CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Milas’ta yapılan “Acele Kamulaştırmaya Hayır” mitinginde yaptığı konuşmada Anayasa Mahkemesi’ne, 260 muhalefet milletvekilinin, zeytinlikleri madencilik faaliyetlerine açan kanunun yürürlüğünün durdurulması ve iptali istemiyle yaptığı başvuruyla ilgili acilen karar vermesi yönünde çağrıda bulunup “Bu milletin sesini duyun, bu ormanın sesini duyun, bu hayvanların, bu kuşların bu ağaçların günahına girmeyin … Anayasa Mahkemesi’nin sayın üyeleri, bu gece yastığa başınızı koyduğunuzda o orman köylüsünü düşünün, onun için mücadele eden, 80 yaşında bastonuyla direnen teyzeyi, onun akıttığı gözyaşını düşünün. Oraları maden olduğunda yok olacak olan o hayvanları, o güzelim ağaçları düşünün ve bir tane zeytinin bile kıymetini düşünün ve bir buçuk milyon zeytin ağacının kesimine dur demek sizin yetkinizde. Bu gece onları düşünün ve artık bu başvuruyu öne çekin, görüşmesini yapın” dedi ve ekledi:
“Bu katliama dur deyin!”
A. Kemal KAŞKAR –
Milas, 15 Şubat Pazar günü tarihinin en büyük mitinglerinden birine ev sahipliği yaptı. Atapark’taki ‘Acele Kamulaştırmaya Hayır’ mitingi, yaklaşık 8 bin kişilik çok büyük bir katılımla gerçekleşti.
Miting öncesinde ilçemiz siyasetinin gündemi mitingden çok; AK Parti ve MHP il ilçe yöneticilerinin bölgemizde yıllardır iktidar eliyle zeytin ağaçlarına reva görülen muameleleri yok sayan açıklamaları ve bunun karşısında CHP Milas İlçe Başkanı Ahmet Kılbey’in, “29 Aralık 2025’te noterden vekalet verdim, tapu devri yapmadım ama sattım, 100 bin lira kaparo aldım” savunma çabasına rağmen kendisini Menteş mahallesinde 3 dönümlük arazisinde zeytin ağaçlarının kesilmesinin sorumluluğundan kurtaramayıp istifa ettiğine ilişkin haberle meşguldü. Az bir ihtimal de olsa bu konuya değinmesi beklenen ama değinmemeyi tercih eden CHP Genel Başkanı Özgür Özel, her zamanki gibi etkili konuşmasıyla meydanı coşturmayı bildi.
Saat 14’te saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal marşımızın söylenmesiyle başlayan mitingde ilk konuşmacı Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’tı.
“Muğlamızın çok büyük bir tehlike altında olduğunu hep beraber görebiliyoruz”
Yağışlı günlerin ardından güneşin yüzünü göstermiş olmasını, ‘her şeyin çok güzel olacağı gelecek güzel günlere dair anlamlı bir mesaj’ olarak değerlendiren Aras, “Bu Milasımıza mesaj, Muğlamıza mesaj, ülkemize mesaj. Cezaevinde tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere tüm belediye başkanlarımıza, bürokratlarımıza, siyasilere, gözaltına alınan ve tutuklanan gazetecilere, herkese mesaj bu bence” dedi.
Bir yandan termik santralları çalıştırmak için kömür çıkarma uğruna binlerce dönüm ormanlık alanın, tarım arazisinin, zeytinliğin heba edilmek istenmesinin, öte yandan karbon ayak izinin düşürülmesi için Paris İklim Anlaşması’na imza atıp taahhütlerde bulunmanın ve ülkemizde bu yönde toplantı düzenleyecek olmakla övünmenin çok büyük bir paradoks olduğuna, oluşturduğuna dikkat çeken Aras, ilimizin adının ‘acele kamulaştırma’ kararlarıyla, maden ruhsatlarıyla, kıyı işgalleriyle ve ormanların tahsisiyle anılmasına tepki cümleleriyle sürdürdüğü konuşmasını “Muğlamızın çok büyük bir tehlike altında olduğunu hep beraber görebiliyoruz. Bugün burada Akbelenliler, İkizköylüler var. Bütün demokrasi güçleri, bütün mücadeleci insanlar, çevreciler; herkes burada. Kendilerine ve Sayın Genel Başkanımıza çok teşekkür ediyorum” sözleriyle tamamladı.
