Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Adil olmak mı? Hakkın gözetilmesi mi? Haklı ile haksızın ayırt edilmesi mi? Hak ve hukuka uygunluk mu? Doğruluk mu? Sanırım hepsi.
Tabii biz burada ilahi adaleti veya doğanın adaletini konu etmiyoruz. Konu ettiğimiz, insanın sahip olduğu hakların korunması ile, birbirleriyle olan ilişkilerinden doğan sorunlar. Ayrıca yurttaşın devletle olan ilişkilerinden doğan sorunların da ne ve nasıl olduğu ile ilgilenmekteyiz.
Adalet tüm bu ilişkiler için gerekli olan en önemli konu. Bunun içinde toplumsal yaşamın gereği olarak tüm bu ilişkileri düzenleyen yazılı sözleşmeler, temelde bireyin güvencesini ve otoritenin yaptırım kaynağını oluşturmakta.
Toplumsal yasaların dayanağı olarak her ülke için Anayasa en temel sözleşme ve diğer yasaların dayandığı temel referans. Tabii ki bireylerin hakları açısından da!
Böylesine tarihsel bir geçmişe sahip, toplumsal ve uluslararası hukukun gözetiminde yapılan hukuki sözleşmelerin olduğu bir düzende neden hâlâ adalet konusunda ciddi sıkıntılar yaşamaktayız?
Sorun varsa, ki var; o zaman sorun yasada mı, uygulamada mı, yasa yapıcıda mı, suç ve ceza arasındaki ilişkide mi diye sorduğumuzda sanırım pek çoğunuzun kendinize özgü yanıtlarınız var. Bazılarımız şu derken, bazılarımız bir kaçında da diyeceksiniz?
Dünyada pek çok ülkede eminim ki bu konuda tartışmalar var ve bitmesini de beklemek saflık olur. Bunun en önemli nedeni ise, çıkar guruplarının durumu.
Bu, imar planları açısından da olabilir, ekonomik ve başkaca güç elde etmek için de olabilir.
Bir ülkede birçok konuda adalet arayan ve adaleti bulamadığını söyleyen insanların olması, hatta toplulukların adalet aramak için eylem yapar hale gelmiş olmaları ne anlama gelmekte?
Bunu yaşayan ülkelerde en basitinden demokrasinin olmadığı veya yeterince uygulanmadığı, buna neden olan konunun ise hukukun üstünlüğünün yasa yapanlar veya uygulayıcılar tarafından ka’le alınmıyor olması en temel durum olarak görülebilir. Yani uygulayıcılar.
Yasanın var olduğunu düşünelim, hakimin doğru karar verdiğini düşünelim, ancak uygulayıcının bunu uygulamadığını, eksik ya da yanlış uyguladığı durum. Şimdi ne olacak? En temel sorun bu!
Bunu bir devletin iç işlerinde görebileceğiniz gibi uluslararası uygulamalarda da görebilmekteyiz.
Bu yazımızda, ülkemizde birlikte yaşamamızın temel yapı taşı olan adalet ne durumda ona bakalım istiyorum.
İnsanlar yollarda, meclis önünde, adalet bakanlığı bahçe duvarında, sokaklarda veya kameraları gördüğü her yerde neden adalet diye bağırıyor?
Pamukova hızlandırılmış tren kazasında 41 yurttaşımızı yitirdik. Asıl sorumluların cezalandırılması talepleri hâlâ karşılığını bulmuş değil.
Çorlu tren kazası, yaşananları hepimiz basından, medyadan izledik. Adalet arayışı için kazada hayatını kaybedenlerin yakınlarının haykırışlarını. Mağdurların, sorumluların hesap vermelerini isteyen isyanları, hâlâ kulaklarımızda. Zorla adalete erişilmeye çalışılan uzun bir süreç sonunda bazı görevliler yargılanmış olsa da, bir noktadan yukarı çıkılamadı.
Soma faciası, unutulmuş olunabilir. Ancak adalet sağlandı mı sizce? Dünya maden felaketleri tarihine geçmiş, onca yuvaya ateş düşüren bu facianın yargılanmasında gerektiği gibi sorumluların cezalandırıldığını düşünmüyorum.
Hendek’te havai fişek fabrikasındaki patlama. Onca ölüm ve yaralanma. Bilirkişi raporları hâlâ tartışılmakta. Verilen cezalar ise adaleti sağlamaya yetmedi.
Amasra maden faciasında kaybettiğimiz 43 madenci için, ihmaller zinciri ve denetçilerin sorumsuzluğu hâlâ yargıdan adalet beklenmekte.
