Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN –
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)
Ege’de Eylül sabahları erken biter. Henüz güneş yükselmeden rüzgar değişir, deniz o kendine özgü koyu maviyi taşır, kıyı sessizdir.
9 Eylül 1922’de, Türk kuvvetleri İzmir’e girdiğinde, içlerinden bazıları ilk kez denizi gördü.
Bu cümleyi okuyup geçmemek lazım. Yıllarca iç Anadolu’nun bozkırlarında savaşmış, Sakarya’nın çamurunu, Dumlupınar’ın tozunu solumuş bir adam için o mavi ufuk sadece bir manzara değildi. Psikoloji buna “kapanış” diyor; bir şeyin gerçekten bittiğini hissetmek. Denizi görmek, o askerlere yılların savaşının noktalandığını söyleyen tek sözsüz mesajdı.
Sosyoloji, mekânla bağı “yer aidiyeti” olarak tanımlar. İnsanlar toprağa değil, toprağın taşıdığı simgelere bağlanır; o simgeler yok olduğunda kimliklerinin bir parçasını kaybettiklerini hissederler. İzmir 1919’dan beri işgal altındaydı. Şehir artık bir yer değil, kolektif bir yaraydı. 9 Eylül’de o şehre girenler bir kenti fetheden askerler değil, uzun süredir bekleyen bir acıyı sona erdiren insanlardı.
Mustafa Kemal o gün Kordon’a çıktı. Denize bakan o uzun sahil şeridinde durdu. Bugün çocukların koştuğu, çay bardaklarının masa üstünde bıraktığı halka lekelerini henüz bilmeyen o kaldırımda, barut kokusu hâlâ dağılmamıştı.
Büyük Taarruz 26 Ağustos’ta başlamıştı. 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da kazanılmış, 9 Eylül’de İzmir’e girilmesiyle tamamlanmıştı. Onlarca gün, yüzlerce kilometre, binlerce kayıp. Bu tarihler takvimde soğuk birer koordinat gibi duruyor; ama her birinin arkasında isimler, yarım cümleler, gönderilmemiş mektuplar vardı.
Sakarya, Dumlupınar, ardından deniz.
Psikoloji bu anı “anlatı kapanışı” olarak tanımlar: bir toplumun yaşananları gerçekten bitmişmiş gibi hissedebilmesi için sembolik bir son noktaya ihtiyacı vardır. Her adım bir öncekinin anlam kazandığı yerdi. Deniz olmadan Dumlupınar yarım kalırdı.
9 Eylül, İzmir’e özgü bir tarih değildir.
Bir savaşın noktalandığı, bir milletin nefes aldığı andır.
Ve o sahilde durup denize bakan her insan, bunu kelimesiz bilir.



