Nermin BEZMEN / Roman / Doğan Yayıncılık / 2020 / 440 sayfa
Ayşegün Şenay KAŞKAR
Nermin Bezmen 30 Nisan 1954 tarihinde Antalya’da dünyaya geldi. Maçka İlkokulu’nu bitirdi. Atatürk Kız Lisesi’nde okurken, son sınıfta AFS (American Field Service / Uluslararası Öğrenci Değişim Programı) bursuyla Amerika’ya gitti. Dönüşte Sultanahmet Sevk ve İdarecilik Yüksek Okulu’na devam ederek 1974 yılında mezun oldu. 1975 yılının Ocak ayında 21 yaşındayken, yanında çalıştığı 39 yaşındaki iş adamı Pamir Bezmen’le evlendi. İki çocuğu oldu. 29 Ocak 2009’da eşini kaybetti. 2015 yılında oyuncu Tolga Savacı ile evlendi ve ABD’nin New Jersey eyaletine yerleşti.
Bezmen, 1974 yılında sevk ve idare yönetici sekreterliği ile başladığı meslek hayatına satın alma ve pazarlama görevlerini ekledi. Ayrıca televizyon sunuculuğu, dergi yazarlığı ve halkla ilişkiler faaliyetleri yürüttü; geleneksel Türk sanatları ile ilgilendi. Kendi atölyesinde yetişkin ve çocuklara resim dersi verdi.
1991 yılında roman yazmaya başladı. Anne tarafından dedesi olan Kurt Seyt’in hikayesini araştırarak roman haline getirdi. Bunun dışında, popüler edebiyat dalında rağbet gören pek çok kitap yazdı.
Bezmen; iki çocuk, üç torun sahibi olup New Jersey ve İstanbul’da yaşamaktadır. Sevgili eşi aktör Tolga Savacı’yı romanı Teo’nun yazım aşamasında kaybetmiştir.
Eserleri
Uyandıran Aşk (şiir, 1991), Kurt Seyt & Shura (roman, 1992), Kurt Seyt & Murka (roman, 1993), Mengene Göçmenleri (roman, 1994), Zihnimin Kanatları (denemeler, 1995), Turkuaz’a Dönüş (derleme roman, 1996), Bir Gece Yolculuğu (fantastik roman, 1999), Bir Duayenin Hatıratı (derleme anı, 2002), Sır (roman, 2006), Kırk Kırık Küp (hikâye, 1999, 2006), Aurora’nın İncileri (roman, 2007), Sırça Tuzak (roman, 2007), Bizim Gizli Bahçemizden (anlatı, 2009), Gönderilmeyen Aşk (roman, 2010), Hayâl Takımı-Sonsuzluk Bahçesine Yolculuk (çocuk romanı, 2011), Şeytanın İflâsı (2011), Dedem Kurt Seyit ve Ben (roman, 2014), Shura-Paris, 1924-1926 (roman, 2016), Bir Harp Gelini (roman, 2017), Havva’nın Cezası (roman, 2018), Unutkan Aşk (roman, 2020), Ay Taşı Tanrıçaları (deneme, 2021), Teo (roman, 2024), Erken Kayan Yıldızım Tolgama Hasret Mektupları (2024)
Nermin Bezmen; kitabının arka kapağında şu notu bizler için aktarmış …
“Lütfen bana kendini unutturma!”
Zeki, hayatı bütün renkleriyle, en derin duygularıyla yaşayan, yaratıcı, sevgi dolu, âşık bir kadın, başarılı bir yazar: Maya; yirmi senedir ikinci baharını paylaştığı, ona hayran, âşık, duygusal, notalarla, repliklerle haşır neşir bir erkek, gözde bir sanatçı: Atlas; çocuklarıyla beraber sevginin pekiştirildiği mutlu bir aile ve aniden hayatlarına inen, dünyalarını çökerten bir illet … hastayı ölmeden defalarca öldüren, kimliğini yok eden, eşi yaşıyorken dul bırakan, tedavisiz, umutsuz hastalık: Alzheimer.
Maya kocasının yanağını okşadı, “Lütfen bu dediklerimi unutma. Benden, benimle olan kendinden kaçmak isteyeceğin günler olursa, tereddüt etmeden uzaklaş… Ama çok uzun değil. Geri dön tekrar. Ben hatırlamasam bile dön.”
“Aşkım, sen her şeyimsin benim. Kalacağım, gideceğim, döneceğim… her yer senin olduğun yer. Sen, yuvamsın benim.”
