Yılmaz Kaya AYLANÇ –
CHP iki yılda dört kurultay ile sanırım siyaset tarihinde bu konuda da özel bir yer edinmiş oldu. Aynı zamanda Genel Başkan Sayın Özgür Özel bu kurultaylarda dört kez genel başkan seçildi.
39. Kurultay ise PM’nin genişletilmesi, Parti Programının son halinin kabulü ile de önem arz etmekte. En önemlisi ise, ülkenin içinde bulunduğu ve en uzun iktidar sürecinin tek parti tarafından geçildiği bu dönem aynı zamanda parlamenter sisteme dönme iddiasında olunması açısından da önemli (hemen her partinin).
Kurultay, CHP Genel Başkanı, yöneticileri ile PM ve MYK’da yer alanlar açısından sanırım en rahat kurultay olma özelliğini de taşımakta. Kurultaylar tarihi açısından Genel Başkan’ın aldığı oy ve PM anahtar listesinin aynen geçmesi ile de hafızalarda yer alacak.
Ancak bu iyi bir şey mi, bunu biraz değerlendireceğim. Sanırım herkesin farklı bir yanıtı olabilir.
Kurultayın en önemli söylemlerinden biri ise, Genel Başkan Özgür Özel’in “bu kurultay muhalefetteki son kurultaydır” söylemidir.
İlk değerlendirmem ile başlayayım.
CHP tarihi itibariyle en belirgin ve beni en çok ilgilendiren durumu sol anlayış konusunda yeterince net ve kararlı olamayışıdır. Bunda, onlarca yıl süren karşı propaganda ve arkasında ciddi finansman desteği ile topluma salınan korkunun payı olabilir mi, bence olmaması gerekli. Ancak sonuçta parti ne zaman sola doğru çekiliyor olsa yeniden sağa doğru bir itme ile yer yine değişiyor. Bu açıdan bana kızabilirler, ancak bu gerçekleri değiştirmiyor.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile tek başına iktidar olunamayacağı anlayışı partinin her kademesinde veya söyleminde veya stratejilerinde etkisini artırdığı gibi bir durumu da burada tespit etmek isterim.
Her kurultayda daha da güçlenerek çıkıldı söylemlerine açıkçası Genel Başkan dışında katılmak zor.
Firesiz geçen bu kurultay sonunda, öncesinde beşli masa ile sağ görüşlü partilere dağıtılan milletvekilliklerine kızan parti yöneticilerinin, sağdan transfer edilmiş PM üyeleri için ne diyorlar merak ediyorum.
Şimdi kurultay öncesine gidelim.
Bu kurultaya gelinceye kadar ilçeler ve sonra iller genel kurullarını yaptı. Burada genellikle ne dendi ve ne oldu? “Parti içi tartışma ve ikilik istemiyoruz, mümkünse tek aday tek liste ile yapılsın.”
Bu benim CHP’ye yakıştıramadığım ve her zaman rahatsız olduğumu ifade ettiğim bir söylem. Bırakın insanlar özgürce tartışsın, birbirlerine rakip olsun, seçimler yapılsın ve birkaç oy ile diğeri seçilsin, sonra kucaklaşarak salondan çıksınlar. Listeler yerine çarşaf listelerde üyeler aday olsun ve kim ne kadar oy alıyorsa onlar bir süre yönetsin. Yoksa ilçe ve illerde tek listeler ile seçimlerin yapılmış olması (istisnaları da var), çekişmenin olmuyor olması, delegelerin topluca ellerini kaldırıyor olmaları, çok sesliliğe zarar verebileceği gibi partinin gelecek kadro zenginliğine de zarar vereceği kanaatindeyim.
Parti içi demokrasiyi böyle sağlayabiliriz. Bununla da övünülmüyor muydu!
O nedenle CHP içinde yetişmiyor veya yokmuş gibi sağdan ekonomist veya başkaca uzmanlık alanlarına sahip kişilerin PM’ne alınmasına gerek kalmayabilir. Onun için sağlıklı tartışma ortamı ve sağlıklı seçim ve yerleştirme konularında partinin yapması gerekenler olduğunu düşünüyorum.
İllerde veya ilçelerde çokça söylem olarak “yoldaş” kelimesini duyar ve bu sol jargonun insanları hafif tebessüm ettirdiğini görür üzülürüm. Parti programı ile, yöneticileri ve programı ile, cesaretle sol anlayış sergilendiğinde sanırım bu tebessümler yerini kuvvetle sıkılmış yumruklara bırakacaktır.
Şimdi artık sakin, iç seçim telaşlarının olmadığı en az iki yılı yaşayacağız. Parti iç çekişmeleri, kişi tartışmaları ve başkaca iç sorunlar artık geride kalmış olacak.
Genç ve tam desteğe sahip bir liderle ve istediği parti yöneticilerini, delege oy vererek seçmiş olmanın rahatlığı ile çalışılacak iki yıl.