Özel’in konuşmasından, ülkemiz siyasetinin gündemine ilişkin satır başları …
CHP Muğla Milletvekilleri Gizem Özcan, Süreyya Öneş Derici ve Cumhur Uzun’un da aralarında olduğu birçok CHP milletvekilinin, belediye başkanları ve meclis üyelerinin yanı sıra muhalefet partileri, sendikalar, sivil toplum örgütlerinin yönetici ve temsilcileriyle birlikte sekiz bine yakın sayıda katılımla gerçekleşen mitingde, cezaevindeki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun mesajının CHP Muğla İl Başkanı Nail Kızıl tarafından okunmasının ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz”, “Havama, suyuma, toprağıma dokunma”, “Her yer Akbelen, her yer direniş”, “Hak, hukuk, adalet” sloganları ve alkışlar arasında konuşmasına başladı.
Özel, ülkemizin gündemine ilişkin siyasi mesajlar olarak; ilk genel seçimde iktidar olduklarında deprem konutlarıyla ilgili olarak vatandaşa imzalatılan boş senetleri yırtıp atacaklarına, Artık, ‘erken seçim sandığının vatandaşın önüne getirilmesi’ dışında Erdoğan’dan herhangi bir şey istemeyeceklerine, Bakan evlatlarının değil vatan evlatlarının devrinin başlayacağına, Bir sonraki iktidarın engellenmesi amacıyla yapılan ‘19 Mart darbesi’nin hesabının sorulacağına, Milas’taki 89’uncu mitingin bu darbenin 333’üncü gününe denk geldiğine ve ülkemizin, darbenin bininci gününde AK Parti iktidarından kurtulmuş olacağına, Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanmasının Gürlek’in hakim ve savcı olarak yaptıklarının tümünün siyasi olduğunu kanıtlamış olduğuna, AK Parti’ye ve MHP’ye oy veren, bu iktidardan mağdur olan vatandaşlara hitaben de “Katlanmak zorunda değilsiniz, bize katılabilirsiniz” çağrısına yer verdiği konuşmasında, ülkemizde-ilimizde-ilçemizde tarımın bitirilmesine ve ilçemizdeki ormanlık-tarımsal-zeytinlik alanlara ilişkin ‘acele kamulaştırma’ kararına ilişkin şunları söyledi …
“Köylüye ‘al ananı da git’ değil, ilki gibi ‘Köylü milletin efendisidir’ diyen bir cumhurbaşkanına ihtiyaç vardır”
“… Muğla 20 yılda 418 bin dekar tarım alanı kaybetmiş, yani küçülme % 17. Türkiye’dekinin, yüzde olarak tam iki katı. Yani Türkiye’de tarım alanı kaybediyoruz, ama Türkiye’de olanın iki katı, iki misli oranında Muğla’da kaybediyoruz. Belediye Başkanına sordum, Milas’ın nüfusu 152 bin. Şehir merkezi büyüyor, köyler küçülüyor. Sabahleyin buradan Bodrum’a 20 bin kişi çalışmaya gidiyor. Her köyden bir araç, iki araç, üç araç; köyde kendi tarlasında bahçesinde çalışması gereken ya da arıcılık yapması, bal üretmesi gereken, kendini doyururken Muğla’yı, Türkiye’yi doyurması gerekenler, 20 bin kişi topraktan ekmek çıkaramadığı için gidiyorlar Bodrum’da otellerde çalışmak durumunda kalıyorlar. Elbette ki her emek kıymetlidir. Ama bir ülke çiftçisini kaybediyorsa, o ülkede ortalama çiftçi yaşı 58’e çıktıysa ve çiftçiler, genç çiftçiler, ‘fırsat bulursam, asgari ücretten bir iş bulursam seneye köyde kalmam’ diyenlerin sayısı 3 genç çiftçiden ikisine çıkmışsa, işte burada çok büyük bir sorun vardır. Çok büyük bir tehlike vardır. Bunun için de bir kez daha bu sorunları gören, bu sorunları çözmek isteyen ve artık bu işlere enerjisi de olan, kararlılığı da olan yepyeni bir iktidara, yepyeni bir enerjiye; şikayet eden köylüye ‘al ananı da git’ diyen bir cumhurbaşkanına değil, ilki gibi ‘Köylü milletin efendisidir’ diyen bir cumhurbaşkanına ihtiyaç vardır.”
