal KILIÇDAROĞLU –

3. Yeniden kimsesizlerin kimsesi olmak

Cumhuriyetimizin 100. yılına üç yıl kala, TBMM’nin açılışının 100. yılında Türkiye Cumhuriyeti, bu yeni uygarlık inşasına önemli katkılar verebilir. Tıpkı 100 yıl öncesinde olduğu gibi. Üstelik bir G20 ülkesi olarak büyük ekonomilere örnek de olabilir. Virüsle ve ekonomik krizle mücadelede, güçlü bir sosyal devlet müdahalesi ve bunun gerçekleştirilmesi için de yurttaşlarının ihtiyaçlarına duyarlı, güçlü bir devlet örgütlenmesi gerekmektedir. Ancak burada “güçten” kastettiğim, güvenlik devleti değildir. Aksine dayanışmayı, yardımlaşmayı ve hesap verebilirliği önceleyen bir sosyal refah devleti anlayışıdır.

Bu doğrultuda Kovid-19 sonrası için dünyaya da örnek olacak şekilde Türkiye’de yapılması gerekenler şunlardır:

1-Tüm toplumsal, siyasal ve kültürel kesimlerin katılımıyla yeni demokratik bir anayasa yapmalıyız. Bu anayasanın temeli, “yasama, yürütme ve yargının ayrılığı” demek olan kuvvetler ayrılığı ile keyfiliği önleyecek denge/denetim esasına dayanmalıdır.

2-Yeni anayasanın omurgası “Cumhuriyetin demokrasiyle taçlandırılması” olarak nitelendirdiğimiz yeni ve güçlü demokratik parlamenter sistem olmalıdır. Bu kapsamda antidemokratik tüm yasalar, kararnameler, kararlar, yönetmelikler, genelgeler ve tüzükler mevzuatımızdan temizlenmelidir. Unutulmamalıdır ki demokrasiyle taçlandırılmış Cumhuriyetimizde, fikir, düşünce ve inanç özgürlüğü ile medya ve sendikalaşma dahil örgütlenme özgürlüğünün önündeki tüm engeller de kaldırılmış olacaktır.

3-Kuvvetler ayrılığı ilkesinin ve hukuk devletinin en önemli ayaklarından biri olan yargı kurumunun tam bağımsızlığı, geri dönülmesi mümkün olmayacak şekilde kesin kurallara bağlı olarak tesis edilmelidir. Adalete erişim hakkının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

4-Kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir diğer önemli ayağı da yasamadır. TBMM’de milli iradenin en geniş haliyle temsil edilmesini sağlayacak yeni bir seçim sistemi yaşama geçirilmelidir. Demokratik parlamenter sistemin yasama organı olan TBMM’nin kanun yapma hakkı, parlamento çoğunluğunun veya parlamento çoğunluğu üzerinde tahakküm kurabilecek kişi ve zümrenin keyfine, taleplerine bırakılmayacak şekilde düzenlenmelidir. Bu düzenleme, milli iradenin üzerinde bir vesayet kurulmasının önüne geçecek şekilde olmalıdır.

5-Kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir diğer önemli ayağı da yürütmedir. Yürütme, tüm icraatlarıyla mutlak denetime ve hesap verebilirliğe açık olarak kurgulanmalıdır. Örneğin yürütme erkinin sorumluluğu altında olan tüm kamu kurum ve kuruluşları, TBMM adına görev yapan Sayıştay’ın tam denetimine açık olmalıdır. Yürütmenin bütçe kullanımının denetimi kapsamında TBMM’de kurulacak “Kesin Hesap Komisyonu”nun başkanlığı tartışmasız bir şekilde muhalefet partilerine verilmelidir.

6-Yerel yönetimlerin, rant ilişkilerini düzenleyici kurumlar olmaktan çıkartılarak refah devletinin asli unsurları haline getirilmeleri sağlanmalıdır. İyi tanımlanmış bir işbirliği ve işbölümü çerçevesinde yerel yönetimlerin işlevleri artırılmalıdır. Bu çerçevede ekonomik krizlerin ve salgın hastalıkların yarattığı sorunların yerel düzeyde çözümünde belediyeler aktif görev almalıdır.

