Yılmaz Kaya AYLANÇ –
“Son Kale” filmini belki bir çoğunuz seyretmiştir. Yönetmenliğini Rod Lurie’nin yapmış olduğu 2001 yılı yapımı film. Senaryosu Graham Yost tarafından, David Scarpa’nın romanından uyarlanan filmde başrolleri Robert Redford, James Gandolfini ve Mark Ruffalo paylaşmış.
Film Fort Leavenworrth’taki Amerika Birleşik Devletleri askeri hapishanesinde yönetim ile mahkumlar arasında geçen bir mücadele.
Kısa özeti; ABD ordusundaki yüksek rütbeli bir subay, askeri mahkeme tarafından itaatsizlikten 10 yıl hapse mahkum edilir. Mahkumlara kötü muamele eden hapishane müdürü albaya meydan okur. General, mahkumları organize ederek hapishane kontrolünü ele geçirmeye çalışır. Hiç savaş görmemiş müdür, generalin askeri kariyerine aslında hayrandır. Kendi koleksiyonuna eleştiri getiren ve çevresindeki mahkumlar tarafından büyük saygı duyulan Generale önce içten içe, ancak daha sonra görünür bir şekilde kızmakta, bu nedenle çevresindeki asker mahkumlara da sadistçe cezalar vermektedir. Hapishane müdürü albayın başka bazı uygulamalarına da şahit olan general, albayı görevinden aldırmak için harekete geçer. Bunun için de, hapishanenin kendi kontrolüne geçmesinin yeterli olacağını bilmektedir. Hapishane müdürü bu durumdan şüphelenerek, az cezası olan mahkuma içerden bilgi vermesi karşılığında rüşvet verir. Rüşvetçi mahkum, generalin hapishanenin yönetimini ele geçirmeyi ve ardından Amerikan bayrağını baş aşağı göndere çekeceğini planladığını bildirir.
Buna rağmen 1200 dolayındaki mahkumu organize eden general, müdüre karşı silahsız bir savaş başlatmıştır. Hapishane yönetiminin tüm kötülüklerine karşın, ellerinde hiç silahı olmayan kararlı ve inançlı mahkumlar albayı alt eder, hapishane yönetimini ele geçirir ve bayrağı ters göndere çekerler.
Acı dolu günler artık bitmiştir. Bir umudun ve doğru kişinin ardında toplanan, kararlı ve haklı çoğunluk kazanmıştır.
Çok uzun bir iktidar sürecinde de, ülkemizde muhalefet, olmadık uygulamalara maruz kaldı. Gerektiğinde Yüksek Seçim Kurulu’nun, bazen iktidarın ve bazen de onun kontrol ettiği iddia edilen yargı eliyle olmadık sıkıntılar yaşadılar. Bazen kayyum, bazen tutuklama, bazen ekonomik ve bazen de psikolojik hamlelerle yıpratılmaya çalışıldılar.
İktidar 24 yıldır ülkeyi yönetmesinin verdiği özgüvenle, bir de yeni ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin getirdiği denetimsiz yönetim uygulamasıyla neredeyse, ne isterse yapar hale geldi. Aynı zamanda tüm devlet kadroları, kendisinin yerleştirdiği memurlar, yargı kendi atadığı yargı mensupları tarafından yönetilir hale geldi. Ankara nasıl isterse artık her şey öyle olur desek yanlış olmaz sanırım.
CHP bu süreçte, Ana Muhalefet olarak aklının ve gücünün yettiğince muhalefet görevi yapmaya çalıştı.
Ancak 2024 Mart’ında yapılan yerel seçimler bu süreçte bir kırılma yarattı. Uzun bir iktidar sürecinin dezavantajlarını yaşamaya başlayan iktidar, ekonomik olarak halkı mahkum ettiği sefaletin sonucunda bu yerel seçimde artık ikinci parti oldu. Tabii bu durumda CHP artık birinci partiydi.
CHP’nin birinci parti olması, önemli büyükşehirlerin çoğunluğunu, Anadolu’da hiç kazanılmamış bazı il ve ilçelerin bile ilk kez kazanıldığı yerel seçim her şeyi değiştirdi.
İktidarın gücünü yitirdiği, en azından eski çoğunluğa sahip olmadığı bu yerel seçim ile tescillenmiş oldu.
CHP yönetimi, önceleri buna uygun davranmasa da, sonrasında yaşanan şartların da etkisiyle birinci parti olmanın taleplerini dile getirmeye başladı. Muhalefetin toplumdan gördüğü bu teveccühü, iktidar partisi çok kabullenmiş gibi görünmediğini, önce DEM partili seçilmiş belediye başkanlarına, sonra ise asıl hedef olan CHP’li belediye başkanlarına kayyum atayarak göstermeye başladı.
Bu durum CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nı önce diplomasının iptal edilmesi, ardından tutuklanması ile yeni bir duruma evrildi. CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı olan Sayın İmamoğlu, 19 Mart’tan bu yana tutuklu. Önce 35 yıllık diploması iptal edilmiş, ardından da tutuklama gelmişti.
İktidar, ekonomik açıdan silkelemeye başladığı CHP’li belediyeleri, önce başkanlarını, daha sonra üst düzey bürokratlarını da tutuklayarak karar alamaz, çalışamaz duruma getirmeye çalıştı.
CHP’nin işi ciddi biçimde zor bir yola girdi. Gelecek açısından en önemli figürü olan Sayın İmamoğlu şimdilik devre dışı kaldı. Meydanlarda, sokaklarda, Anadolu’da olması gereken Cumhurbaşkanı adayı ne yazık ki tutuklu.