“Tayyip istifa!” … “Cumhurbaşkanı İmamoğlu”
Miting alanında o sırada aynı anda atılmaya başlanan farklı sloganlara ilişkin, “Televizyon ekranlarından anlaşılmıyor olabilir. Muğla, Milas meydanı ikiye bölündü: Bir taraf gideceği söylüyor, öbür taraf geleceği” diyen Özel, vatandaşlarla diyalog halinde sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önce sizi dinleyelim, gidecek için ne diyorsunuz? (“Tayyip istifa!” sloganları …) Şimdi, söylediğiniz beyefendi gidince yerine kim gelecek diyorsunuz? (“Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganları …) Size şunu söyleyeyim, ne olursa olsun, şimdi bu mitingi buraya yapmaya geldik, 89’uncu kez bir meydandayız, bir eylemdeyiz, otobüsün üstündeyiz. Durmadık durmayacağız. Yılmadık yılmayacağız. Ne arkadaşlarımızı unutacağız ne bu mücadeleyi bırakacağız. (“Her şey çok güzel olacak!” sloganları …)
“Gelire göre kira dönemi başlayacaktır”
Bu şehirde en büyük sıkıntılardan bir tanesi, yüksek kiralar. Muğla’da inanılmaz bir barınma sorunu var. Ortalama 30 bin lira kirayla Allah ev sahibi olmayanlara, kiracılara, bilhassa da bu şehre tayinle gelen devletimizin memurlarına yardım etsin. Buradan ifade ediyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, barınma sorununu çözmek üzere hazırladığı parti programındaki bölümde ‘kiralık sosyal konut’ vardır. Biz bunu söyleyince, Adalet ve Kalkınma Partisi, bunun bulduğu büyük karşılıktan sonra ‘biz de bunu yapacağız’ dediler. Ancak buradan ifade ediyoruz 100 konuttan 5 tanesinin kiralık olması asla yeterli değildir. Bizim önerimizde olduğu gibi en az yüzde 15, 20, 25’lik oranlarda kiralık sosyal konut olmalıdır. Bu kiralar, dünyadaki iyi sosyal demokrat örneklerde olduğu gibi bizim iktidarımızda ‘gelire göre kira’ dönemi başlayacaktır. Çok kazananın daha yüksek, az kazananın daha az kira ödediği, hiç kazancı olmayanın ‘temel vatandaşlık geliri’ni aldığı ve ücretsiz barındığı bir sistemi kurmak boynumuzun borcudur. Bu ülkeye namus borcumuzdur. Dört yılda % 560’lık kira artışıyla % 480’lik konut fiyatı artışıyla Muğla bu konuda en zor durumda olan illerden bir tanesi. Bunun için de özel olarak bu konuda Muğla’ya ayrıca bir katkı sağlamak boynumuzun borcu. Antalya ve Muğla, kışlık nüfuslarını, yazın ikiye üçe beşe ona katlayan ilçelere sahip. Öyle olunca da, başta söylediğim gibi burada hem altyapı hem belediyelere ayrılan kaynak hem de orada yaşamak zorunda olan, orada turist olarak değil oranın gerçek sahiplerinin sorunlarını görmek lazım, çözmek lazım. İşte ben bu meydanda o sorunları yaşayanları görüyorum ve o sorunları teker teker çözeceğimize de söz veriyorum.
