Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Ağa kelimesi eski Türkçe akadan, ağabeyden gelen bir kelime. TDK Sözlük’te ise, “Tarihsel olarak toprak üzerinde sözü kanun sayılan yönetici, mülki amir veya kıdemli ve saygın kimse” olarak tanımlanmakta.
Bence; “insanların haklarını elinden alan ve o hakları kafasına göre kullandıran veya kullandırmayan veya bir kısmını kullandıran kimse”.
Doğası gereği toprak ve üzerinde ne varsa, en değerlisi insandan, hayvandan, üründen, taşınır taşınmaz eşyadan tutun da o insanların insan haklarına kadar her şeyin sahibi olan ağa. O insanların hayatları hakkında verecekleri her türlü kararı veren, verme hakkını elinde bulunduran kişi, ağa.
Osmanlı’ya kadar böyle gelmiş. Cumhuriyet ile saltanat yıkıldı! Halk egemenliğini ifade eden Cumhuriyet kuruldu. Halkın kendi kendini idaresi. Seçtiği temsilciler eliyle mecliste temsil edilme hakkı.
TBMM duvarında “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” yazmaktadır.
Böylece yurttaşlık kavramı oluştu! Bu, insanların yasalar karşısında birbirleriyle eşit olduklarının ifadesidir.
Ancak ağalık sona erdi mi? Hayır!
Çok partili sisteme geçilmeden hemen önce genç Cumhuriyeti geleceğe taşıyacak olan Köy Enstitülerinin kapatılması toprak reformuna karşı örgütlenen ağaların bir hamlesidir. Bu hamle Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderini belirlemiştir.
Toprak ağalarına karşı yapılan/yapılması istenen toprak reformları ise ne yazık ki bu ağaların direnmeleri sonucu ya yapılamamış veya yeterince istenildiği gibi yapılamamıştır.
Cumhuriyet ile birlikte değişen ve gelişen ülkemizde ağalar da duruma uyum sağlayarak topraktan aldıkları güçlerini sanayide, kurumlarda, siyasette uygulaya geldiler. Bazen, servetleriyle, bazen soyadlarıyla, bazen akademik gücüyle, bazen siyasi otoritesiyle bazen de hemşerilik ilişkileri ile insana hükmetme isteğini ortaya koyan ağalar hep oldular maalesef.
Böylece ağalık tarlalardan kentlere, kentlerdeki derneklere, meslek kuruluşlarına, sendikalara ve nihayet siyasi partilere kadar uzandı. Ve hatta kültür ve sanatsal kurum ve kuruluşlara bile sirayet etti.
Bir dernek düşünün ki derneğin adı başkanın adı ile anılmakta. Oysa o, derneğin sahibi değil başkanıdır. En küçük demokratik birlik olan ve her insanın mahallesinde ulaşabileceği derneklerde (DKÖ) başkan olmak için yapılan mücadelelerde bile o başkanlığı almak için ekibim dediği üyeler ile birlikte diğer üyelerin iradelerine engel olmak, değiştirmek ve yeniden seçilmek için birçok mücadele verilebilmekte.
Sendika başkanı, o sendikaya üye binlerce sendika üyesinden daha önemli bir iradesi olduğunu iddia edemez. Yani sendika yöneticisi, üyelerinden daha üstün değildir. Ancak gelin görün ki özel arabası, şoförü, koruması, sekreteri, makam odası, misafir ağırlama odası, dinlenme odası, ciddi bir parasal geliri, gösterilen itibar ile ve daha pek çok olanağa sahip olmasını, emeği ile para kazanan insanların, işçilerin alınterinin hakkını koruyacak kişi olması tam bir çelişki yaratmakta. Hatta rezidans sahibi olan sendikalar bile var. Bu, eşyanın tabiatına aykırı bir durumdur. Üstelik ömrünün neredeyse yarısını sendika yöneticisi olarak geçiriyorsa işte tam da demeye çalıştığım ağa budur. Binlerce işçi her ay maaşından kesilen paraları buralara göndermektedir. Tabii tüm sendikaları bu sınıfa koymasak da önemli kısmı bu durumdadır ve demokrasiye bu ağalık düzeni zarar vermektedir. Dolayısıyla çalışma hayatına, emeğin gerçek değerine kavuşmasına da.
