Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Merhaba değerli okurlarım,
Bu hafta yazacağım yazıyı gelecek haftaya bırakarak yerel demokrasi adına gördüğüm bir küçük ışığı sizler ile paylaşmak istedim.
Bir süre önce telefon ile aranarak yaşadığım ilçe sorunları sorularak bu konuda yapılacak çalışmaya katılıp katılmayacağım sorulduğunda, uygun tarihlerde olursa katılabileceğimi söylemiştim, karşımdaki gayet nazik İzmir Büyük Şehir Belediyesi İzmir Planlama Ajansı ilgilisine.
Derken birkaç hafta sonra mahalle muhtarımız aracılığı ile arandım ve ilgili görsel davet metni WhatsApp’dan iletilerek bu konudaki çalışma programının netleştiği belirtildi ve katılıp katılamayacağım soruldu.
Ben de böyle bir fırsatın yaratılmış olma fırsatını değerlendirerek, memnuniyetle katılacağımı bildirdim.
Derken gün geldi ve ilk gün hepsi ayrı ayrı çok nazik ve yapıcı gençlerden oluşan bir ekip ile tanıştık.
Güzelbahçe Belediyesi meclis salonunda olan bu tanışma faslı sonrası “İzmir Yurttaş Meclisleri” programı için gerekli olan eğitim çalışmalarına geçildi.
Bu ilk günkü eğitimde; yerel yönetime katılım, müzakereci demokrasi ve kent politikalarına ilişkin bilgiler alarak müzakere ve tartışma konularının farkları, nasıl birlikte düşüncelerimizi ifade edebiliriz ve karşı düşünceler nasıl dinlenir konularında değişik ekip üyelerinden bilgi aldık.
Daha sonra programın hukukçu üyesinden ise konunun bu yönü ile ilgili bilgilendirmeler yapıldı.
Müzakereci yurttaş olma yolunda ilk gün çalışmalarımızı tamamladık.
Ertesi gün ise üç masaya ayrılan katılımcılar üç ayrı konu ki, bu konuları daha önce yapılan aramalarda belirttiğimiz konular arasında en çok dile getirilen konulardı, Atık-Eğitim-Sağlık masalarında gruplar oluşturduk.
Her masada belli süre kalarak kentimizin o konuda eksiklerini ve problem olarak gördüğümüz konuları post-itler aracılığı ile kent haritası üzerinde etkilenen yerlere yapıştırdık. Aynı olayı Atık-Sağlık ve Eğitim masalarında da yaptık.
Ayrıca eve giderken bu sorunların neyi etkilediğini, kimlerin maruz kaldığını, yarattığı etkilerin nasıl giderileceğine ilişkin politikalar neler olmalı gibi düşüncelerimizi, verilen hazır dosya kağıtlarına ev ödevi olarak yapmamız istendi. Bunları daha sonraki birleşimde getirmemiz istendi.
Üçüncü gün katılımcılar ara verirken ekip, bizlerin yapıştırdığı sorun yumağından ortaklaşa sorunları bir araya getirip elemeler yapıp olabildiğince görüşlerimizi sorgulamadan ve değiştirmeden özet tabloya dönüştürdüler.
Bu az buz bir iş değildi.
Son çalışma günü geldiğince meclis salonunda bir araya geldik. Ogün oylama ve eleştiri günüydü.
Üç konuda özetlenen sorunlar tek tek okundu ve bizler her konuda, ‘çok katılıyorum’, ‘katılıyorum’, ‘kararsızım’, ‘katılmıyorum’ ve ‘çok katılmıyorum’ şıklarına el kaldırarak yaklaşık otuzun üzerinde konuyu oylayıp eleştirilerde bulunduk.
Bazı konularda öyle bir sonuç çıkıyordu ki, sanki bir kişiymiş gibi çok katılıyorum salt çoğunluğu veya çok katılmıyorum kararı çıkıyordu.
Burada kimse diğer kişinin kararını sorgulamıyor ve onun düşüncesine saygı duyuyor, eleştirmiyor, kendi düşüncesini ifade eden bir yöntem ile kırmadan dökmeden müzakereci yurttaş deneyimini yaşıyorduk.
Tabii bunu orada bulunan Büyükşehir Belediye ekibi sayesinde yapıyorduk.
Bu üç gün boyunca çok değerli bir iş yaptığımızı düşünüyorum. Çeşitli mahallelerden ve köylerden gelen arkadaşlarımız ile bir arada yurttaş olmanın keyifli bir deneyimini yaşamıştık.
Daha da değerlisi, kapanışta yaptığım konuşmada belirttiğim üzere “Her insan kendini değerli hissetmek ister, öyledir de. Ancak bunu yaşadığı zaman o hissi gerçek anlamda yaşar. Burada da idare ve yurttaş arasındaki ilişkiye bakınca ilk kez bir idare, İzmir Büyükşehir Planlama Ajansı biz yurttaşlara kentimiz ile ilgili ne düşündüğümüzü ve nasıl politikalara gereksinim olduğu konusunda düşüncelerimizi sordu” sanırım tüm arkadaşların, benim gibi kendilerini daha bir değerli hissettiklerinden eminim.
Aslında olması gereken bu. Ancak genellikle hep kent idaresinin veya hükümetin kendi kendilerine aldıkları kararlara istemesek de, doğru olmadığını bilsek de uymak zorunda olduğumuzdan, bu ilk örnek en azından beni çok çok memnun etmiştir.
Katılımcı demokrasinin yerel yönetimlerde bir örneği olan bu çalışmanın daha değişik yol ve yöntemlerle tüm kentte yapılması ve “ben yaptım oldu” anlayışından “bu kent senin, büyük kararlarda ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum” diyen bir demokratik paylaşım hattına yaklaşıyor olmamızı çok önemsiyor, bunu akıl edip uygulayanlara teşekkür ediyorum.
İlklerin kenti İzmir’de başlayan bu hareketin diğer kentlere ve ülke yönetimine örnek olması diliyorum.
Ancak yine çalışma bitiminde ilgili arkadaşlara belirttiğim, “Peki çalıştık hep birlikte emek harcadık ve bir üretim yaptık. Sonuçları hakkında bizim bilgimiz olacak mı?” dediğimde, ‘kesinlikle’ dediler.
Bakalım göreceğiz.
Yine de bu güzel örnek çalışmada üç günlerini bu işe harcayan değerli hemşehrilerime, bizimle birlikte üç gün sabırla çalışmaları yöneten, ikramları organize eden ekibe ve bu projeyi ortaya koyan İzmir Büyükşehir Planlama Ajansı yönetici ve emekçilerine Güzelbahçe olarak teşekkür ediyorum.
Demokrasi için çok şey söylenip yazılıyor ama, belki de saygı ile karşı düşünceleri dinlemek de sanırım bu tarifin içinde yer almalıdır. (23.07.2026)