Ve ‘acele kamulaştırma’ …
… Tabii, Milas’ta olmamızın en önemli sebeplerinden bir tanesi de, maalesef hükümet eliyle Akbelen’e yapılanlar. Demokrasilerde millet vekâlet verip de çekilmez arkadaşlar. Tam olarak da bugün bunu yapmaya geldiniz, bunu yapmaya geldik. (“Her yer Akbelen her yer direniş” sloganları …) İkizköy’e, Muğla’nın Milas’ın köyü İkizköy. Şimdi Büyükşehir olunca ‘mahalle’, ‘kırsal mahalle’. İkizköy’deki Akbelen Ormanı 2018 yılında bir maden şirketine verildi. O tarihten itibaren İkizköy boşaltılmaya ve İkizköy İkizköylülerin elinden alınmaya çalışıldı. 2019 yılında ‘orman’ için kesim kararı çıkardılar. O günden itibaren de Akbelen direnişi başladı. O günden beri çevreciler, Muğla’yı sevenler, Milas’ı sevenler ve Türkiye’nin dört bir yanından, bu mücadeleye gönül ve destek verenler Akbelen’de oldular. Biz olduk, milletvekillerimiz oldu, örgütümüz oldu, sizler oldunuz. Öncelikle, Akbelen direnişini saygıyla selamlıyor ve bir kez daha sahipleniyoruz.
Şimdi, meselenin ne olduğunun bütün Türkiye tarafından duyulması, canlı yayında duyulması, bunun konuşulması çok kıymetli. Buradan, vicdanı olan, insafı olan, Allah’a inanan, doğayı seven herkese sesleniyorum: Bakın, bu konuda yapılanlara karşı Akbelenliler direndiler, karşı çıktılar ancak Adalet ve Kalkınma Partisi, buna karşı seçimden önce 11 Mart 2024’te bir adım attı, kendi partilileri ayağa kalktı, ‘eyvah seçimi kaybederiz’ deyip geri çektiler, şimdi kötülüğü iki katıyla birlikte, ne iki katı ‘beş katı’na çıkarmışlar, bir kez daha getiriyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi 10 Ocak’ta Resmi Gazete’de yayınlanan kararla 679 parsele ‘acele kamulaştırma’ kararı çıkardı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuda, daha doğrusu şöyle ifade edeyim, Akbelen’deki mücadeleyi kendileri kıramayınca, bu işe Meclis’i alet ettiler. Meclise bir kanun getirdiler. Kanunda, normal şartlarda zeytinlik alanlarda zeytinin korunmasına ilişkin kanun ortada duruyorken, kendilerince bir numarayla, zeytinlik olan yerlerin koordinatlarını tarif ederek buraları madenciliğe açtılar. Aslında, şirket diyor ki, o acımasız şirket: ‘Ben orman kesmenin peşinde değilim, bana 4 milyar dolarlık bir söz var, bana paramı versinler vazgeçeyim’ diyor. Ne için verdilerse, ne zaman bu sözü verdilerse, bu şirkete buradaki madenleri vererek bu işi halletmek istediler. Biz buna karşı çıkınca, olmayacak bir iş yaparak, koordinatlarıyla buraları tarif eden kanun çıkardılar. Hatırlarsınız, kanunu, öyle 60 gün içinde değil, saatler içinde Anayasa Mahkemesi’ne götürdük ve dedik ki Anayasa Mahkemesi’ne: ‘Bu haksızlığı durdur, bunu iptal et!’ Şimdi başvurumuz Anayasa Mahkemesi’nin önünde duruyor. Bunlar, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı vermesinden endişe ederek, tuttular, 10 Ocak günü, Cumhurbaşkanı imzasıyla, acele kamulaştırma kararı aldılar.
‘Acele kamulaştırma’ nedir, ne değildir!