Bir siyasi parti, o partinin başkanına ait değildir. Partiyi malı gibi göremez. Partideki tüm kararları kendi başına alamaz, her istediğini yapamaz. Parti babasının malı değildir. Ama eminim siz de artık ciddi rahatsızlık duymaktasınız. Son anketlerde ülke bu denli ciddi bir ekonomik sıkıntıyı uzun bir süre yaşamakta olmasına rağmen seçmen tercihlerinde en çok oyu “karasızlar” almakta. Bu sonuç parti yönetimlerinin kafalarını ellerinin arasına alarak ciddi ciddi kafa yormalarını gerektirir. Ancak bunun yerine birbirlerine avazları çıktığı kadar bağırıp neredeyse küfür etmeyi siyaset yapmak olarak görüyorlar. Seçmen ise, daha ileri bir noktada. Son zamanlarda siyasi partilerde yaşadıklarımız da ağalık düzeninin nelere mal olduğuna dair “güzel” örnekler sundu. Her konuda tüm kararları tek bir kişinin veya küçük bir gurubun inisiyatifine bırakmak ne kadar yanlış ise bir o kadar da anti demokratik bir yaklaşım. Kimin aday olacağına, nereden aday olacağına nasıl aday olacağına, ne yapacağına hep başkan ve o grup karar veriyorsa bu demokrasi değil ağalıktır.
Kurumlar kişilerin değil, toplumun ortak değeridir!
Burada karşı çıkılan konu kişilerin zenginlikleri, kariyerleri, aile ve hemşerilik ilişkileri değil. Bunların başka insanların hak ve özgürlüklerini sınırlamalarıdır.
Demokrasi hepimizin hemfikir olduğu gibi sadece beş yılda bir sandığa gidip oy kullanmak değildir.
Demokrasi sandıktan önceki zamanda tüm günlük hayatımızda ve yaptığımız her şeyde birlikteyken var olması gereken bir olgudur. Ve ortak yaşam alanlarımızda başlar.
Demokrasi, eşit yurttaşlık ve kurumsal özerklik içeriyor olmalı.
Bu anlamda ağalıkların sona ermesi için de önerilerimizi sıralayarak yazımızı bitirelim.
Tüm kurum ve kuruluşların başkan ve yöneticilerinin görev süreleri iki dönem ile sınırlanmalı.
Seçimleri serbest (çarşaf liste), şeffaf, rekabetçi ve denetlenebilir olmalı. Siyasi partilerde ön seçim şart olmalı.
Üyelerin karar alma süreçlerine katılmaları sağlanmalı, bilgi edinme hakkı güvenceye alınmalı.
Kurumun bütçesi, gelir ve giderleri üyelere açık olmalı.
Akrabalık ve yakınlık ilişkileri yönetim kararlarının alınmasında ayrıcalık yaratmayacak düzenlemeler yapılmış olmalı.
Üyelerin muhalif düşünce ve eleştirileri kurumsal bir hak olarak korunmalı.
Liyakat, atamalarda esas olarak alınmalı.
Başkan, üye ve diğer görev alanların mal varlıkları, başladıkları ve bitirdikleri tarihler arası değerlendirilmeli. Haksız mal edinmelerde gereği yapılmalı.
Gençler gözetilmeli ve geleceğe hazırlanacak olanaklara erişimleri sağlanmalı.
Denetim kurulları, yönetimden tamamen bağımsız olmalı.
Ben ağaları sevmem!
Çünkü ben insanların kullara değil, özgür yurttaşlara dönüştüğü bir toplum hayal ediyorum.
Kurumların ağaları değil, demokratik sahipleri olan üyeleri olmalıdır! (03.11.2026)