7-Kamu istihdamında nepotizmden uzak, liyakate dayalı personel politikasına ivedilikle geçilmelidir. Liyakate dayalı kamu personeli istihdamı, tüm siyasi partilerin, işçi ve memur sendikalarının ve sivil toplum örgütlerinin denetimine açık ve hesap verebilir olmalıdır.

8-Liyakate dayalı istihdam politikaları kapsamında özellikle eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve güvenlikte “sıfır” istihdam açığı hedeflenmelidir. Çocuklarımızın geleceği, vatandaşlarımızın sağlığı, engellilerimizin ve yaşlılarımızın bakımı, ülkemizin iç ve dış güvenliği söz konusu olduğunda bütçe dengesi veya bütçe açığından bahsedilemez. Hızla artan işsizlik karşısında kamu elindeki güç ve imkânları vatandaşları için kullanmaktan geri duramaz. Bunun yanında orta ve küçük boy işletmelerin kredi ve benzeri destek programlarıyla desteklenmesi ile kooperatifçilik uygulamalarının genişletilmesi kamunun temel hedeflerinden biri olmalıdır.

9-Vatandaşlarımıza asgari bir gelir düzeyi mutlaka sağlanmalıdır. Bu bağlamda “Aile Yardımları Sigortası” vakit geçirmeksizin uygulamaya konulmalıdır. Tüm vatandaşlarımızın asgari gelir güvencesi (Aile Yardımları Sigortası) olmalıdır.

10-Vergi politikamız, dolaylı vergiler yoluyla verginin tabana yayılması şeklinde organize edilmiştir. Oysa vergi tavana doğru, gelir tabana doğru yayılmalıdır. Krizi aşmaya yönelik müdahalelerin finansmanında yeni bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Acil ihtiyaçları karşılamak için belli oranda para basma bir çözüm olarak değerlendirilse bile yapısal çözüm, kısmen yüklerin adil bölüştürülmesine olanak sağlayacak adil vergilendirme politikasından geçmektedir. Bu konuda uygulanacak yeni vergiler, üst gelir gruplarına yönelik olarak geliştirilmelidir. Asgari ücretten vergi kesilmesine son verilmelidir. Üreten, istihdam yaratan işletmelere yönelik vergi muafiyeti yelpazesi genişletilmelidir.

11-TÜİK verilerine göre her üç çalışandan biri kayıt dışıdır. Kayıt dışı istihdamla toplumsal destek sağlanarak mücadele edilmelidir. İşverenin bizzat kendisi, yasal önlemlere ihtiyaç duyulmaksızın kayıt dışı istihdamın karşısında ve iş güvencesinin yanında durmalıdır. Kovid-19, çalışanların tüm sosyal ve sağlık güvenceleriyle birlikte güvende olduğu bir düzenin gerekliliğini sermaye sahiplerine de göstermiş olmalıdır.

12-Kamu harcamalarındaki israf ve kayırmacılık Türkiye ekonomisinin üzerinde ağır bir yük yaratmaktadır. Kamudaki savurganlık düzeyindeki harcamaların kısıtlanması sadece iktisadi değil, aynı zamanda ahlaki bir zorunluluktur. Bugün acı bir gerçekle karşı karşıyayız. “Kayırmacı” Kamu İhale Sistemi, ekonomimiz için tam bir kara deliğe dönüşmüştür. Bu durum sürdürülemez. Demokratik standartlarda, adaletli ve denetime açık bir “Kamu İhale Sistemi”ne geçilmelidir. Tüm “kayırmacı” ihaleler de iptal edilmelidir. Unutulmamalıdır ki yoksulluğun en önemli nedeni yolsuzluktur. Savurganlık ve kayırmacılığın ortadan kaldırılması, gerçek üreticinin, sanayicinin yatırım ve istihdam gücünü de artıracaktır.

