Ayşegül – A. Kemal KAŞKAR –
Herodot 3. Yaş Akademisi’nin 53’üncü sunum etkinliği Bodrum Ticaret Odası (BODTO) Konferans Salonu’nda 16 Kasım Perşembe günü yapıldı. Emekli Eğitimci, Yazar, Şair Hamdi Topçuoğlu’nun sunumuna, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Bodrum Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Filiz Çevik, Şadan Gökovalı ile Hamdi Topçuoğlu’nun yazı ve şiirlerini okuyarak renk kattı.
Saat 15’te başlayan sunum öncesinde ve sonrasında Hamdi Topçuoğlu, kitaplarını imzaladı.
‘Balıkçı Üniversitesi’
Herodot 3. Yaş Akademisi Derneği Başkanı Eftal Köklü’nün sunuş konuşmasının ardından sunumuna “Merhaba!” diyerek başlayan Topçuoğlu, daha sonra sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bodrum’da olup da söze ‘merhaba’ ile başlamamak hiç doğru olmaz. Bu sunumu, Şadan Gökovalı’nın ölüm yıldönümünde yaptığımız çalışmanın biraz daha genişletilmesiyle oluşturduk. Ben, Şadan Gökovalı’ya ‘bilgeliği’ yakıştırıyorum. Ruhu şâd olsun.”
Bu arada Filiz Çevik, Topçuoğlu’nun, Prof. Dr. Şadan Gökovalı ile ilgili yazısından bir bölümü okudu. Yazıda, Gökovalı’nın “Ben üç üniversite bitirdim. Birincisi Ege Ekspres Gazetesi, ikincisi İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi ve üçüncüsü de ‘Balıkçı Üniversitesi’dir” sözleri dikkat çekti.
“Yazmak, yedek belleğimizi oluşturmanın en doğru yoludur”
Sözlerine, “Yazmak, yedek belleğimizi oluşturmanın en doğru yoludur” diyerek devam eden Topçuoğlu, “Kragoslara baktığım zaman aklıma hep Sarpedon gelir. Sarpedon’u bana Şadan Gökovalı tanıtmış ve sevdirmişti. O, benim için bir Sarpedon’du. Çünkü, gerçek bir Anadolu savunucusuydu. Biz bugün, O’nun açtığı yolda bir yolculuk yapacağız. Bakalım nereye kadar gideceğiz” dedi ve Stratonikeia’dan (Yatağan) başlayan Azap gölü, Myus ve Serçin’in ardından Söke Ovası’nda dolaşıp Milas’ta Bafa Gölü’ne, Latmos (Beşparmak) dağlarına çıkıp ve oradan İasos’a geçip Güllük körfezinde biten bir yolculuğu başlattı.
Bu arada Hamdi Topçuoğlu’nun Şadan Gökovalı ile ilgili “Yıldızlarda Yaşamak” şiiri Filiz Çevik tarafından okundu. Katılımcılar şiirin, “… Yakında bu dünya ne size kalacak ne bize …” dizelerine ilişkin beğenilerini alkışlarla ifade ettiler.
Stratonikeia
Stratonikeia’nın “Aşkın Kenti” olmanın ötesinde kent mimarisi açısından son derece özel bir kent olduğuna dikkat çeken Topçuoğlu, “Stratonikeia, atıksu kanal sistemi olan bir kenttir. Demokrasi ışığı olan bir kent olması da en önemli özelliğidir. Meclisi olan bir kenttir Startonikeia. Gymnasiumu (büyük spor tesisi) olan, 15 bin kişilik açık hava tiyatrosu olan, sadece aşkın değil, bilimin, bilginin, kültürün, ekonominin kentidir Staratonikeia” dedi ve “Bilmiyorsanız sevemezsiniz, koruyamazsınız. Bu toplantının amacı budur” sözleri ve “Sahip çıkıyor muyuz” sorusuyla sözü ‘Yatağan Termik Santralı’na getirip santralın yıllardır dağları, ovaları, havamızı, sularımızı kirletişine dikkat çekerek, çevre sorunlarına dair fotoğraflar eşliğinde tepkisini “Bu hale getirdik! ‘Yamyam Kuşak’ olarak görüyorum kuşağımızı!” diyerek dile getirdi …
Hekate
Daha sonra sözü Hekate’ye getiren ve onun gerçek bir Anadolu Tanrıçası olduğunu belirten Topçuoğlu, “Onun dünyasında savaş yoktur. Çobanların, hamilelerin koruyucusudur O. Simgesel olarak baktığımızda ‘hayatın koruyucusu’dur. Ben şimdi, bir yanımda Şadan Gökovalı, bir yanımda Hekate ile sürdürmek istiyorum bu yolculuğu” dedi ve Filiz Çevik’in okuduğu “Hekate” şiirinin ardından Gökbel’e geçti.
Burada, sıvacı kuşlarının yuvalandığı güzelim kayaların patlatılmasıyla, feldspat taşıyan kamyonların görüntüleriyle birlikte ‘Sıvacı Kuşu’ için yazdığı şiir okunduktan sonra Topçuoğlu, “Kimdi ebesi bu körebenin” ve “Onları kovuyoruz, yok ediyoruz, niye” sorularını sordu.
