Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Merhaba Değerli okurlarım,
Yazmak isteyip de yazamadığım konular oldukça birikti. Örneğin, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” konusu ne oldu dersiniz? Şimdilerde bayramdan sonraya atıldı. Gün ola harman ola? Oysa Türkiye Cumhuriyeti için son derece önemli bir konu. Toplumda da yeterince ne yazık ki konuşulamadı. Belki konuşulması da istenmemiş olabilir.
Bir diğer önemli konu ise, tam da ABD ve İsrail’in İran’a saldırdığı hafta sonunda CHP’nin açıkladığı “Milletle Birlikte Milletin Emrinde” açıklaması. 2 Mart tarihinde yapılmış önemli bir duyuru olsa da, zamanlama sıkıntısı nedeniyle savaşın gölgesinde kaldı ve konuşulamadı, yazılamadı. Oysa iktidara aday ve tüm kamuoyu yoklamalarında birinci çıkan ana muhalefet partisi için son derece önemli ve halka duyurulması gereken bir konuydu. Ne oldu? Kimse konuşamadı.
Aynı tarihlerde ABD ve İsrail’in on beş gündür süren ve dört günde biteceği, sonra bu hafta biteceği söylenen savaş hâlâ sürdüğü gibi gittikçe yakın zamanda bitmeyecek olan şartları oluşturmaya devam etmekte.
Bu arada, savaşın da ilave yükleri altında zaten ezilen geniş halk yığınları mazereti de hazır olduğundan iktidar tarafından daha da ezilmeye devam etmektedir. Bir yandan hayat pahalılığı derken diğer yandan vergi ve cezalar halkın tepkisini çekmeye ve bardağı doldurmaya devam etmekte. Üstelik Ramazan nedeniyle verilen lüks iftarlar, evlere yapılan ziyaretlerde binlerce liralık çantalar altında halka nazire yaparcasına bir ortamda geldik bu yazının konusuna.
19 Mart günü başlamıştı İBB soruşturması. Diğer ifadesiyle ana muhalefet partisinin Cumhurbaşkanı Adayı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun hikayesi. Bu hikaye aynı zamanda Türkiye Cumhuriyetinin beka davası.
Şimdi diyeceksiniz, “ne büyük laf ediyor” diye. Hayır, hiç de değil. Hatta az bile ifade ettiğimi bilmenizi istiyorum.
“Cumhurbaşkanı yargılanıyor” desem ne dersiniz?
Her türlü anket, her partinin kamuoyu yoklaması, kim yaparsa yapsın kazanan bir adaydan bahsediyoruz. Dünya tarihinde görülmemiş halkın oyuyla aday olmuş, ilk etapta 15,5 milyon daha sonra şimdilerde 25 milyon oy ile aday olacak. Karşısında kazanmanız olanaksız gibi bir şey.
Peki ne oldu?
Önce seçime girebilme şartlarından biri olan üniversite diploması yok edildi, sonra örgüt liderliği, casusluk ve daha pek çok suç isnat edilerek tutuklandı.
Binlerce sayfalık iddianame, incelenmek için verilen 8 saatlik süre ve haklarında istenen binlerce yıllık hapis cezaları.
Haklı iddialar: Bu rakamlar bile bu yargılamanın amacını açıkça ortaya koymakta. Sadece bu mu, tabii ki değil. Onlarca gizli tanık. Defalarca; duymuştum, sanırım, zannedersem gibi laflar. Somut kanıt? En azından şimdilik, yok!
Daha önce de yapılmıştı kendisine. İstanbul’u ilk kez kazandığında; sen kazanmadın, biz kazandık deyip afişler asmışlardı. Direnen adam “hayır” dedi ve sonunda kazandığı ortaya çıktı. Mazbatasını zar zor verdiler. Sonra da o meşhur cümle söylenerek “bir şey olmasa da bir şeyler oldu” mealinde ve seçimde bir zarfa giren 4 oydan 3’ü kabul edilirken Büyükşehir Belediye Başkanlığı oyu iptal edilip seçim tekrarına gidildi.
Herkes böyle bir şey olmaz, kabul edilemez dedi ama oldu. Ne oldu? 13 binlik fark, oldu mu 800 bin. Ya sonraki seçim ne oldu?
Topuyla tüfeği ile gelen iktidara karşı bu kez 1 milyonluk fark ile tüm karşı cepheyi allak bullak etti Ekrem Başkan.
Sonrasında İstanbul’da iktidara akan tüm musluklar kapatıldı ve halka akmaya başladı. Sonra Kurultay ve Özgür Özel’in Genel Başkanlığı dönemi başladı. Kurultayın Divan Başkanı, Ekrem İmamoğlu. Ardından CHP yerel seçimlerde iktidara büyük bir fark attı. Hemen büyük çoğunlukla Büyükşehir Belediyeleri ve diğer önemli il ve ilçeler alındı. Bu iktidarın 24 yılda ilk yenilgisiydi İstanbul seçimleri dışında. Büyük hata ise, yerel seçim zaferinden sonra CB adayı olarak ilan edilmesi oldu. Artık iktidar için hedef belliydi ve gereken bir biçimde yapılacaktı, yapıldı. Zamanın İstanbul Başsavcısı hareketi başlatmıştı, aynı kişi şimdi Adalet Bakanı olmuş, bu kez de mahkeme safahatı başladı.