Sevdiği kadının kendisini bir gün hiç hatırlamayacağını, bütün bu sevişmeleri, öpüşmeleri, kucaklaşmaları unutacağını düşünmek Atlas’ın içini acıtıyordu… Ona hasret kalacağı günlerin acısını çıkarmak ister gibi sarıldı karısının bedenine. İkisi de ne zaman gerçekleşeceğini bilemedikleri o meşum gelecekle ilgili birbirlerine şimdiden duydukları hasretle, inişli çıkışlı bir ruh haline girmişti. Bedenleri sevgiyle, ihtirasla, tutku ve şefkatle, mutluluk ve hüzünle sevişiyordu.”
Nermin Bezmen, “Hep yazarak güçlendim, acılarımla öyle başa çıktım. Hüzünlerimi de kitaplarımla tedavi ediyorum” diyor. Unutkan Aşk romanını ilk eşi merhum Pamir Bezmen ve annesinin “Alzheimer” hastalığından vefatından sonra yazdığını söyleyen Bezmen, “İlk eşimi 3 yıl, anneciğimi ise bir yılda bu hastalıktan kaybettim. Onlara bakarken, elimde defterle değişen reaksiyonlarını, davranışlarını not alıyordum. Bu kitabı onları kaybettikten sonra ne kadar büyük acı çektiğimi anlayınca, anlatmam gerektiğini hissederek yazdım. Ne yazık ki bu hastalık toplumda tabu, zül duyulan, utanılan bir rahatsızlık olarak kabulleniliyor. Bu utancı yaşayanlara yol gösterebilirim diye yazdım. Belli bir misyonu üstlenmedim, ama çok insana yardımcı olabileceğini düşündüm” diyor.
Kitaptan …
“… Haziran gelmiş, tiyatrolar kapanmış, dizi çekimleri sona ermişti. Atlas çalışma odasında, yapacağı kitap seslendirmesi için okuma yapıyordu. Açık balkon kapısından giren ılık esinti ve yayılan kuş sesleri huzur yayıyordu. Maya’nın odasından gelen şikâyet sesleri üzerine merakla masasından kalktı ve koridora çıktı. Karısı yerde dizleri üzerine çökmüş, yaydığı birtakım evrakları karıştırıp kendi kendine söyleniyordu.
‘Ne oldu Mayacığım?’ diye sordu, onun yine bir şeyleri kaybetmiş olduğundan emin.
‘Bakar mısın, ortadan kopmuş kâğıtlarımız.’
Atlas, halının üzerine dağılmış, resmi, şahsi evraklarda göz gezdirdi, ‘Hangisi kopmuş?’
Maya ikisinin nüfus kâğıtlarını yan yana getirip ‘İşte’ dedi, ‘ayrılmış bunlar birbirinden. Yapıştırabilir misin?’
‘Sevgilim, nüfus kâğıtlarımız bunlar. Zaten biri seninki, biri de benim. Bunlar bitişik olmaz ki…’
‘Tabii bitişik olur. Yoksa evlendiğimiz nasıl belli olacak?’
‘Canım benim. Sen evlenme cüzdanıyla karıştırıyorsun. Onda beraber olur fotoğraflarımız. Nüfus kâğıdı, herkesin kendisine aittir. Bak, renkleri bile farklı. Bu pembe kadınlar için, mavi de erkekler için.’
‘Hangi kadınlarla erkekler?’
…
Maya söylediğinden eğlenen bir çocuk gibi, ‘Biri erkek, biri kadın’ dedi ve güldü. ‘Kâğıtların kadını, erkeği olduğunu bilmezdim.’
…
Maya aniden düşünceli bir ifadeye bürünmüştü. ‘Bir şey soracağım’ dedi. ‘O zaman sen benim pembe kâğıdımı da mı kullanacaksın?’
‘Ne zaman? Neden senin nüfus cüzdanını kullanayım ki ben?’
‘Gerekmeyecek mi daha sonra?’
‘Neden öyle bir şey gereksin sevgilim?’
‘Ben her şeyi unuttuğum zaman. Benim için karar vereceksin ya, o zaman.’
Atlas’ın tebessümü dondu dudaklarında, o meşhur yumru oturdu boğazına. Yutkundu, gitmedi. Tek kelime çıkmadı dudaklarından. Maya ondan ayrıldı yavaşça, ayağa kalkıp çalışma masasına gitti, çekmecesini açtı. Gelip tekrar kocasının yanına oturduğunda elinde bir seloteyp vardı. İkisinin nüfus kâğıtlarını yan yana getirdi, ihtimamla. Üzerlerinden seloteyp ile bir arada sardı, bir defa daha sardı, bir defa daha… ‘İşte’ dedi, ‘şimdi oldu. O zaman geldiğinde, bilecekler karı koca olduğumuzu. Kimse karışamaz böylece sana. Kimse karışamaz…’
Sonra seloteybi sarmaya devam etti. Atlas sessizce ağlıyordu. (Sayfa 245 … 247)



