BAKIŞ Haber –
Gazetemiz Yazarları Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER ile Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN’ın ortak çalışması “Otoimmünite ve Siyaset: Devletlerin ve Toplumsal Yapıların Psiko-Sosyal Patolojisi” adlı kitap HISTORIA KİTAP yayınları arasında çok yakında yayınlanacak.
Kitabın temel tezi …
“Otoimmünite ve Siyaset: Devletlerin ve Toplumsal Yapıların Psiko-Sosyal Patolojisi”, bağışıklık sisteminin kendi dokularını tehdit olarak algılayıp onlara saldırması anlamına gelen otoimmünite kavramını siyasal ve toplumsal sistemleri anlamak için özgün bir analitik modele dönüştürüyor.
Kitabın temel tezi, bazı devletlerin ve siyasal yapıların dışarıdan gelen tehditlerden çok, kendi kurumlarını, değerlerini, toplumsal gruplarını ve meşruiyet kaynaklarını hedef alarak kendi kendilerini zayıflatabildikleri düşüncesine dayanıyor.
Eserde, bağışıklık sisteminin çalışma biçimi ile devletin kurumsal yapısı arasında kapsamlı karşılaştırmalar kuruluyor. Bağışıklık sistemindeki tolerans, hafıza, T-regülatör hücreleri, sitokin fırtınası, apoptozis ve benzeri mekanizmalar; yargı bağımsızlığı, kurumsal denge-denetim, siyasal çoğulculuk, kolektif hafıza, propaganda, toplumsal kutuplaşma ve otoriterleşme gibi siyasal süreçleri açıklamak için kullanılıyor. Kitap, bu benzerliklerin yalnızca edebî bir metafor değil, siyasal patolojileri incelemeye yarayan disiplinlerarası bir analiz çerçevesi olduğunu savunuyor.
Çalışma yalnızca teorik düzeyde kalmıyor …
Çalışma yalnızca teorik düzeyde kalmıyor; tarihsel ve çağdaş siyasal krizleri de bu çerçevede değerlendiriyor. Weimar Cumhuriyeti, Stalinist tasfiyeler, Fransız Devrimi’nin Terör Dönemi, Arap Baharı, Güney Afrika’nın apartheid sonrası dönüşümü gibi örneklerin yanı sıra farklı ülkeler ve bölgesel siyasal yapılar karşılaştırmalı olarak ele alınıyor. Kitap ayrıca dezenformasyon, hakikat-sonrası siyaset, algoritmik yankı odaları, sosyal medya, gözetim mekanizmaları ve yapay zekâyı “epistemik ve dijital otoimmünite” perspektifinden inceliyor.
“Siyasal immünoterapi”
Eserin önemli taraflarından biri de yalnızca “hastalığı” tanımlamakla yetinmemesi, “siyasal immünoterapi” adını verdiği iyileşme yaklaşımını tartışmasıdır. Kurumsal denge ve denetimin yeniden kurulması, bağımsız yargının güçlendirilmesi, sivil toplumun desteklenmesi, basın özgürlüğünün korunması ve toplumsal hafızanın sağlıklı biçimde yeniden oluşturulması, siyasal sistemlerin kendilerine zarar veren döngülerden çıkabilmelerinin araçları olarak ele alınıyor.
Kitabın vardığı temel düşünce ise oldukça net: Sağlıklı bir siyasal sistem, yalnızca güçlü olmakla değil kendi gücünü sınırlayabilmekle de ayakta kalır. Bağışıklık sistemi nasıl dış tehditlerle mücadele ederken kendi dokularını korumak zorundaysa, devlet de güvenliği sağlarken özgürlüğü, otoriteyi kullanırken hesap verebilirliği, ortak kimliği korurken çoğulculuğu yaşatmak zorundadır. Kitap bu nedenle siyasal sağlığın özünü denge, tolerans ve birbirini denetleyen kurumlar üzerinden kuruyor.
Aynı zamanda eser önemli bir metodolojik sınır koyuyor: “Toplum organizma değildir.” Biyolojik kavramların siyasete doğrudan ve ideolojik biçimde aktarılmasının tehlikelerine dikkat çekiliyor; otoimmünite yaklaşımı bir damgalama veya siyasal düşman üretme aracı olarak değil, farklı disiplinler arasında düşünmeyi sağlayan analitik bir model olarak sunuluyor.
Disiplinlerarası bir çalışma …
Otoimmünite ve Siyaset, devletlerin bazen dış düşmanlarından değil, kendi kurumlarına, toplumsal dokularına ve denge mekanizmalarına yönelttikleri kontrolsüz tepkilerden zarar gördüklerini; siyasal iyileşmenin ise güçten çok denge, tolerans, çoğulculuk ve kurumsal hafıza gerektirdiğini savunan disiplinlerarası bir çalışmadır.