Mahkemenin başlangıcında heyetin yaptıkları ve heyeti eleştirenleri her ikisini de ben eleştiriyorum. Artık hiçbir şey normal olmayacak. Hiçbir yerde. Normal olmayan koşullarda normal olmayan uygulamalar girer devreye. Heyetin yaptıkları, yapacakları konusunda hazırlıklı olunmalı zaten. İleride daha neler olabilir bilmiyoruz. Ancak bu heyetin böyle olacağı, yıllar önce üniversite sınavında baraj kalkarken ilerde durumun böyle olacağı öngörülmemiş olunabilir mi?
Hemen her konuda kadrolar ve yöneticiler için gerekli olan üniversite mezuniyeti elde edilmesi aşaması başarıyla geçildi mi? Niye bağırılıyor!
Peki sonrasında en yetenekli çocukların sürekli mülakatlar ile elenmesi sağlanıp, zar zor yazılıyı geçip mülakatlarda tam başarı puanı verilerek gerekli kadrolara iktidar çocuklarının atanmalarına niye hayret ediliyor. Tüm yapılanlar bunun için değil miydi? Yaptılar!
Binlerce genç, yüze yakın hukuk fakültelerinden mezun olarak önce avukat, sonra kısa süre için giriş şartları hafifletilen, neredeyse yok edilen alımla yüzlerce savcı ve hakim atandı. Hatta avukatlıktan geçiş kabul edildi bir süre. Maksat hasıl olmuştu.
Şimdi nereye gitsen o çocuklar yönetim kadrolarında, mahkeme heyetlerinde ve daha pek çok devletin önemli yerlerinde bulunmaktalar.
Usûl yönünden yaşanan tartışmalardan sonra o ses “sanık Ekrem” diyor!
Ancak anımsar mısınız, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi iptal edilip yeniden yapılacağı söylendiğinde o “sanık” dedikleri adam kollarını sıvayıp otobüsün üzerinde “gençliğimiz var” diye bağırdı kalabalığa. Şimdi CHP Cumhurbaşkanı Adayı Sayın Ekrem İmamoğlu mahkeme salonunda sandalyenin üzerine çıkıp “siz beni değil, ben sizi yargılamaya geldim” diyor.
Bu noktada mahkeme salonuna girerken elindeki kitabın mesajını iyi anlamamız gerek. Nedir o kitabın adı, “Millete Emanet”!
Bu mesajı CHP iyi anlamalı ve halka iyi anlatmalı. Halk anlayıncaya kadar gerçekten samimi olarak her yurttaşın elini tutup, gözüne bakarak anlatmalılar.
Ya “egemenlik kayıtsız şartsız milletin mi olacak” yoksa bu gidişat ve tabii demokrasi sadece yazı olarak mı kalacak. Bu konuda CHP bugünden itibaren CB adayını bir an olsun yalnız bırakmamalı, tüm yurtta etkinliklere, mitinglere ve eylemlere mahkeme süresince yılmadan, usanmadan ve bıkmadan devam etmelidir. Bu mahkeme sonucu demokrasi ya kazanacak, ya kaybedecek. Bu mahkeme sonucu ya iyiler kazanacak ya da kötüler kazanacak. 103 yıllık Atatürk Cumhuriyeti ya kazanacak, ya kaybedecek. Bu mahkeme sonucu Türkiye ya kazanacak, ya kaybedecek.
Çünkü bu mahkemede Türkiye Cumhuriyetinin ileride yapılıp şimdiki oylara göre seçilmesi kesin olan Cumhurbaşkanı yargılanıyor.
Yargılayanlar tarihe, seçilecek Cumhurbaşkanını seçime girmemesi için yasal veya değil her şeyi yapanlar olarak, yargılananlar da, iktidarın tüm çabalarına ve her türlü imkanı kullanmasına rağmen direndiler ve kazandılar olarak geçecek. Sadece onlar değil, kimsesizlerin kimseleri de kazandı, Cumhuriyet kazandı diyecekler.
Tabii iddia o ki hiçbir gerçek kanıt olmadan haksızca yargıladıkları söylenenler de, bu yaptıklarından ötürü yargı önünde aklanmak zorunda kalacaklardır.
Durumun önemini önce CHP anlamalı, sonra halk!
Hepinize sağlıklı, huzur içinde aileleriniz ve sevdikleriniz ile mutlu bir bayram diliyorum. (15.03.2026)