‘Nasıl bir Türkiye’ hayalini bir programa bağlayan partinin, ülke gerçeklerini görmüş, ihtiyaçları tespit etmiş ve bu ihtiyaçların nasıl karşılanabileceği ile ilgili çözümlerini netleştirmiş olduğu bir dönem. Bu dönemde artık bunları halka anlatma, ikna etme ve bunu seçimlerde oya dönüştürme için çalışma zamanı.
CHP’nin, bir yandan iktidarın hukuk kıskacı ile uğraşırken, diğer yandan yerel yönetimlerde kaybettiği kadroları ve kent uzlaşısı noktasında halk ittifakı ile sağlanan dayanışmayı “barış, kardeşlik ve demokrasi” komisyonunun aldığı yolda tereddütlerinin getirdiği sıkıntıları yaşarken, iktidara giden yolun böyle taşlı ve dikenli olacağı bilinci ile, bıkkınlığa düşmeden ama ne yapacağı konusunda kararlığını halka gösterebilecek bir uygulama sistematiği içinde olup olmayacağını da hep birlikte göreceğiz.
Bugün, CHP için bir fırsat zamanı. Ülkenin içine sıkıştığı ve debelenip çözüm üretemediği onca konuları arasında, halk tarafından kabul görmemiş “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” uygulamasından kurtulması açısından da arkasında önemli bir desteği olduğunu düşünüyorum.
İşte, yeni kadrolardan ve parti programından halkın yaşantısına dokunacak ve geleceğini değiştireceğine inanmalarını sağlayacak yol ve yöntemler de bu yeni kadrolara düşmekte.
Bunları yaparken de sadece bugünü değil, yarını da şekillendirecek bir kurgu ve çalışma beklemekte kendilerini.
Buradaki en önemli söylem de “iktidar olma” talebiydi. Salonda bunu hissetmemek mümkün değil.
İktidara giden yolun da ortak akıldan geçtiğini söylemeliyim. Ortak aklın görünür olmasını ve seslerin parti merkezinden duyulabiliyor olmasını sağlamak ve bunlara geri dönüşleri sağlıklı bir biçimde yapmak sorumluluğunun da parti merkezi ve genel başkanın önemli görevlerinden biri olduğu kanaatindeyim.
Ki eksiklikleri dile getirmek, yapıcı eleştirileri ortaya koymak, bunları dinlemek, bu kanalları işler ve açık tutmak önemli bir sorumluluk.
Parti içindeki bu eleştirel kültürün yok olmamasını sağlamanın, sağlıkla işlerliğini devam ettirmesi yönünde gerekeni yapmanın, iktidar olmak kadar önemli olduğunu umarım parti yöneticileri de böyle düşünüyordur. Partinin olduğu kadar ülkemizin de bu kültürün gelişmesine ihtiyacı vardır.
Parti programının pek çok sorunu ve bununla ilgili ne yapılmak istediğini ortaya koyduğunu görüyoruz. Bunlarla ilgili eleştirileri hoş görmekle birlikte tabii ki tercihleri ortaya koyduğunu da kabul etmek zorundayız. Sonuçta bu programa kafa yoruldu, birçok kişi katkı koydu ve son noktayı PM ve Genel Başkan koydu.
Küçük bir not eklemeden de geçemeyeceğim, programda başlıktan öte daha geniş yer almasını istediğim alanlar vardı tabii ki, ancak laikliğin bu Cumhuriyetin ana omurgası olduğu hepimizce malûmken, bu konuda yeterince derin ve kalın çizgilerden imtina edilmiş görüntüsü açıkçası beni üzdü. Bununla bağlantılı olarak eğer programı ben yapıyor olsaydım, onca spekülasyona girmiş, iğrenç açıklamaları olmuş ve uygulamaları ile kurucumuzun kemiklerini sızlatmış Diyanet İşleri içinde gelecekte ne yapılacağını daha açık yazardım.
Eğer bu ülkede taraf olan yurttaşları ürkütmemek için böyle geçildiyse buna şiddetle karşı çıktığımı da belirtmeliyim. Bunları bugün söylemeyeceksek ne zaman söyleyeceğiz.
Parti yönetiminin tek çatı altında plan, program ve strateji geliştirmesi uygulamasında sanırım bağımsız bir kurul daha oluşmakta, “Cumhurbaşkanlığı Ofisi”. Bununla ne yapılmak istediğini açıkçası çok anlamış değilim. Parti yönetimi ile ülke yönetimi kadrolarını mı ayrıştırıyorlar, parti ülke yönetimde ne rol oynayacak, ofis ne rol oynayacak bu iktidara giden yolda diye düşünüyorum. Bazı yerlerde çelişki veya karşı karşıya geliniyor olabilir mi? Yaşayıp göreceğiz.
Ancak CHP Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine karşı iken, muhalefet pozisyonunda bu sisteme uygun bir tasarım görüntüsü verebilir, dikkatli olmak gerek.
