Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Milli Eğitim Bakanı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adını taşıyan ve bütüncül eğitim yaklaşımını temel alan yeni müfredatta,öğrencilerin derinlemesine öğrenmesine imkan sağlayacak yeni yaklaşımlar belirlendi” diyerek 10 yıl gibi bir sürede hazırlandığını iftiharla söylediği programı kamuoyuna açıklayarak, görüş ve önerilerin 1 hafta içinde söylenmesini istedi.
Yeni müfredatın yüzde 35 oranında sadeleştirildiğini, bazı konuların müfredat dışı bırakıldığını ifade ederek buna örnek olarak 12. sınıf matematikte integralin devre dışı bırakıldığını söyledi. Yeni modelde Türkçe’nin etkin kullanılmasına özen gösterileceği, ilk okuma yazma dersindeki hecenin “an” ilk kelimenin “ana” ve “anne” olacağını ifade etti. Müfredatın hedeflediği öğrenci “yetkin ve erdemli insan” olarak tanımlandı.
Şu ana kadar müfredata 45 bin 600 üzerinde görüş, öneri ve kanaat iletildiği bildirildi.
Kısaca Bakanlık tarafından söylenenleri belirttikten sonra yazıma başlayayım.
24 Nisan 2024 günü “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredat kamuoyu ile paylaşıldı.
10 yılda hazırlandığı söylenen Müfredat, 3 binden fazla sayfada, 26 farklı yeni öğretim programıyla devasa bir metin ve 1 haftada görüşlerin söylenmesi isteniyorsa burada bir tuzak vardır.
İlk ve orta eğitim programının önemli değişiklikleri içeren müfredat taslağına görüş bildirmek için sadece 1 haftalık süre verilmesi dahi bu proje için endişe duymamıza yeter.
Eğitimin, bir ülkenin geleceğini ifade ettiğini düşünürsek, ne denli önemli bir konu olduğunda sanırım hem fikiriz. Eğitimi siyasal araç olmaktan çıkararak, bu konuda sözü olan ve taraf olanların ortaklaşa tartışarak yapması gereken bir çalışma, ne yazık ki kapalı kapılar ardında yapılmıştır. Eğitimin evrensel değerlere, Anayasanın temel niteliklerine uygun olarak, bilimi önceleyen, çağdaş bir anlayışı içeriyor olması ve dünya ile entegre olabilecek, her alanda eksiklik duymayacak kendisine, çevresine, ülkesine ve dünyaya yararlı insan yetiştirilmesine hizmet etmesi, olması gerekendir.
Bu gençlerin tartışabilen, araştırmacı, sorgulayıcı ve çözüm üretiyor olmaları temel hedeflerden olmalıdır.
Peki bu müfredat böyle midir?
Bakın neler var:
Erdemli bir insan hedeflediklerini ifade etmekteler. Bir yerden anımsayacağınız şöyle bir ifade de kullanılmakta.
“Bu açıdan öğrenci profili oluşturulurken ontolojik, epistomolojik ve zamansal bütünlüğün nasıl sağlanacağı ve bu bakış açılarının aksiyolojik olgunluk ile nasıl tamamlanacağı açıklanmıştır” denmekte.
Bu cümleyi okuyunca tüylerim diken diken oldu. Neden?
Geçmişte maliye bakanının kurduğu benzer cümleden sonra yaşanan ekonomik kriz sonrası şimdi içinde bulunduğumuz bu çaresiz duruma gelmiş olmamız geldi aklıma. Ve şimdi bunu eğitimde yapıyorlar duygusu kapladı her yanımı. Neyse konumuza dönelim.
Ontolojik Bütünlük: Ruh ve Beden Bütünlüğü. Bedenin sağlığı; düzenli beslenme, uyku, egzersiz ve bağımlılıktan kaçınma, ruhun sağlığı ise kalbin iradesi ve bağlı kararlılık, disiplin, sorumluluk gibi özelliklerle tanımlanır.
Epistemolojik Bütünlük: Bilgi ve bilgelik. Bir öğrencinin çok yönlü bilgi ve düşünce yelpazesi geliştirmesini amaçlar.
Zamansal Bütünlük: Bir öğrencinin eğitim sürecinin sadece anlık başarılarıyla değil, geçmişten geleceğe uzanan bir süreç olarak ele alınması gerektiğini vurgular.
