Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /srv/users/serverpilot/apps/milasbakis/public/wp-content/themes/the-rex/single.php:1) in /srv/users/serverpilot/apps/milasbakis/public/wp-content/themes/the-rex/single.php on line 13
Ne kadar hazırız? Hazırlanıyor muyuz? – Milas Bakış Gazetesi – Milas Haberleri

Ne kadar hazırız? Hazırlanıyor muyuz?

2619
0
Paylaş:

BAKTIKÇA / A. Kemal KAŞKAR –

“Evde kal!” dediğimiz ve bazılarına para cezaları bile verdiğimiz yurttaşlarımızın evden dışarıya çıkışları için hazırlık yapılıyor mu? ‘Normalleşme’ için … Ama ‘bu normal’e, çok akıllıca bir deyişle ‘Yeni Normal’ deniyor …

Örneğin okullarımız? ‘Yeni Normal’e hazır mı, hazırlanıyor mu?

En ‘uzak’ ihtimalle okullarımızı yeniden kullanmaya başlayacağımız tarihi ‘Eylül 2020’ olarak düşünürsek, bunun için yaklaşık 4 ay kadar bir süremiz olduğunu da not edeyim şuracığa. 45 günde hastaneler yapabilen bir ülke olarak 120 günde neler neler yaparız bir düşünsenize …

Uzmanlar, yeniden sokağa çıkılacaksa bunun eskisi gibi olamayacağına, en azından sosyal-fiziksel mesafeye dikkat edilerek, maske takılarak olması gerektiğine dikkat çekip duruyorlar …

Benim dikkatimi çekti!

Dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak bakımından, şimdilik bir tek soru yeter sanırım:

Bu uzman uyarılarına okullarımızda uyabilmek için ‘yeterli derslik var mı?’

Öyle ya, koronavirüs salgını öncesinde pek çok okulumuzda öğrenciler -elbette abartılı bir deyişle- derslikleri ağzına kadar dolduruyor, dipdibe oturuyorlardı … Bu yüzden o pek çok okulumuzda ‘ikili eğitim’ uygulanıyor, sabahçılar gün ağarmadan yollara düşüyor, öğlenciler de akşam karanlığında evlerine dönebiliyorlardı.

Yıllardır eğitimimizin ‘sabahçı-öğlenci modeli’nden, farklı bir yazışla ‘eziyetinden’ kurtarılacağı söylenir durur, ama bu hedefe ulaşılamaz bir türlü …

Otobüslerde, minibüslerde, lokantalarda, bankaların-marketlerin önlerinde, her yerlerde sosyal-fiziksel mesafeye uygun oturup kalkış, bekleyiş, yürüyüp gidiş kurallarının özellikle de okullarda, okullarımızın dersliklerinde de uygulanması gerekmeyecek mi?

Hadi koronavirüs salgınına karşı önlemi değil de ‘nitelikli eğitim’ ara başlığını öne çıkarmış olayım. Bu durumda, okulların ‘bomboş’ kaldığı şu günlerde, derslik sayısını arttırıcı bir çalışma neden yapılmasın?

Belediyelerin, sokağa çıkma kısıtlaması yapılan günlerde gece-gündüz demeden kent içi yollarda iyileştirme çalışması yaptıkları gibi bir seferberlik coşkusuyla ‘milli eğitime yeni derslikler kazandırma’ çalışması yapsak iyi olmaz mı?

Bu konuda bir çaba-çalışma vardır belki ve ben bilmiyor da olabilirim … Ama eğer öyle değilse, ‘hazırız-hazırlanıyoruz’ sözleri, boşsözler olarak havada öylece uçuşmasın. Zamanlar boşa geçmesin … Buyrun size ‘krizi fırsata çevirmek’ için iyi bir ‘fırsat’, değerlendirin … “Darbe”ymiş şuymuş buymuş gibi ‘yapay’ gündemlerden kurtarın sevgili ülkemizi, halkımızı …

Bugün bir de, bir süredir ‘en iyi şekilde nasıl ifade edebilirim’ diye düşünüp durduğum bir konuya daha değinmek, ülkemiz siyasetinin en iyi konuşan usta siyasetçilerinden Özgür Özel’in söylediklerinden ‘darbe öyküsü’ çıkarılmaya çalışılmasından söz etmek istiyorum.

