Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Türkiye, 31 Mart Yerel Seçimleri sonrası “yumuşama” veya “normalleşme” söylemleri ile gündemi oluşturur ve hangisi olduğunu tartışırken 4 büyük dava da aynı zamanda devam etmekteydi. Kobani, Kavala, Ayhan Bora Kaplan ve Sinan Ateş davaları. Bazıları bitti istinaf aşamasında, bazıları devam etmekte.
Sizce “yumuşuyor muyuz” yoksa “normalleşiyor muyuz” ne dersiniz?
İşte zamanın ruhu böyleyken bir de ‘etki ajanlığı’ olarak tanımlanan yeni bir ceza kanunu hazırlıkları sürmekte.
Etki ajanı, “ülkemiz aleyhine kara propaganda yapanlar” olarak tarif ediliyor genel anlamda. Oysa TCK 328. maddesinde tanımlanan casusluk suçu, devletin güvenliğine, iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya benzer içeriklerdeki bilgilerin başka bir devlet adına siyasi veya askeri casusluk amacıyla temin edilmesini, zaten cezalandırıyor. Özellikle sosyal medyada başka bir devlet lehine bir şeyler mi paylaştınız veya yorum yaptınız, ya da ekonomi veya kamu düzeni konusunda bir yorum mu yaptınız, bunu değerlendirecek kamu yetkilisi size etki ajanlığı yaptığınız suçlamasını yöneltebilecek.
Çıkarılacak olan yasa ile “devletin güvenliği ve yararı” diye tanımlanan alanların ne olduğu burada önem arz ediyor. Yine güvenliğin iç veya dış siyasal yararları olarak mali, askeri, iktisadi, kamu güvenliği, düzeni ve sağlığı, haberleşme, ulaştırma, enerji, siber alan ve alt yapılar gibi yararlar da devletin iç veya dış siyasal yararları olarak kabul ediliyor. Yani bu gibi yararlar aleyhine gerçekleştirilen faaliyetler de bu suçun kapsamını oluşturacaktır. Suçun oluşması için failin, yabancı bir devlet veya organizasyonun çıkarları veya talimatı doğrultusunda hareket etmesi yeterli görülmekte.
Yine buradaki “yabancı organizasyon” tanımı da önemli. Yani bir devlet olması zorunluluğu yok. Aynı zamanda hiçbir devlete ait de olmayabilir. Konu olan kişi veya kurumun Türkiye’de olmasına da gerek yok. Bu konu 9. Yargı Paketi içine bir düzenleme olarak iktidar tarafından getirilecekmiş. Yani, ya sus, ya da haaaaa durumu.
Gürcistan daha geçenlerde aynı tür bir yasayı Cumhurbaşkanına gönderdi. Cumhurbaşkanı veto hakkını kullanarak Parlamentoya geri gönderdi. Bakalım ne olacak!
Tasarı sadece sosyal medyada yorum ve haber yapanları değil, televizyonlarda haber sunanlardan, özellikle siyasi yorum programlarında yorum yapan gazetecilerden, yazılı basında yazı yazan gazetecilere kadar toplumu aydınlatma görevi yapan ve 4. Kuvvet olarak anılan basının da susturulması anlamına geleceği açıktır.
Üstelik tasarıda değerlendiren savcının subjektif görüşüne kalacak bir sonuç karşısında vatandaş kendini nasıl koruyacak. “Ben böyle görüyorum” denirse karşı taraf kendisini nasıl savunacak. Pek çok konu yoruma dayalı ve anlayışa kalıyor olacak. Bu durum belki Parlamentoda görev yapan vekiller için bile konu edilebilir.
Muğlaklık hukukta en riskli durum.
Kötü ellerde istenildiği gibi kullanılabilecek bir kanun tasarısı ile karşı karşıyayız dostlar. İleride AİHM’de pek çok dava bu konuda oluşabileceğini de düşünebiliriz. Ancak herkes karşı değil. Düzenlemeyi savunan bazı basın mensupları da var tabii ki ...