Buradan şimdi, vicdan sahibi, (Yoğun “Yuuuuh! sesleri üzerine …) Bi’ durun, yuhalamayın da burayı anlatayım, ben de çok yuhalamak istiyorum da, önce, bu AK Parti’ye oy veren, MHP’ye oy veren, şimdi, önümüzdeki günlerde mübarek Ramazan’da oruç tutacak olan, günde beş vakit namaz kılan ve bu kötülükten haberdar olmayan insanlara bunları şikayet etmek farzdır. Çünkü şöyle, bakın, acele kamulaştırma yetkisi, Cumhurbaşkanına verilmiş bir yetkidir. Çok eski zamanlardan beri. Ve doğru bir yetkidir. Neden? Bakın ne yazıyor? ‘Yurt savunması ihtiyacı ve aceleciliğine, Cumhurbaşkanı’nca karar verilecek hallerde, olağanüstü durumlarda kullanılmak üzere …’ Ne bu biliyor musunuz? Düşman karşıdan geliyor, buraya, düşmana karşı orduyu konuşlandıracağım ya da uçaksavar için tek doğru yer burası, buraya koyacağım, ülke savunması için acil ve alternatifsiz bir durum olacak, oradaki de diyecek ki ‘ben yerimi vermem’. Orayı parasını ödeyip acele kamulaştıracaksın. Bu kadar istisna bir durum bu. Örneğin Kıbrıs’a çıkartma askeri yollayacaksın. Adam diyor ki: ‘Benim tarlamda çıkartma gemilerine kapak attırmam!’ Al paranı çekil kenara! Bu kadar istisnai bir şey bu. Duyuyor musun beni Hacı Amca, Hacı Teyze duyuyor musunuz beni? Yurt savunması ve acil durumda sadece cumhurbaşkanının kullanacağı bir yetki bu. Savaş, olağanüstü durum, milli menfaat. Bu Cumhurbaşkanı, bu Erdoğan, bu yetkiyi, Akbelen ormanını LİMAK şirketine vermek için kullandı. İşte bu kadar. Ormanı ormanı! Ormanı şirkete vermek için kullandı. Bu yetkiyi, düşmanı savmak için kullanmıyor. Bunu, ormanı madene açmak için kullanıyor. Bunu bütün vatandaşlarımızın, bilhassa AK Parti seçmeni olan ama ormanı seven, doğayı seven, ağacı seven, bitkiyi seven herkese şikayet ediyorum. Bunu duyun, bunu bilin ve biz buna itiraz ediyoruz.
“20 yılda 350 kat maden ruhsatı verdiler”
Bakın, 80 yıllık cumhuriyet tarihinde 80 yıllık cumhuriyet hükümetleri, bin yüz seksen altı madene ruhsat verdiler. Toplam bin 186. O 80 yıldan sonraki 20 yılda AK Parti 386 bin madene ruhsat verdi. 80 yılda verilenin 20 yılda 350 katını verdi. Bakın, Muğla’nın % 60’ını madene açtılar. Muğla’nın % 60’ı maden ruhsat alanıdır. Bu Muğla, bir ilçesini, Allah göstermesin, vermeyi kabul etsen, Almanya’nın tapusunu üstüne yaparlar, böyle bir yer bu Muğla. Bir ilçesini, bir ilçesini! Tut şuradaki bir ilçesini, vereyim mi sana de, Almanya’nın tapusunu verirler sana. Hollanda’yı verirler sana. İngiltere’nin yarısını verirler sana. Bu Muğla’nın % 60’ını madenlere açtı bunlar, % 60’ını.
Anayasa Mahkemesi’ne çağrı: “Bu milletin sesini duyun, bu ormanın sesini duyun, bu hayvanların, bu kuşların bu ağaçların günahına girmeyin!”
Biz Anayasa Mahkemesi’ne gittik, Anayasa Mahkemesi bekliyor. Anayasa Mahkemesi’nin saygıdeğer başkanına, değerli üyelerine sesleniyorum: Bizim, Anayasa Mahkemesi’nde bekleyen başvurularımız var. Arkadaşlarımızın hak ihlalleri için, arkadaşlarımızın sağlıkları için, özgürlükleri için ya da çok farklı konularda; hiçbiri için beklemeye tahammülümüz yok ama Allah rızası için, şu kadarcık, şu kadarcık oradaki kızılçam ormanları için, meşeler, kestaneler için, zeytinler için, orada yaşayan o zavallı küçücük tilki yavrusu için, porsuklar için, tavşan için, saka kuşu için, arı kuşu için, orada hayatın devamını sağlayan arı kolonileri için 200 tür bitki için, 100 farklı kuş türü için, Anayasa Mahkemesi’ne buradan, Milas Meydanından çağrıda bulunuyorum ve bu canlılar için ve bu güzel memleket için Anayasa Mahkemesi’ne, ‘lütfen’ diyorum, sizlere rica ediyorum, bu milletin sesini duyun, bu ormanın sesini duyun, bu hayvanların, bu kuşların bu ağaçların günahına girmeyin. Bu günahkar Erdoğan’a dur deyin, dur deyin! (“Tayyip istifa” sloganları …)