İktidar sahipleri, benimsedikleri siyaset tarzı gereği uzlaşmaz/kavgacı söylem teknolojisini kesintisiz uyguluyor. Bu ekolün ödünsüz temsilcilerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, koronavirüs salgınıyla mücadele günlerinde bile cumhura AK Parti Genel Başkanı olarak seslendiği konuşmalar yapmayı sürdürmesi bu durumun en tipik örnekleri olarak dikkat çekiyor.

Başta Erdoğan olmak üzere iktidar sözcülerinden ya da destekçilerinden hangisi konuşursa konuşsun ya da yazarsa yazsın, kısaca anlatmaya çalıştığım ‘ötekileştirici-düşmanlaştıran dil’ sanki kendilerince değil de muhalefet tarafından kullanılıyormuş gibi, muhalefete karşı ‘ateşler püsküren’ bir yeniden ve yeniden saldırı söylemini kullanıyorlar.

Ülkecek yaygın beklentimiz, en başta tıbbî ve ekonomik bakımlardan ‘can derdi’ne düştüğümüz şu koşullarda ‘hep beraber’liğimizi güçlendirecek bir söylem …

Ama iktidarımızın, ‘iktidarını koruma stratejisi’ eksenini terkedemediği çok açık …

TBMM CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in sözlerinden ‘darbe niyeti’ çıkarıp ardından da “o darbe”ye karşı saldırıya geçen iktidarın bütün bunları ‘iktidarını sürdürmek’ için planladığını-uyguladığını düşünenlerdenim. Çünkü çıplak gözle görünen durumun başkaca bir mantıklı açıklamasını bulamıyorum ben de …

Atılan her bir adımın ve bağlı olarak kurulan her bir cümlenin (bir süredir yine ‘erken’den mi olacak yoksa ‘tam zamanı’nda mı tartışmaları yapılan) önümüzdeki genel seçimlerde (seçmenlerin yine Cumhur İttifakı tercihi yapmaları anlamında) ‘hedeflenen seçmen algısı’na ulaşmak için atıldığı-kurulduğu yaygın kabul gören bir yorum … Bu yoruma ben de katılıyorum …

Yoksa ben de mi yanılıyorum!

İktidardakilerin, Özel’in ‘darbe niyeti’ taşıdığı iddiasıyla esip üfürmeye başladıkları o konuşmasını yine yine dinledim, okudum … Ben bir ‘darbe niyeti’ ya da ‘darbe zihniyeti’ sezmedim. Acaba sezgilerim mi zayıf? Ama yok, aksine (“niyet okuma” da denilebilecek derecede kelimelerin-cümlelerin arasına, önüne arkasına serpiştirilen başka başka kelime-cümlelerle anlatılmak isteneni anlama anlamında) güçlüdür sezgilerim …

Yazımın sonuna bir de içten temenni eklemeliyim:

Keşke bu ‘darbe arbedesi’ iktidar sahipleri açısından sıradan bir ‘yanlış anlama-yanılma durumu’ndan kaynaklanmış olsa …




Mahur Beste*

Attila İLHAN –

Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız

O mahur beste çalar müjganla** ben ağlaşırız

Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız

Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız

O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız

 

Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı

Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı

Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı

Gittiler akşam olmadan ortalık karardı

 

Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra

Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara

Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara

Geceler uzar hazırlık sonbahara

 

* Tarih 6 Mayıs 1972. İzmirli Şair Atilla İlhan o sabah Karşıyaka’daki evinde radyodan öğreniyor Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildiklerini … Yıllar sonra o sabahı şöyle anlatmıştı İlhan:

“12 Mart sonrasının kahır günleriydi. Bir sabah radyoda duyduk ağır haberi: Denizlere kıymışlardı. Karşıyaka’dan İzmir’e geçmek için vapura bindim. Deniz bulanıktı; simsiyah, alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın, çalkantılı… Acı bir yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra… Vapurda sessiz bir köşe bulup yüksek sesle tekrarladım. Vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca bu ilk mısraları tekrarlayarak yürüdüm …”

** Müjgan (Farsça)- Kirpik, kirpikler.

Paylaş:

Yorum Bırak