Yekta Kopan / Öykü / Can Sanat Yayınları / 2024 / 167 sayfa
Ayşegül Şenay KAŞKAR –
Ethem Yekta Kopan, 1968 yılında Ankara’da dünyaya gelmiştir. Babası tiyatrocu Lütfü Kopan, annesi Engin Kopan’dır. Hikaye, roman, tiyatro ve çocuk kitapları bulunan yazar, seslendirme sanatçısı, sunucudur.
Hacettepe Üniversitesi İşletme bölümünden 1989 yılında mezun olan Kopan, küçük yaşta TRT Ankara Radyosu’nda başladığı seslendirme çalışmalarıyla tanınmıştır. İlk seslendirmesini yaptığında henüz 5 yaşındaydı. Seslendirme sanatçısı olan ablası Yeşim Kopan gibi TRT Radyosu Çocuk Saati kadrosu içinde seslendirme eğitimi aldı ve bu alanda çalışmalarını aralıksız sürdürdü. İlk yazı denemesi de Yarın dergisinde yayımlanan şiirdir ve zamanla öykü, roman, çocuk kitabı ve tiyatro metni gibi farklı türlerde eserler üretmiştir.
Jim Carrey, Michael J. Fox, çizgi film karakteri Sylvester ve Buz Devri (film) animasyon karakteri Sid ile özdeşleşmiş bir seslendirmecidir.
Yekta Kopan, edebi kariyeri boyunca Hayalet Gemi, Eşik Cini ve Granta gibi önemli dergilerde yer almıştır; Türkiye’nin ilk çevrimiçi yayınevi olan Altkitap’ın kurucuları arasındadır. Yazıları, Milliyet Sanat, Radikal, Ot, Kafa ve Oksijen gibi çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmıştır.
Yekta Kopan’ın kitapları, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Macarca, Japonca, Farsça, Arapça ve Hintçe gibi birçok dile çevrilmiştir. Yurt dışında ilgiyle okunmaktadır. Günümüzde İstanbul’da yaşayan Yekta Kopan, kültür-sanat alanındaki üretimlerine devam etmektedir.
Burcu Ural Kopan ile evlidir.
Eserleri …
Öykü Kitapları;
Fildişi Karası, Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri, Yedi Derste Vicdan Muhasebesi, Kara Kedinin Gölgesi, Karbon Kopya, Bir de Baktım Yoksun, Kediler Güzel Uyanır, İki Şiirin Arasında, Sakın Oraya Gitme, Belki Yaz Erken Gelir
Roman ve Diğer Eserleri;
Aile Çay Bahçesi, (Seçkiler/Öykü) Sıradan Bir Gün, (Roman) Sarmaşık, (Çizgi roman, Levent Gönenç ile)
Çocuk Kitapları;
Burun Tatilde, Opti ile Pesi serisi, Uzun, Kocaman, Çok!, Fil Biblosunun Başına Neler Geldi?, Ejderhalar, Ağaçlar ve Dedem, Bana Kuşlar Söyledi
Çok şanslı bir babaanneyim
Bu kitap, benim ve kütüphanem için çok önemli. Bu seneki yaş günümde torunlarım çok severek kitap okuduğumu gördükleri için bana birer kitap almışlar. Tabii anne ve babaları onlara yardımcı olmuşlar.
En son, küçük torunum Egemin aldığı Nermin Yıldırım’ın yazdığı ve severek okuduğum Rüyalar Anlatılmaz adlı kitabı tanıtmıştım…
Ve bir sonraki tanıtımda büyük torunum Efemin aldığı kitabı tanıtacağımdan bahsetmiştim. Kendisini ve kalemini beğendiğim Yekta Kopan’ın kitabı olan Belki Yaz Erken Gelir’i almış, bugün onu sizlere tanıtmak istedim…
Çok şanslı bir babaanneyim ama her konuda, darısı sizlerin başına …
Belki Yaz Erken Gelir …
Herhangi bir kitabı almadan önce hemen arka kapaktaki yazıyı okurum, kitap hakkında bana yol göstersin diye… Yine aynı şeyi yaptım;
“Kitapçıdasın. Rafların arasında dolanıyorsun.