Aksiyolojik Olgunluk: Değerler, ahlaki bilinç ve estetik bakış açısı. Öğrencinin değerleri ve ahlaki ilkeleri anlama, değerlendirme; bu değer ve ilkelere uygun davranma yeteneği ile çevresini algılamada, düşüncelerini tasarıma geçirmede ve üretmede estetik bakış açısına sahip olmasını ifade eder. Bu sayede öğrenci ahlaki bilinç geliştirir, güzellik anlayışını ve değerleri eylemlerine yansıtır.
Modeli oluşturan iki ana bütünlük alanının özeti: Başka bir deyişle madde ve mana, insanın bütünlüğünde beden ve zihin kavramına denk gelmektedir. Ayrıca bu kavram “bedensel-zihinsel bütünlük” olarak adlandırılabilir. Çünkü insanın bedeni ve zihni birbiriyle bağlantılıdır. Öğrenmenin kimyasında duyguların rolü açısından bakıldığında, bilginin öğrenmeye dönüşme sürecinde duyguların kaynağı olarak kalbin etkin rolü karşımıza çıkmaktadır denilen yeni müfredata birçok kurum ve kuruluş şu eleştirilerde bulundular.
Eğitim Sen: “Müfredat; düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, itiraz etmeyen robot ve ruhsuz nesiller yetiştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Bilimsel eğitim ile ilgili pek çok nokta özenle ayıklamaya tabi tutulurken, iktidarın inşa etmekte olduğu yeni rejimi ve onun 2023 vizyonunu merkeze alıp, açık ve gizli amaç ve değerleri programlara ustaca yerleştirerek kendilerince dini ve milli bir müfredat oluşturmak istediği açıktır” dedi.
Eğitim-iş Genel Başkanı, iktidarın nasıl bir nesil yetiştirmek istediğini, bilimsel eğitim ve akademik başarının önemsizleştirildiğini ve iktidarın kendi ideolojilerine uygun bir nesil yetiştirmeyi hedeflediğini ifade etti.
Çocuk Vakfı açıklamasında, taslağın, çocukların görüşlerini yeterince içermediği, kültürel mirasın yüzeysel ele alındığı ve bilimsel temellere yeterince dayanmadığı ifade edildi. Ayrıca müfredatın, pedagojik birikimlerden yoksun bir yaklaşım sergilediğini ve pilot uygulamalar ile değerlendirme sonuçlarını içermediğini vurguladı. Müfredat taslağında, Türkiye’nin zengin kültürel mirasının korunması gerekliliğinin sığ bir şekilde ele alındığı ve Cumhuriyetin ikinci yüzyılının en büyük hayal kırıklıklarından biri haline gelme riski taşıdığı belirtildi. Müfredatın çocuk beyin göçünü tetikleyeceğini öngörerek, yeni müfredatın çocukların, öğretmenlerin, velilerin, alan uzmanlarının, sivil toplum kuruluşlarının, diğer kamu kurumlarının ve toplumun tüm kesimlerinin etkin katılımıyla yeniden hazırlanması önerildi.
CHP adına Sayın Özçağdaş, 20 milyon öğrenci ve yaklaşık 1.2 milyon öğretmen olduğunu ve eğitimin herkesin ortak meselesi olduğunu ifade ettikten sonra eleştirilerini şöyle sıraladı: “Politik bir metindir. İhtiyaç analizi yapılmamış, aksayan yönler tespit edilmemiş, katılımcı ve şeffaf bir anlayış ile yapılmamış. Bilimsel bir program olmadığı gibi ideolojiktir. Katılımcı bir anlayış ile hazırlanmalı ve şeffaf olunmalıydı. Kamunun kaynağı, halkın zamanı ve çocuklarımızın geleceği çarçur edilmek isteniyor. Kavramların tutarlılığı yok ve aralarında çelişkiler var. Arapça sözcüklerle bezenmiş, Cumhuriyet değerleri, Atatürk, bilim, sanat ve felsefe sadeleşmeye kurban gitmiş. İktidarın itaatkar ve kanaatkar nesil yetiştirmesine hizmet edecek çağ dışı programın laikliği hedef aldığını düşünüyor ve tümden reddediyoruz” dedi.
