Yılmaz Kaya AYLANÇ –
2026 yılının ilk günlerinde dünya yeni bir eşiği daha atlamış oldu. Devlet terörünün yeni bir boyutu ile tanıştık.
Bütün dünyaya özgürlüklerin ülkesi olarak pazarlanmaya çalışılan Amerika’nın, ikinci kere iktidara gelen başkanının yaptıklarının pek çoğumuzu şaşırtmadığını düşünüyorum.
Öyle ki, ilk başkanlık sürecinde yaptıkları bizleri böyle düşünmeye sevk etmekte. Kendi ülkesinde de olmadık uygulamalara imza atan başkan, başka ülkelerin iç işlerine karışmayı da kendine hak gören tutum ve davranışlarına ikinci başkanlık döneminde de artarak devam etmekte.
İlk dönemin sonunda meclis baskınına çanak tutan ve destekleyen başkan, artık özgüveni tavan yaptığı bu dönemde, başka meclislere ve başkanlara, başbakanlara karşı fiili uygulamaları yapmaktan geri durmamakta!
Hepimizin henüz hafızalarında olan Gazze toplantısında ülkelerin başkan ve başbakanları ile nasıl dalga geçtiğini, kendince acayip şakalar yaptığını televizyonlardan hep birlikte izledik.
Bazı Afrika ülke başkanlarına diğerini örnek vererek tehdit ettiğini, diğerini sevdiğini söylediğini hâlâ hatırlıyoruz. Kendisini ziyarete gelen devlet başkanlarının da bazılarını azarlaması, bazılarına kaba davranışlarını, basına şikayet edişlerini hatırlıyoruz.
Başka ülkelerin yeraltı ve yer üstü zenginliklerini sömürmeyi kendine hak gören ve bunu lakayt bir biçimde ifade ederek, “burayı istiyorum” gibi ifadelerle başka hiçbir ulusun, halkın hakkı yokmuşçasına, her şeyin kendisine ait olduğunu sanan bir şımarıklıkla ifadelerini her gün medyada okumakta, görmekteyiz.
ABD’nin demokrasi ve özgürlükler ülkesi hikayelerini Hollywood filmlerinden kalmış bir manipülasyon olduğunu henüz anlamamış olanlara da ABD başkanı, tutum ve davranışlarıyla göstermiş oldu.
Ancak burada şımarık bir başkanın silahlı gücün kendine verdiği özgüven ile yaptıklarından daha önemlisi demokrasi. Herhangi bir ülkenin çağdaşlığını ifade etmek için o ülkede hukukun üstünlüğü kriteri önem arz etmekteyken, dünyada devletlerarası ilişkilerde de uluslararası hukuk önemlidir.
Bir devletteki düzeni sağlayan hukuksal yapı, anayasa ve kanunlar ile düzenlenmiş olması ve çıkacak ihtilaflarda bunlara göre karar verilmesi ne ise, uluslararası ilişkilerde de uluslararası hukuk ve bu anlamda ortak anlayış kuralları geçerlidir. ABD’nin yaptığı ise tüm bu kuralları tanımamak ve ‘ben ne istersem yaparım’ anlayışı olur ki, kurallar yoksa düzen de yoktur. O zaman sonuç KAOS olur. Peki o zaman ABD’nin yaptığı nedir? Buna ister korsanlık, ister uluslararası devlet terörü, isterseniz vandallık, ne derseniz deyin. Bu kabul edilemez bir durum.
Şimdi hem Amerikan halkı hem de diğer ülke halkları ve yönetenleri bu yeni durumu seyretmeye devam edecekler mi, yoksa bu duruma dur diyecek ve bir şeyler yapacaklar mı, göreceğiz.
Yapmadıkları takdirde ne olur?
Bu durum artarak devam edebilir ve bir gün sessiz kalanların da başına gelebilir.
Bu durum başkalarına örnek olabilir, herkes gücü yettiğine aynı yöntemi uygulamaya kalkabilir.
Bu durum bazılarını çılgınca işler yapmaya itebilir ve kimsenin ummadığı sonuçlar ile dünya karşı karşıya kalınabilir. Oysa yapanın da kendine göre haklı olduğunu sandığı bazı argümanlar var. Kimse inanmasa da o bunları söyleyebiliyor. Ne diyor: Uyuşturucu diyor. Oysa ki bilindiği üzere çok daha fazlası başka bir ülkeden California eyaleti üzerinden Amerika’ya giriyor. Yine, yıllarca uyuşturucu ticareti parasıyla ayakta kalmış terör örgütlerine şimdi bizzat kendisi ciddi silah ve mali yardım yapmakta.
Halkına kötü davrandı deniyor ise: Biliyoruz ki bazı ülkeler var ki, çok daha kötü günleri halkına yaşattığı halde ABD’nin iyi ilişkiler içinde olmasına engel değil. Hatta uluslararası ilişkilerde desteğini ifade edebilmekte.
Başka ülkelere kötü davrandı diyor ise: Yetmiş binden fazla insanın ölümüne neden olan İsrail’e desteği, hiçbir başka ülkeye yapmış değil.
Yani ne derse desin kimseyi ikna edecek makul ve insani bir gerekçe göstermez. Zaten kendi de demiyor mu, “Biz petrolü kendimiz işleteceğiz, biz Venezuela’yı daha iyi yöneteceğiz” diye.
Peki bu hakkı nereden alıyor? Peki şimdi sıra kimde?
Medya vasıtası ile sıranın Küba, Danimarka (Grönland), Kosta Rika vb. başkaca ülkeleri veya liderleri sayarak açıklamasını sürdürüyor. Oysa hem Venezüella yöneticisine, hem diğer ülke ve liderlerinin isimlerini sayarak o ülke halklarına hakaret ediyor, o ülke halklarını aşağılıyor. Bunun kabul edilebilir bir tarafı olabilir mi?
Ben yine de Amerikan halkından, vaktiyle Vietnam konusunda olduğu gibi ayağa kalkacağını ve bu orman kanunu tarzı yönetim anlayışına güçlü bir şekilde hayır diyeceğini umuyorum. Ummak istiyorum, yarınlar adına.
Eğer bu güçlü çıkışı başarabilirlerse her hangi bir senatörün, yüksek mahkemede açacağı dava ile bu gidişe dur diyecek ve başkanın azli ile sonuçlanabilecek bir karar çıkartması da olasılıklar arasında diye düşünüyorum.
Amerika’nın Kızılderililere ne yaptığı ve onları nasıl yok ettiği ve bunu filmlerde kahramanlık olarak dünyaya sattığı unutulmamalıdır.
Emperyalizme ilk ve en etkili tokadı atan, ülkesinin esaretini önleyip tam bağımsız bir devlet yapıp, kapitülasyonlarla başka ülkelere verilmiş yer altı ve üstü kaynakları halkın malı olarak ülkesinde kalmasını sağlayan kurucumuz Atatürk’e de burada değinmeden geçemeyeceğim. Dediği gibi “yurtta barış, dünyada barış” düsturu için yanlış olan şeylere ama, fakat, lakin demeden güçlü bir hayır diyebilmeliyiz.
Bir şekilde bu gidiş durdurulmalıdır.
Gücün demokrasiden üstün olma anlayışının alkışlandığı bir dünya, tümüyle felaketlerin ve yıkımın egemen olacağı bir dünya demektir. Bunu da aklı başında kimsenin isteyeceğini sanmıyorum.
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın demeyin! (06.01.2026)