Ardından Geyik Barajı’ndan termik santrale su verme tercihini sorgulayan Topçuoğlu, feldspat madeni çıkarmak için dağlarımıza yapılan saldırıların görüntüleri eşliğinde sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dağları bu hale getiriyoruz. Böyle olursa yağmurlar yağmaz!”
Myus’tan Bafa’ya …
Oradan “Azap Gölü”ne geçen, antik çağda küçücük bir koy olan gölün şimdilerde bataklığa döndüğünü söyleyen Topçuoğlu; Şadan Gökovalı’nın “Narteks” başlıklı yazısında burayı anlattığını, Çakşır Otu da denen ve çok yıllık bir bitki olan Narteks bitkisinin Promete’nin ateşi Olimpos’tan çalarak taşıdığı bitki olduğu bilgisini de ekleyip Myus’a geçti.
Antik çağda Myus’un, Söke ovasının ortasında 400 geminin bağlanabildiği bir liman kenti olduğunu, zaman içinde ancak iki geminin bağlanabileceği ve nihayet ovada susuzlaşmış bir yer haline geldiğini, Myusluların da taşınıp Miletos’a gittiklerini belirten Topçuoğlu, bu durumu: “Doğa her zaman bize ceza verir” sözleriyle özetleyip Söke Ovası’nın pamuk, incir, meyan kökü üretim alanı olarak tarih içindeki önemine değindi ve Filiz Çevik’in okumasıyla Marsyas’ı tanıttı.
Bölgede artık suların çağlamadığını, mermer fabrikalarının çamurlarının aktığını, kuş cennetlerinin ölümle pençeleştiğini, Serçin Kayıkları’nın yalnızlaştığını, Yılan Balığı festivalleri yapılan bölgenin adım adım öldüğünü, öldürüldüğünü söyleyip “oysa” diyerek şöyle devam etti: “Bafa gölünü yaşatmak bir dünya cennetini yaşatmak demektir. Çünkü Bafa’da ay sadece doğmaz, sizi selamlar. Ay, sizi selamlamadan doğmaz Bafa’da … Bu göl, arsız yabanıllığımıza kurban edilmiştir. Arsız yabanıllığımızı anlamak için Akyeniköy’ün zirvesindeki rüzgar santrallarının olduğu tepeden Ege denizini seyredin, Söke ovasına bakın. Ovanın ortasındaki ‘ada’, ‘Lade Adası’ bugün yoktur. Ey insanoğlu, ne uğruna savaşıyorsun!”
Sunumun bu bölümünde Filiz Çevik, Hamdi Topçuoğlu’nun “Selene” şiirini okudu.
Prieneli Bias
Şadan Gökovalı’nın anlatımıyla Prieneli (Söke Güllübahçe Köyü dolayları) Bias’ın, Milattan Önce 546 yılında Pers İmparatoru Kyros’un büyük ordusuyla kentleri yakıp yıkarak Priene’ye yaklaştığı günlerde taşınma telaşesi içindeki hemşerilerinin kendisine “Haydi sen de kıymetli neyin varsa topla” uyarılarına cevaben, büyük bir sakinlikle işaret parmağını sağ kaşının yanına dokundurarak “Bütün servetimi yanımda taşıyorum” sözüyle ‘aklın önem ve önceliği’ne dikkat çektiğini belirten Topçuoğlu, “Bu topraklar Biasların topraklarıdır. ‘Haklıyı, doğruyu, adaleti Bias gibi, Pireneli gibi savunmak’ diye bir deyim vardır …” dedi.
Ilbıra Dağları
Yolculuktaki bir sonraki durak Ilbıra Dağları idi. Bugün, maden çıkarılan, maden aranan alanlarla dolu Ilbıra Dağları. Hamdi Topçuoğlu bu bölümdeki sözlerine, “Biz sevmiyoruz yeşili” diye başladı ve sözü, güçlü ekonomisinin yanısıra ‘bölgenin kültür merkezi’ olarak değerlendirdiği Milas’a getirerek, “Biz Muğlalılar, ‘Muğla yıkılsa Milas yapar ama Milas yıkılsa Muğla yapamaz’ deriz. Bu kent Karya’nın ilk başkenti ve sonra sonra Menteşe Beyliği’ne de başkentlik yapmış. Bu bölge, halâ büyük sanatçılar yetiştiriyor. Bunlardan biri de Ressam Turan Erol’dur” dedi ve Turan Erol’un anısına yazdığı şiirinin okunmasının ardından yolculuğun son durağı olan İasos’a geçildi.
“İsterim ki bu zamanın türküsü ağıt olmasın!”
Hamdi Topçuoğlu sunumunu, alkışlar arasında şu sözlerle tamamladı:
“Mandalya körfezi balık çiftlikleri ile boğuluyor. Oysa Mandalya körfezi denince benim aklıma Marsyas gelir, Hermiyas gelir. Ben Karya’yı böyle istiyorum. Güllüklü balıkçının ‘Yunus ile Hermiyas birlikte öyle mutlulardı ki mutluluklarını bozmak istemedim’ sözlerindeki gibi bir mutluluktan söz ediyorum … Ve yine zeytin kuşatmalarındadır Milas … Her zamanın bir türküsü vardır. Bu zamana da bir türkü gerek. İsterim ki bu zamanın türküsü ağıt olmasın!”