TÜSİAD ise program konusunda şu açıklamayı yaptı: “Eğitim hepimizin öncelikli ve ortak meselesidir. Programın çağın gerektirdiği bilgi, beceri ve yetkinlikleri kazandırması kritik olup, çocuklarımıza ve gençlerimize ikinci yüzyıla yakışır çağdaş bir eğitim sunulmalıdır. O nedenle bu çalışma bilimsel temelde, şeffaflık ve katılımcılık ile yürütülmelidir. Amacımız, Cumhuriyet değerlerini ve demokrasi ilkelerini özümsemiş, bilim-teknolojide yetkinleşmiş, sosyo-duygusal becerileri gelişmiş, özgür düşünceli nesiller yetiştirmektir olmalıdır.”
Sevgili okurlarım, “eğitim” kelimesi yerine “maarif” kelimesinin bile kullanılmış olması programdan ne amaçlandığı konusunda bizlere zaten mesajını vermiyor mu? Kelime olarak baktığımızda Maarif Arapça, Model Fransızca, eğitim Türkiye’de!
Geleceğimizi inşa edecek olan çocuklarımızın ve gençlerimizin bilimin ışığında laik ve çağdaş bir eğitimi alması talebimizdir.Karanlık odalarda hazırlanan ve eleştirilmesine bile tahammül edilmeyeceğini 7 günlük geri bildirim süresinden anladığımız, geleceği karartacak bu eğitim programı kabul edilemez. Bu arada programın hazırlığında kimlerin, hangi kurumların olduğu da açıklanmamaktadır. Şeffaflık olmayınca olmuyor azizim.
Bu program ülkemizin bekası adına yeni bir cephe daha açmış oluyor. O nedenle, programın askı süresinin uzatılması, özellikle eğitim konusuna kafa yoranlar ile eğitimin uygulayıcılarının eleştirilerinin alınması gerekmektir. Oysa olması gereken, 20 milyon eğitim camiası yanında, veli ve yöneticiler ile demokratik kitle örgütlerinin de bu çalışmanın içinde olması.
Bu ucube müfredata bakıldığında, dili, kavramları ve en önemlisi örtülü mesajları dikkate alındığında, belli bir dünya görüşüne bağlı kişilerce hazırlandığını söyleyebiliriz.
…
Bir şey değişecekse neden değişeceği net biçimde ortaya konmalıdır. Bunun için de ayrıntılı bir analiz yapılmış olmalıdır. Bu analiz sonucu geliştirilmeli mi yoksa değiştirilmeli mi sorularına da net yanıtlar bulunmuş olur.
Ayrıca değişimi ile nasıl faydalar sağlanmaktadır, bunun da bilinmesi yerinde olacaktır.
Müfredatın can alıcı ifadelerinden biri “iyi insan yetiştirmek” olarak tanımlanmakta. İyi ve kötü neye göre, kime göre. Bu,bilimsel olmaktan çok felsefi bir konu gibi gelmekte bana.
Anayasamızın 42. Maddesi de ortadayken. Var olan şeyleri farklı kelimelerle ortaya koyarak farklı bir şey yapılıyor izlenimi vermenin de devlet anlayışına yakıştığını sanırım kimse söyleyemez. Ama algı yaratılabilir.
Bakanlık, programda sadeleştirilmelere gidildiğini söylese de, dersleri artırarak istediği gibi bir nesil yetiştireceğini düşündüğü izlenimi vermekte. Ancak pratikte tablonun istedikleri yönde gelişmediği kanaatindeyim. 2012-2022 yıllarında seçmeli din derslerinin seçilme oranının gittikçe düştüğünü ve dine yönelimin giderek azaldığını istatistikler göstermekte.
Demokrasinin var olduğu ülkelerde ülke genelini, geleceğini etkileyen konularda toplumsal konsensüsün sağlanması gelenektir. Bu programda ise bunu göremediğimiz gibi, Aralık 2024’de toplanacak Eğitim Şurası bile beklenmeden aceleyle bir şeyi yetiştirme telaşı izlenimi veren bakanlık, endişeleri daha da artırmaktadır.
Sonuçta yıllar önce söylenen “dindar ve kindar nesil” yetiştirmek için yapılmaya çalışılan, ancak ülkemizin ve çocuklar ile gençlerin geleceğini karartacak müfredat, demokratik tüm taraflar olarak dur dememiz gereken bir konu … 110 sayfalık ortak metinde kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk adı hiç anılmazken15 Temmuz darbe girişimi ise Cihat olarak ele alınmış ... Beka diyorsanız, alın size tam da beka konusu!



