A. Kemal KAŞKAR –
Zeytin ağaçlarımız uzunca süredir yağmur bekliyor. Hepsi yüzlerini gökyüzüne dönmüş suya aç. Meyveleri susuzluktan buruş buruş. Böyle giderse döküle döküle heba olup ölecek çoğu.
‘Ölecek çoğu’ diyorum ve noktayı koyuyorum. Peki ya çare? Bulunamıyor. Çareler biliniyor ama o yöne doğru gereken adımlar atılmıyor bir türlü. Adeta bile isteye, taammüden!
Tek tek ve de topluca hiçbir değişiklik yapmadan yaşamlarımızda, tercihlerimizi değiştirmeden yaşıyor, yaşatılıyoruz. Dolayısıyla sonuçlar da değişmiyor …
Aynı şeyleri yapıp yapıp da farklı sonuçlar beklemek için çılgınlık anlamında deliliğe oradan da aptallığa kadar varan birçok olumsuz sıfat kullanıldığını biliyoruz hepimiz. Hatta bu sözün etkisini arttırmak için “Einstein (Aynştayn) demiş” diyor ve sürdürüyoruz: “Başka türlü bir şeyler yapmalıyız!”
Evet yapmalıyız. Örneğin ‘termik santrallar kapatılmalı’! Kapatılıyor mu? Hayır. Aynştayn haklı; biz …
Biz: “Küresel iklim değişikliği” deyip tarif ediyoruz durumu, “kuraklık”tan söz edip geçiyoruz ama zeytinlerimiz tarifsiz bir keder içindeler, ölmekteler. Sessiz. Dilsizler. Oysa “Ölmez Ağacı deyip deyip duruyorsunuz ama ölüyoruz görmüyor musunuz?” diye bağır bağır bağırıyorlar duymuyor musunuz! Ölmez ağaçları gerçekten ölmezler mi sanıyorsunuz …
Günlük yaşamlarımızda çok büyük bir değişiklik yokmuş gibi, hatta yağmursuz ve ılık kış günleri bizim için daha iyiymiş gibi yaşıyoruz belki ama durum gerçekten giderek kötüleşiyor. Geri dönülmez bir yol bu. Çarelerin hızla tüketildiği günler içinde tarifsiz kederler içindeyiz hep birlikte, zeytinler ve biz …
Göz göre göre, gözlerimizin önünde gencecik narin zeytinlerimiz ölüyor farkında mısınız …