Bir kitap dikkatini çekiyor. Kapağında bir kadın var. Kumsalda. Devasa bir can simidi tutuyor. Deniz hafiften dalgalı. Kadının nereden gelip nereye gittiğini anlayamıyorsun. Çocukluğun geliyor aklına. Çocukluk, kilidi kırık bir hatıra defteri.
Tam arka kapağa bakacakken biri giriyor kitapçıdan içeri. Dikkatin dağılıyor. Annenin anlattığı masallar, babanın kahkahası eksik fıkraları eriyip gidiyor. Çocukluğun terk ediyor seni, büyüyorsun.
Öyküler, kısa öyküler, masallar diyor arka kapak yazısında. “Keşke roman olsaydı” diye düşünüyorsun bir an. Sonra hayatın öykülerin toplamı olduğunu hatırlıyorsun. Hayat dediğin, bütün o harflerin, hecelerin, sözcüklerin buluşmasını beklemek.
Hayat dediğin, bitmeyen bir bekleyiş.
Yazarın adı siliniyor kapaktan. Kendi adını görüyorsun orada, bütün o öyküler senin artık. Kitap sadece senin duyacağın bir melodiyle şarkısını söylemeye başlıyor:
Ben bir öykü kitabıyım.
İçten bir tebessümle okurunu bekleyen.”
…
Benim her zaman yaptığımı Yekta Kopan da bana yapmış. ‘Efecim çok doğru bir kitap seçmiş’ diye gülümsüyorum ve heyecanla okumaya başlıyorum…
41 kısacık öyküden biri…
Gitar
Benim ellerim yetişmez oraya,” diyor küçük kız.
Haklı diye düşünüyorum. Elleri küçücük. Yorulmamış.
Beyaz saçlı adam, kızın kucağına yerleştirip çelimsiz kollarıyla kavramaya çalıştığı gitara bakıyor. İşaretparmağını komşu iki perdede gezdiriyor. “Önce buraya, sonra da buraya basabilirsin,” diyor. Kız hemen uyguluyor adamın dediklerini. Bir dili dışarıda, bakışlarını parmaklarından ayırmıyor. Tuhaf sesler çıkıyor gitardan. Bir daha, bir daha deniyor.
Tatil köyünün havuzundan abartılı kahkahalar yükseliyor. Aslında yüzülecek hava değil. Serin . Yıllık izinleri boşa gitmesin diye, üşümek pahasına suya atlıyor taksitli tatilciler.
Bu gürültüde kitap okunmuyor. Dakikalardır aynı paragrafın içinde kulaç atmaya çalışıyorum. Neredeyse boğulacağım. Adamla küçük kızın konuşmaları can simidi gibi.
“Basamıyorum,” diyor küçük kız. “Çok sert bu teller, parmaklarım acıyor.” Dudaklarını ısırıyor, yüzünü ekşitiyor, burnunu büzüştürüyor, yine de olmuyor. Sonunda başarısızlığın küskünlüğüyle gitarı adama uzatıyor.
“Ben de basmıyorum zaten diyor,” adam. “Bak böyle hafifçe dokunuyorum tellere. Yavru bir kedinin başını gıdıklar gibi.”
Utangaç bir gülümseme ziyaret ediyor kızın yüzünü. Belli ki hiç böyle düşünmemiş. Adam gitarı yeniden uzattığında, heyecanla alıyor kucağına. Minicik parmaklarıyla yavru bir kedinin başını okşuyor, yavaşça geziniyor tellerde.
Huzurlu bir sonbahar müziği yayılıyor aniden. Kuşlar, kediler, insanlar şarkı söylüyor sanki. Bu sesler gitardan mı yoksa adamla küçük kızın gülüşlerinden mi geliyor, anlayamıyorum.
Teşekkürler
Yekta Kopan’a ve Efeme bir kez daha teşekkürler, mutluyum bu kitabı okuduğum için …