Şimdi parti programına bakalım. Geçen yıl Eylül ayında yapılan çalıştayda ve ondan önce de ilçelerden alınan öneriler ve kritikler sonucu üzerinde uzunca zaman emek verilmiş çalışma, bu kurultayda delegenin onayına sunuldu ve kabul edilerek parti programı olarak yerini aldı.
Programın güncel yaşayan sorunlara değinmesi açısından olumlu pek çok maddesi var. Bunlar; konut alımı yoluyla Türk vatandaşlığı dağıtılmasına son verilmesi, Kuvvet Komutanlıklarının yeniden Genel Kurmaya bağlanması, Harp Okullarının da Kuvvet Komutanlıklarına bağlanması, Askeri lise ve hastanelerin yeniden açılması, Asgari Ücret Tespit Komisyonunda daha adil temsil, yılda iki zam ve yüksek enflasyonist ortamlarda yılda dört kez zam yapılması, davet usulü ihalelerin sadece acil durumlarda yapılması, kalıcı yaz saati uygulamasının son bulması, deniz kıyılarının halka açılması, orman alanlarının başka amaç ile kullanılamaması, parlamenter sisteme dönülecek olması, yürütme-yasama ayrılığının güçlendirilmesi, hakim ve savcıların bağımsızlaştırılması, HSK’nın yeniden yapılandırılması, adil yargılama sürelerinin kısaltılması, enflasyon hedeflemesinin geri gelmesi, AB üyelik sürecinin canlandırılması, komşular ile diyalog gibi daha önce de çeşitli şekillerde söylenenler.
Ancak bir de yeni söylemler var. Onlar ise; polislere sendika hakkı verilmesi, tarımda kullanılan mazotta KDV ve ÖTV’nin kaldırılması, Bireylerin önemli harcamalarının gelir vergisinden düşülmesi, en düşük emekli maaşının önce asgari ücrete daha sonra bir buçuk katına çıkarılması, geçiş garantili projelerin kaldırılması, dar gelirli vatandaşa tatil imkanı, nadir toprak elementlerinin yabancılar tarafından işletilmeyecek olması, Cumhurbaşkanlığı yetkilerinin sınırlandırılması, kamu harcamalarının şeffaf olması, yolsuzluklar ile ilgili bağımsız kurul oluşturulması, gelir dağılımında adalet için gerekli adımların atılması, yenilenebilir enerjiye öncelik verilmesi, tarımda kooperatiflerin desteklenmesi, her çocuğa ücretsiz sıcak yemek ve kırtasiye, üniversitelilere yurt sağlanacak olması, mültecilere entegrasyon programı uygulanması, iç güvenlikte polis ve jandarma ayrılığının korunacak olması, siber güvenlik biriminin kurulması gibi yeni söylemler de var.
Bir kısmını buraya yazdığım konuların dışında da daha pek çok konu var. Bazıları başlık halinde, bazıları daha geniş yer bulmuş programda.
Şimdi işin fiiliyat dönemi başlayacak. Kitaplarda yazılanlar, sokaklarda anlatılmaya çalışılacak. Söylenenler iki milyon üye ile anlatılacak ve dünyada tek olacak açıklamasını yaptı Genel Başkan.
Türkiye, artık haksızlıkları, kayırmaları, istisnai muameleleri, adaletsizliği kaldıracak durumda değil. Üstelik gerek Ortadoğu’da, gerekse yakın ve orta uzak bölgelerde ciddi sorunlar oluşmakta, bazıları devam etmekte.
Türkiye önce içerde refahı ve adaletli bir yaşamı yaşamaya başlamalı. Yurttaş çok yoruldu. Bu nedenle, çekilen bu sıkıntıların bitmesi adına kurtuluşu aramakta. CHP bu kurtuluşu sağlayacak bir iktidar şansını bu kez tek başına yakalayabilir.
O nedenle CHP, Genel Başkanından, en son ilçe yönetim kuruluna kadar istisnasız bir sorumluluk altında hareket etmelidir. İki milyon üye ise, karar vericilerin belirlediği stratejiye uygun sokaklarda yerlerini almalılar. Biliyorum ki bu sağlandığı takdirde halk gereken desteği fazlası ile verecektir.
Sayın Özgür Özel bu son kurultayda ilk kez söylediği ve ağır bir sorumluluğun altına imza attığı süreci başlatmış oldu. CHP başarırsa, sanırım Türkiye de başarır … (04.12.2025)




1 Yorum
Öncelikle yüreğinize ve elinize sağlık. Güzel bir yazı olmuş. Verilen bu mücadele partı içi çekişme ve dedikodularla heba edilmemeli. Herkes yerini ve sorumluluğunu bilerek hareket etmeli. Tek yürek olmalı. Özgür Özel tam bir lider olmuş. Herkes onun arkasında durmalı. Türk toplumu böyle yapılara güvenerek oy verir. Selamlar.