A. Kemal KAŞKAR –
‘Akbelen Direnişi’ sürüyor. Milas’ın, başta İkizköy, Karacahisar, Çamköy olmak üzere birçok köyünde yaşayan vatandaşlar yıllardır ‘diken üstünde’ler. Yıllardır toprakları için, zeytinleri için, gelecekleri için mücadele ediyorlar. Yıllardır kendilerine yaşatılanlarla altüst edilen yaşamlarına ‘yaşamak’ diyebilenler diyebilir ancak bu ‘yaşamak’ değil diyorlar! Kendilerine reva görülenleri kabul etmiyorlar. Bunu da değişik biçimlerde kamuoyu ile paylaşıyorlar.
Yıllardır mücadele içindeki Milas köylüleri, bu kez kamuoyuna açık bir mektup gönderdiler.
Danıştay’ın Cumhurbaşkanı kararnamesiyle ‘acele kamulaştırma’ kararının yürütmesini durdurduğuna ve duruşma tarihi olarak 16 Eylül 2026 Çarşamba gününü verdiğine dikkat çekilen mektupta, “Bu duruşmada şirketlerin kârı, rantı ve faydasına karşı köylünün, toplumun kamu yararını savunacağız. Acele kamulaştırma kararının iptal edilmesini, topraklarımızın anayasal güvenceye alınmasını talep edeceğiz” denildi.
İkizköy, Karacahisar ve Çamköylü vatandaşlarımızın, “Kamu yararı şirketlerin yararı değildir. Toprağımızı şirketlere vermeyeceğiz” kararlılıklarını yineleyerek başladıkları mektup şöyle:
Akbelen’den kamuoyuna açık mektup
Bizler Muğla’nın Milas ilçesinde yaşayan İkizköylü, Karacahisarlı, Çamköylü yöre insanlarıyız. Biz bu topraklarda doğduk, büyüdük. Çiftçilik yaptık, zeytin yetiştirdik, hayvan besledik. Çocuklarımızı burada büyüttük. Hayatlarımız bu toprakların içinde.
Bizim için toprak yalnızca tapuda yazan bir numara değil. Geçimimiz, evimiz, çocuklarımızın geleceği… Yıllardır baktığımız zeytin ağacı, ekip biçtiğimiz tarla, hayvanımızı otlattığımız yer. Bizden alınmak istenen şey yalnızca birkaç dönüm arazi değil; kurduğumuz hayatın kendisi.
Yedi yılı aşkın süredir ormanımıza, zeytinlerimize, topraklarımıza göz koymuş bir şirkete karşı mücadele ediyoruz. YK Enerji şirketi topraklarımıza el koyup talan etmeyi, madene çevirmeyi istiyor. Bölgemizde bulunan Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine kömür sağlamak amacıyla, bize ait olan topraklarımız elimizden alınmak isteniyor.
Bu amaçla, önce 7554 sayılı torba kanun anayasaya aykırı bir şekilde kabul edildi ve zeytinlikleri talan etmenin önü açıldı. Daha sonra, 679 parsel arazimiz için acele kamulaştırma kararı verildi. Tüm bunlar “kamu yararı”, “enerji arz güvenliği” gibi gerekçeler sunularak yapıldı.
Evet, enerji hepimizin ihtiyacı ve kimse enerjiye karşı değil. Kamu yararı da hepimizin yararıdır. Ancak kamu yararı ‘kamu’ yararıdır; tek bir şirketin, kamuya faydadan çok zarar getiren uygulamalarını kamu yararı olarak sunmasına ne inanıyoruz ne de bunu kabul ediyoruz.
Biz bu ülkenin eşit yurttaşları, köylüleri, üreten çiftçileri olarak anayasadan gelen haklarımızı, emeğimizi, topraklarımızı, geleceğimizi ve kamu yararını savunuyoruz.
Bu memleket kalkınsın, insanımız üretsin, gençlerimiz köylerinden kopmasın, çocuklarımız geleceğini kendi toprağında kurabilsin istiyoruz. Çocuğumuza bırakabileceğimiz bir zeytinlik, ekip biçebileceğimiz bir tarla, yaşayabileceğimiz bir köy kalsın istiyoruz. Bir sabah kalktığımızda yıllardır işlediğimiz toprağın artık bize ait olmadığını öğrenmek istemiyoruz.
Ama yalnızca bir şirketin daha fazla kazanacağı; bölgede yaşayan çiftçilerin, köylülerin, işçilerin, tüm yöre insanının kısa ve uzun vadede kaybedeceği uygulamaları kabul etmiyoruz.
Bir şirket kömür çıkarmaya devam etsin diye yüzlerce köylünün toprağı elinden alınıyorsa, bunun neresi kamu yararıdır? Ormanlarımız, zeytinlerimiz, su kaynaklarımız ve verimli topraklarımız maden faaliyetleriyle yok ediliyorsa, bunun neresi kamu yararıdır? Her yıl yüzlerce insanımız sağlığını kaybediyor, onlarcası hayattan koparılıyorsa, bunun neresi kamu yararıdır? İnsanlarımız madende çalışırken sakatlanıyorsa, toprağımız zehirleniyorsa, bunun neresi kamu yararıdır? Bir şirket kredilerle, fonlarla, ödeneklerle, teşviklerle, yasalarla, kollukla desteklenerek faaliyetlerini sürdürüp bu kadar çok yıkıma yol açıyorsa, soruyoruz: Bunun neresi kamu yararıdır?
Biz bu memleketin yararını herkesten çok istiyoruz. Ama kamu yararı denilerek şirketlerin yararının korunmasına karşıyız. Biz şirketler büyürken memleketin küçülmesine, şirketler kazanırken köylünün toprağını ve geçimini kaybetmesine karşıyız.
Üstelik bu yalnızca bizim meselemiz değil. Bugün Akbelen’de yüzlerce köylünün toprağının şirketler tarafından gasp edilmesinin önü açılırsa, yarın başka köylerde de aynı şey yaşanacak.
Biz bu yüzden Akbelen’de yalnızca kendi toprağımız için mücadele etmiyoruz. Kendi toprağına sahip çıkan, evini ve geçimini korumaya çalışan herkes için mücadele ediyoruz.
Danıştay haklı davamıza yönelik acele kamulaştırma kararının yürütmesini durdurmuş ve 16 Eylül 2026 gününe duruşma tarihi vermiştir. Bu duruşmada şirketlerin kârı, rantı ve faydasına karşı köylünün, toplumun kamu yararını savunacağız. Acele kamulaştırma kararının iptal edilmesini, topraklarımızın anayasal güvenceye alınmasını talep edeceğiz.
Kamu yararı şirketlerin yararı değildir.