Kimse bu soruşturmalar olmasın demiyor. İsnat edilen suç ne ise araştırılsın, soruşturulsun ve ne gerekiyorsa yapılsın. Ancak terör suçlusu gibi bir görüntü içinde ve tutuklu yargılanmaya hemen herkes karşı çıkmakta. Bu karşı çıkışlara iktidar partisi içinden de itirazlar yükselmekte.
Bu durum tam bir sarı öküz örneği olmuştur benim için. Sarı öküz hikayesini herkes bilir. Hakkın olan ve ne için olursa olsun vermemen gereken bir şeyi hak etmemiş birine verirsen, bir süre sonra tekrar başka bir öküz istenir, hikayenin ana fikri bu.
Bu sarı öküz verildikten sonra da, ardı ardına daha pek çok şey torbadan çıkmakta. İster turp desinler, ister haksızlık ve hukuksuzluk densin.
Sonuçta ülkemizin geleceği açısından ve bugün için halkın birinci parti olmasını sağladığı ana muhalefet partisi oyun dışına çıkarılmaya çalışılmaktadır.
İşte o nedenle yazımın başlığını ‘Son Kale’ koydum.
Ülke yurttaşları olarak ortak isteklerimiz nedir sizce? Adalet, hukukun üstünlüğü, adil bir gelir dağılımı, gençlerimiz için doğru düzgün bir gelecek, okullarımızda çağdaş laik eğitim, gençlerin iş bulabildiği, iş bulanların refah içinde yaşayacağı ücret, bu gençlerin evlenip mutlu birer aile sahibi olmaları, sınavlarda adil ve şeffaf olunması, mülakat adı altında istenilen kişilerin işe alınmaması, devletin parasının hesap verilebilir şekilde harcanması, yandaşlara değil adil bir ihale sisteminin uygulanması, doğa katliamlarına son verilmesi, üç kuruşluk ihalelerin milyonlara verilmemesi, mahkemelerde adalet dağıtılması ve herkesin bu kurumlara güvenebilmesi, insanlar arasında ayrımcılık yapılmaması, bölgemizde barış içinde kardeşçe yaşanması, refahın her yurttaşa ulaşmasının sağlanması.
Bunlara kim hayır diyebilir?
Şu an CHP ülkenin birinci partisi ve yukarıda saydığım unsurların gerçekleşmesini sağlayacak son kaledir.
Sarı öküz kaybedildiğine göre, son kale ne pahasına olursa olsun korunmalıdır.
Bu durum, parti yönetimine ve örgütüne iyice anlatılmalı ve her üye bu bilinci kazanmalıdır. Belki de parti örgütlenmesi yeniden gözden geçirilerek sadece parti geleceği gözetilerek parti yönetimi oluşturmak değil, ülke geleceği düşünülerek parti yöneticileri belirlenmeli/seçilmelidir.
Dediğim gibi bu son kaledir!
İktidarın kartları yeniden dağıtmayı hedeflediği ve bu yolda adımlar attığını unutmadan, yeni anayasa girişimleri ıskalanmadan, iktidar ittifakının yeni katılımlarla genişleyebileceği göz ardı edilmeden, iktidarlarının sürmesi için hemen her yolun deneneceği bilinciyle bundan sonraki politikalar ve ona uygun stratejiler çalışmalı ve hayata geçirilmelidir.
Bunun pardonu olmadığını umarım CHP Genel Başkanı ve üst yönetimi ile partinin ilgili organlarını oluşturanlar anlamışlardır/anlamalılar.
Bugünler sıradan parti hesaplarının yapılacağı, kişisel gelecek yatırımlarının oluşturulacağı günler değildir.
Kuvayı Milliyeyi düşünmek ve ona göre her adımı planlayıp atmak ve son kaleyi ne bahasına olursa olsun korumak, artık Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak anlamına gelmektedir.
Burada herkes nefer olmak ve parti, kişi, zümre açısından değil, her olaya ülke ve Cumhuriyet penceresinden bakmak zorundadır.
Cumhuriyetin bekası için lami-cimi olmayan günler gelmiştir. Takkeler öne konularak, halk her adımda aydınlatılarak söylenecek sözler her yurttaşa ulaştırılarak bir mücadele verilmek durumdadır.
Umarım Genel Başkan ve yönetimi bu durumu yeterince içselleştirmiş ve kadrolarını bu anlamda yeterince beslemiştir.
Durumun kolay olduğunu söylemiyorum, ancak içinde bulunduğumuz durum bizim taraftan bakıldığında tam da budur. Bu sıkıntılı durumlarda ben de şaşırarak sağa sola baktığımda hemen NUTUK’u elime alır ve nasıl yapmış diye döner okurum.
CHP kurucu parti ise ve bununla haklı olarak gurur duyuyorsa, ona göre davranmayı ve yönetilmeyi de bilmelidir. Hataya, pardona, kusura bakmayına yer yoktur. En ümitsiz zamanlarda Atatürk “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır” demiştir.
Bu Cumhuriyet güzel şeyleri hak ediyor. Bu kuruluşa haksızlık etmeyelim, emanete ihanet etmeyelim.
Çok güzel bir coğrafyada, çok güzel bir topluluklar bütünü olarak kardeşçe ve barış içinde yaşamalıyız. Amacımız bu ülke yurttaşlarının ekonomik, demokratik ve hukuki refahını üst sıralara taşımak olmalıdır. Bunu da rasyonel düşünce süzgecinden geçerek, çağdaş ve bilimsel temelli uygulamalar ile başarmalıyız.
Dün başarıldı, bugün de başarabiliriz. (11.06.2025)



