BAKTIKÇA – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR –
Trump bunu hep yapıyor. “Faydalı olduğunu test edip onaylamış olmalı ki …” diye düşünüyor insan. Konu ne zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan açılsa ya da bir vesile kendisiyle karşılaşsalar, ne yapıp ediyor, sözü o konuya getiriveriyor.
Yazımı, “Konu hangi konu” ya da “Trump neyi hep yapıyor” sorularını hak edecek bir meraklandırma düzeyine getirmiş olduğumu düşünerek, yani lafı biraz daha uzatmamın sıkıntı vereceğinin farkındalığıyla sürdürüyorum:
Trump, en son, NATO 36. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi için Ankara’ya geldiğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi sırasında da, “Tanıştığımız günden beri iyi anlaşıyoruz. Bir Pastörümüz vardı, Pastör Brunson. Büyük bir olaydı. Dramatikti. Uzun bir hapis cezasıyla karşı karşıyaydı. Masum olduğunu düşünüyordum. Birçok insan aradı, bir ilerleme sağlayamadılar. Ben Cumhurbaşkanını aradım ve derhal serbest bıraktılar. Bu, Evanjelik toplumun da asla unutmayacağı bir adımdı, çünkü rahip Brunson iyi bir adamdı …” dedi yine.
Trump’ın yine hatırlattığı ‘Rahip Brunson Olayı’nı ya da tecrübemizi kısaca ayrıntılandırmakta yarar görüyorum.
…
20 yılı aşkın süredir ülkemizde yaşayan ve İzmir Diriliş Kilisesi’nde rahip olan Andrew Craig Brunson, “FETÖ ve PKK adına suç işlemek ve Casusluk” suçlamalarıyla Ekim 2016’da tutuklanıyor. Önceleri ülkemiz gündeminde çok önde, çok yaygın, bilinir bir olay değil bu. Aradan zaman geçiyor ve Erdoğan, bir vesile; 28 Eylül 2017 tarihinde yaptığı konuşmada, “Diyorlar ki, ‘papazı bize verin’. Bir papaz da sizde var (Fetullah Gülen’i kastediyor). Siz onu bize verin biz de onu, -yapalım yargıda gereğini- size verelim” diyor …
11 Ocak 2018 tarihli bir toplantıda da “Amerika teröristi (F.G.) vermiyor, bahaneler uyduruyor. O zaman sen de bizden hiçbir teröristi alamazsınız. Bu can bu bedende, bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi alamazsınız” da diyor.
Tutuklanmasından 16 ay sonra, hakkında 35 yıl hapis istemiyle dava açılan Brunson, 25 Temmuz 2018’de ev hapsine alınıyor.
Dönemin ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in, 26 Temmuz 2018’de, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye hükümetine ABD Başkanı Trump adına mesajım var: Pastör Andrew Brunson’u hemen serbest bırakın ya da sonuçlarına katlanmaya hazır olun” açıklamasına, (dönemin) Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu: “Hiç kimse bize talimat veremez. Kimsenin tehdidine de boyun eğecek değiliz. Hukuk kuralları istisnasız herkes için geçerlidir” mesajıyla tepki gösteriyor. 1 Ağustos 2018 tarihinde, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ABD’nin yaptırım listesine alınıyorlar …
Veeeeee: 12 Ekim 2018’de kararını açıklayan İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, ‘3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası’ verdiği, ev hapsi ve yurt dışı yasağını kaldırıp cezaevinde geçirdiği süreyi dikkate alıp serbest bıraktığı Brunson, gece saatlerinde özel uçakla ülkemizden ayrılıp ABD’ye uçuyor.
Trump, Brunson’ın serbest bırakılmasının ardından Twitter’dan Erdoğan’a ‘yardımı için’ teşekkür ederken, Erdoğan da Trump’a, “Sayın Başkan, her zaman vurguladığım gibi Türk yargısı kararını bağımsız bir şekilde verdi” karşılığını veriyor.
Bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum: Böyle bir tablonun içinde bile ‘Bağımsız Türk Yargısı’ vurgusu ihmal edilmemiş. (Bu vurgulamanın bir faydası olmuşsa olmuştur. Bence faydası olmamıştır ama yine de siz bilirsiniz.)
Ne denmişse denmiş, olanlar olmuş ve ‘Rahip Brunson Yargılaması’ önemli bir “Bağımsız Yargı Tecrübesi” olarak kayda geçmiştir.
‘Bağımsız Yargı Tarihi’ne nasıl geçmişse geçmiş olması değil ‘bir tür yargı tecrübesi’ olarak önemlidir.
Gelelim yazının maksadına, yani ‘mutlu son’una …
‘Bağımsız Yargı’ konusu-vurgusu, önceki adalet bakanları gibi son Adalet Bakanı Akın Gürlek’in de gündeminde, dilinde ya …
Geçtiğimiz günlerde, Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor’a hitaben: “Türkiye Cumhuriyeti bağımsız, egemen ve demokratik bir hukuk devletidir. Yargı yetkisi, Türk Milleti adına, bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Türkiye’nin yargı süreçleri; yabancı parlamenterlerin siyasi ajandalarına, ideolojik beklentilerine veya lobi faaliyetlerine göre değil, anayasaya, kanunlara, dosyadaki delillere ve bağımsız mahkemelerin takdirine göre ilerler …” diyen Sayın Gürlek’e, bu çok önemli konuda Sayın Cumhurbaşkanı’nın tecrübelerinden de istifade edilmesinde yarar gördüğümü belirmek istedim. Dolayısıyla, ülkemizde bir Amerikan vatandaşının, “anayasaya, kanunlara, dosyadaki delillere ve bağımsız mahkemelerin takdirine göre yargılanması”na en somut örnek olarak ille de ‘Rahip Brunson Davası’nın sebepleri ve sonuçları bakımından nasıl algılandığına ve ABD ile dış ilişkilerimiz bakımından neler neler yaşandığına ilişkin emsalsiz tecrübemize muhakkak bakılmalı diyorum.
Sayısız olumsuz örnekler içindeyken, son olarak; ‘İmamoğlu Davası’nda İmamoğlu’nun savunma hakkının gasp edildiği kanaatlerinin yaygın kabul gördüğü koşullarda ‘bağımsız yargı’ ezberlerinizin yetersiz kalabileceği duygu ve düşüncesiyle bu konudaki uluslararası tecrübemizi de hazır Trump da hatırlatmışken hatırlatmak istedim …
Siz sevgili okur-yazarlarımın, yazımın maksadını anlamış olduğunuz umuduyla noktalamadan önce; ‘önceden tasarlayıp planlayarak, yani bilerek ve isteyerek insanları güldürmek’ten tutuklu Deniz Göktaş’ı da sevgiyle selamladığımı belirtiyor, kendisinin tutuklanmış olmasının çok ağırlaştırılmış bir kaza olduğunu düşünüyor ve bağımsız yargımızın gerekli-gereksiz tüm hasar tespit çalışmalarını en kısa sürede tamamlayıp Göktaş’ı kuyudan çıkarmaya gücünün yetmesini diliyorum.