Anayasa Mahkemesi’nin sayın üyeleri, bu gece yastığa başınızı koyduğunuzda o orman köylüsünü düşünün, onun için mücadele eden, 80 yaşında bastonuyla direnen teyzeyi, onun akıttığı gözyaşını düşünün. Oraları maden olduğunda yok olacak olan o hayvanları, o güzelim ağaçları düşünün ve bir tane zeytinin bile kıymetini düşünün ve bir buçuk milyon zeytin ağacının kesimine dur demek sizin yetkinizde. Bu gece onları düşünün ve artık bu başvuruyu öne çekin, görüşmesini yapın, bu katliama dur deyin. Sizden bunu bekliyoruz. (Alkışlar ve “Hak, hukuk, adalet” sloganları …) Durun, burası çok güzel bir slogan atıyor, Akbelenliler mi onlar? Bi duyayım … ‘Havama, suyuma, toprağıma dokunma!’ Kamera şu anda Akbelenlileri çekiyor, Akbelen köylülerini … Anayasa Mahkemesi’nin sayın üyeleri, bu teyzemleri görüyor musunuz, onların hatırı için iptal edin diyoruz, onların hatırı için … Haydi Anayasa Mahkemesi, LİMAK’a dur deyip bu teyzemin yüzünü güldürmeni bekliyoruz. (Her yer Akbelen, her yer direniş” sloganları …)
“Bu iktidar doğaya iyi gelmedi, tarıma iyi gelmedi, kimseye iyi gelmedi”
Değerli Muğlalılar, bu iktidar doğaya iyi gelmedi, tarıma iyi gelmedi, baktığınızda, kimseye iyi gelmedi. Ne çocuklara, yeni doğan bebeğe de iyi gelmedi, çocuğa iyi gelmedi, kadına iyi gelmedi, yoksula iyi gelmedi, orta direğe iyi gelmedi, memura işçiye iyi gelmedi, çiftçiye de iyi gelmedi. Muğla Planlama Ajansı’nın hazırladığı bir rapor: Muğla’da çiftçilerin % 69’u, ‘gelirim giderimi karşılamıyor’ diyor. Var mı burada çiftçiler? (“Vaaaar!” sesleri…) Gelirim giderimi karşılamıyor diyor, doğru mu? (“Doğruuu!” sesleri …) Çiftçiler el kaldırsın göreyim meydanı … Vay vay vay vay vay vay … % 63’ü, ‘Başka imkanım olsa, çiftçiliği bırakırım’ diyor, doğru mu? (“Doğruuu!” sesleri …) En kötüsü de bu: % 75’i, dört çiftçiden üçü diyor ki, ‘ Evladım, benim gibi çiftçi olmasın, başka bir işi olsun’ diyor, doğru mu? (“Doğruuuu!” sesleri …) İşte, 58 yaş ortalamasına gelen çiftçilerin düşürüldüğü durum bu. 2026 yılında bütçe yapıldı. Bütçe, Cumhuriyet’in bize kazandırdığı en büyük haktır. Bir ülkede tek adam varsa, her şeye o karar verir. Ama o ülkede parlamento varsa bütçe hakkı vardır ve bütçeye milletin temsilcileri karar verir. Bu sene parlamentoya bütçe geldi, gelen bütçede çiftçi için ayrılan para, destekleme için, sadece 168 milyar lira. Oysa kanun, ‘Gayri Safi Milli Hasıla’nın % 1’i olacak diyor. Yani 772 milyar lira! Çiftçi 5 hak etmişken bütçeye bir koydular. Kanuna aykırı bütçe getirip geçirdiler. Çiftçi yüzde biri hak ediyorken binde ikisini, hakkının beşte birini verdiler …Açık açık konuşalım, bu ülkede tarım, bilinçli olarak bitiriliyor. Türkiye yurt dışına bağımlı hale getiriliyor. AK Parti çiftçinin değil, yurt dışından gıda ve hayvan ithal edenlerin menfaatini düşünüyor.”
“Yürüyelim arkadaşlar!”
Ve miting, Özgür Özel’in meydanın temposunu giderek arttıran konuşmasının sonunda, her CHP mitinginin sonundaki gibi “iktidara yürüyüş”e vurgu yapılan “Yürüyelim arkadaşlar” çağrısı eşliğinde hep birlikte söylenen “Dağ başını duman almış” (Gençlik) marşı ile sloganlar ve alkışlar arasında sona erdi.