Konu hakkında yurt dışında durum nasıl bir de ona bakalım.
İngiltere, 2023 yılında benzer bir yasal düzenleme yaptı. “Düşman” yerine “yabancı güç” kavramını getirdi. Bu şekilde yabancı bir devlet veya oluşum adına veya çıkarına yapılan faaliyetler suç kabul edildi.
Avrupa Birliği’nde de benzer yasa sivil toplumun tüm eleştirilerine karşın AB komisyonlarından geçti ve şimdi Parlamentoya geliyor. AB bu yasanın “etki ajanlığı” yasalarına benzer olmadığını, AB üyelerinin seçimleri ile birliğin seçimlerinde dış etkilerden korumakla ilgili olduğu savunmasını yapmakta. AB’de bu yasanın ABD’nin “yabancı etken” yasasından esinlendiğini söylemek çok yanlış olmaz sanırım. Ardından Danimarka, Avusturya, Belçika, Avusturya ve İsviçre’de benzer düzenlemeleri hayata geçirdiler. Bu konuda devletlerin kendi sivil güçlerinin itirazlarına karşın yine de çıkardıkları bu yasalarda savunmalarında ABD’de var bizde de olsun derken, Rusya, AB, Kazakistan, Kırgızistan ve pekçok ülke hep bu ülkeleri örnek göstererek kendi yasalarını savunmaya çalışmaktalar ne yazık ki.
Rejim ne kadar otoriterleşirse bu ve benzeri yasaların DKÖ üzerindeki olumsuzluğu da o kadar fazla oluyor.
Sonuçta bu ve benzeri yasaların, ülkelerin hak arayanları adına mahkemeleri oldukça meşgul edeceğini şimdiden söylesek yanlış yapmış olmayız sanırım. Haydi hayırlısı, yeni bir sorunumuz daha olacak.
Son günlerde can dostlarımız için yeni bir yasal düzenleme yapılacağı konuşulmakta. Sokak hayvanları!
Bu aşamada nasıl bir sorun haline geldiğini konuşmak anlamlı değil. Çözüm! Konuşulması gereken bu.
Devlet uyutalım gibi bir şeyler demekte. Ve kendine yerel yönetimleri ortak etme isteği var gibi geliyor bana.
Uyutmak, yani öldürmek. Olabilir mi? Olamaz.
Durumun bir sorun haline gelmesinin nedeni zaten biz insanlarız. Şimdi yaptığımız yanlışların hesabını onlara ödetemeyiz. Peki ne yapalım? Bu konuda yasal bir düzenleme tabii yapılmalı. Öncelikle yurttaşlara bir sorumluluk verilmeli, aksi davranış ciddi anlamda bir müeyyideye bağlanmalı ki bir daha yapılamaz caydırıcılıkta olsun. Yani can dost sahipleri bu dostlardan sorumlu olacaklar ve sokağa, ormana, ovaya ya da tenhalara bırakamayacaklar. Yerel yönetimler bu kontrolden sorumlu olacaklar. Tabii veterinerler de kendilerine getirilen her can dostunun kimliği gösterilmeden bir işlem yapmayacak, yoksa ihbar edecek.
Devlet, yerel yönetim ve özel veterinerler kısırlaştırma konusunda organize olacak, finansmanı devlet sağlamak kaydıyla sokaktaki her hayvan, sahiplenilmiyorsa kısırlaştırılacak. Sahipli can dostlarının üremeleri bir kez ve yeni sahipleri bulunmak koşuluyla yapılacak. Bir doğum sonrası, o da kısırlaştırılacak. Böylece yaklaşık 15 yıl sonunda hiçbir can dostu öldürmeden proje tamamlanmış olacaktır. Benim önerim bu!
Hep birlikte daha güzel bir dünya mümkün.