İliç maden faciasında canları kaybettiğimiz gibi, topraklarımızın yıllar sürecek çevre felaketine maruz kalmış olması karşısında adaletin ayak sürüyen soruşturma durumu hâlâ sürmekte.
Aladağ’da bulunan tarikat yurt yangınında, kilitli kapılar sonucu yanarak ölen çocuklarımızın adaleti sağlanamadığı, kamuoyu tarafından hâlâ konuşulmakta.
6 Şubat depremleri sonrası binlerce yurttaşımızın ölümüne neden olan ihmaller, hatalı projeler, bu projelere onay verenler, kullanılan binalarda yapılan yasa dışı tadilatlar ve binaları yapanlar ile ilgili davaların bazıları yetersiz cezalar almış olsa da, bazıları hâlâ devam etmekte. Asıl sorumluların yargılanmadıkları düşüncesi toplumda yaygın.
Katledilen yüzlerce kadın. Bazılarının defalarca emniyete başvuru yapmış olmasına, bazılarının mahkeme kararı aldırmış olmalarına ve korunma talepleri olmasına rağmen ölümlerine engel olunamadı. Rabia Naz, Şule Çet, Nadire Kadirova, Pınar Gültekin ve daha yüzlercesi adalet beklemekte.
Rojin Kabaiş’in ölümü ise, önce intihar dendi. Babanın ısrarlı talebi ve takibi ile dosyada yeni deliller ile cinayet ihtimali kuvvet kazanmış durumda. Peki baba ısrar etmeseydi ne olacaktı? Dava kapanıp unutulacaktı. Pek çok dava da olduğu gibi!
Hiç birinin adını hatırlamadığınız, çocuk işçi olarak çalıştıkları yerlerde hayatını kaybeden, gerektiği gibi yaşamadan bu dünyadan göç etmek zorunda kalan daha 15’inde, 16’sında olan gencecik çocuklarımız için adalet. Onlar yeterli önlemlerin alınmaması, gerektiğinden daha tehlikeli işlerde çalışmak zorunda bırakıldıkları için hayatlarının baharında aramızdan ayrıldılar. Onlar için adalet ne olacak?
Ya kimseyi öldürmeyen, dövmeyen, talan ve darp yapmayan, kumar oynatmayan, fuhuş yaptırmayan, uyuşturucu satmayan, devletin gizli bilgilerini başka devletlere satmayıp sadece tüm yurttaşların hakları olan seçilme hakkını kullandıkları için içerde tutulanlar? Yani tek suçları sadece halk tarafından seçilmiş olanlar?
Ya milletin seçtiği milletvekili olarak TBMM’ne giremeyip hâlâ hapiste olan?
Millet adına, halkı aydınlatma ve gerçekleri bilmeleri için mücadele eden ve bu nedenle hapishanelerde olan onlarca gazeteci için adalet?
Tüm bu problemler varken ve yaşanırken, hapishanelerde yer yok diye, infaz kanunu değiştirilerek ilk etapta 55 bin, ikinci etapta 60 bin cinayet, kapkaç ve daha pek çok suçtan hüküm giymiş mahkûmu erkenden salıveriyoruz. Oysa bunların birçoğunun bir yıl içinde tekrar hapishanelere düşeceğini bile bile.
Adaleti böyle mi sağlayacağız?
Şimdilerde bildiğiniz gibi, rezerv alan veya el koyma gibi şahıs tapularının bile bir gecede sahiplerinin ellerinden uçuvereceği bir süreci yaşamaktayız.
Eğer tapunuz garanti değil, diplomanız garanti değil ise neyiniz garanti?
Bir ülkede bu kadar çok adalet sorunu yaşanıyor ve bu konu konuşuluyor, ilgili taraflar adaletin sağlanamadığı konusunda olumsuz genel bir kanaate sahipse, demek ki adalette bir sorun var.
Asal araştırma şirketi 26 ilde 10-14 Ocak 2026 tarihinde yaptığı anket çalışmasında 1600 kişiye sormuş: “Türkiye’de adalet var mı?”
Ankete katılanların yüzde 71’i “adalet yok” demiş, yüzde 7,5’u ise fikrim veya cevabım yok diye yanıt vermiş.
Bu anket sonuçlarına baktığımızda ve yukarıda bir kaçını aldığım örneklerden yola çıkarak ülkemizde ciddi bir adalet sorunu olduğu söylemek durumundayız.
Oysa ki hepimiz adalet dağıtılan yerlerde “Adalet Mülkün Temelidir” yazısını biliriz. Ancak adaletin, duvarlara yazmakla olmadığı da bir gerçek. Adalet varsa; demokrasi, refah, eşitlik, huzur, iş, aş, barış, özgürlük vardır. (13.01.2026)