13-Türkiye sanayisi, katma değeri yüksek ürün üretimi hedefiyle yeniden yapılandırılmalıdır. Kamu, katma değeri yüksek ürün üretiminde sanayiciye her türlü desteği vermelidir. Küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik kamu desteğinin içeriğinin belirlenmesi bizzat bu işletmelerin kendi örgütlerine bırakılmalıdır. Tüm üretim politikaları, diğer üretim biçimleriyle birlikte tümüyle ekolojik olmalıdır.

14-Sağlık hizmetlerine önkoşulsuz erişim bir haktır ve ücretsiz olmalıdır. Sağlık hizmetleri, refah devletinin en önemli uygulama alanlarından biri olarak yeniden -özel sektörle de koordineli bir biçimde- kamunun etkin olduğu bir yapıya dönüştürülmelidir. Koruyucu ve temel sağlık hizmetleri bu doğrultuda planlanmalıdır ki koruyucu ve temel sağlık hizmetlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte sağlık hizmetlerinin maliyetinin de kısa sürede düşeceği dünyadaki uygulamalardan görülmektedir. Öte yandan küresel salgın, temel sağlık malzemelerinde kendi kendine yeterliliğin önemini göstermiştir. Başta koruyucu sağlık ekipmanları ve aşı olmak üzere stratejik ürünlerin üretim planlaması yapılmalıdır.

15-Anayasada da tanınmış olan konut hakkı, refah devletinin mutlak güvencesi altına alınmalıdır. Salgının önlenmesine dönük ev merkezli strateji göstermiştir ki özellikle alt gelir gruplarına ilişkin konut politikaları ve sağlıklı bir kent planlanması hayatidir. Bir başka temel hak olarak gıdaya sağlıklı koşullarla erişim hakkına ilişkin yapısal düzenlemeler yapılmalıdır.

16-Eğitim, Türkiye’nin kalkınma stratejisinin en önemli, en temel parçası olarak yeniden ve paydaşlarıyla birlikte planlanmalıdır. Eğitim politikalarının tek hedefi ‘fikri hür, irfanı hür ve vicdanı hür nesiller yetiştirmek’ olmalıdır. Üniversitelerimizde, her türlü fikir, düşünce özgürce tartışılmalı, her türlü bilimsel çalışma özgürce yürütülmelidir. Eğitimin tüm aşamaları ücretsiz olmalıdır.

16 madde geleceği kurtaracak

Türkiye’nin geleceğini kurtaracak yol haritasını 16 maddeyle özetlemeye çalıştım. Türkiye, bu 16 maddeye uygun demokratik siyaset anlayışına yönelmesi halinde geleceğini güvence altına almış olur. Bu 16 madde çerçevesinde yapacağımız tercih, “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaksa gelecek nasıl olacak” sorusunun yanıtını arayan dünyaya katkımız olacaktır. İçinden geçtiğimiz Kovid-19 günlerinde, ülkeler yaşadıkları depremden, neo-liberal politikaları sorumlu tutuyor, yeniden “yeni bir sosyal devlet” politikasının zorunluluğu vurgulanıyor. Böyle bir dönemde Türkiye’nin demokrasiyi tercih etmesi, uluslararası yeni bir dayanışmaya ve ihtiyacımız olan yeni bir uygarlığın inşasına kapı aralayacaktır.

Unutmayalım ki Cumhuriyetimiz, bilhassa kimsesizlerin kimsesi olarak ulu önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından kuruldu. İkinci yüzyılında yeniden kimsesizlerin kimsesi olabilir. Bu idealimizi gerçekleştirirsek sadece vatandaşlarımıza değil tüm dünyaya umut olacağız. Bunu başarabiliriz. 100 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde başardığımız gibi.

(Yazının tamamına, https://www.google.com.tr/amp/www.cumhuriyet.com.tr/amp/haber/kilicdaroglu-yazdi-alcakgonullu-bir-uygarligin-insasina-cagri-1734359 adresinden ulaşabilirsiniz …)

Paylaş:

Yorum Bırak