BAKTIKÇA … – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR
Çok eski bir şarkı ile el ele tutuşup ne kadar uzaklara gidebilir insan? Şarkıların akılda kalan nakaratlarıdır elleri. Onları mırıldana mırıldana insan anlamaz geçen kilometreleri … Yağmur çamur, dere tepe fark etmez: Hep ileri, daima ileri! Hatta ‘uygun adım marş’ oyunu bile oynatır insana nakaratlar. Bu arada yağmurun; susuzluktan kavrulup kırış buruş olmuş zeytinlerin kurtuluşu olduğunun farkındaysanız ve grip aşısı da olduysanız eğer, koşar adım coşabilirsiniz rahatlıkla. Bir yandan da ‘yağsa yağsa ne kadar yağabilir ki; dinecek nasılsa’ düşüncesi vardır, cabası. Zorluklara katlanmayı sağlar. Her yerler suya doysa, dört bir yanınız taşkınlara kapılsa da. Ancak ölçütünüz “zeytinleri yerinden sökecek değil ya!” ise, artık tehlikedesiniz bence … O eski şarkının nakaratlarına çok güvenmeyin derim. Bırakıverir elinizi, terkedip gidiverir. Bilin bunu.
Biraz biraz da olsa içinizde küçücük kuş tüyü bir korku var gibi, yanılıyor muyum? Var değil mi? Elbette olur, ille de olur. İnsan hiçbir yerden hiçbir zaman uçsuz bucaksız bir cesaretle uzaklaşamaz. Uzaklaşmak da bir yere kadardır. ‘Uzak’ diye bir yer vardır ille de. Kesintisiz bir rahatlık yoktur dünyada. İçiniz, verdiğiniz sözleri tutmuş olmanın huzuruyla dopdolu olabilir ama kesintisiz bir huzur hali yaşanmamıştır henüz, yaşanamayacaktır da. ‘Belki bir gün’ diyebilir misiniz bilemem …
Ama her şeye rağmen eski şarkıların nakarat bölümleri hoştur. Anılardır. Fotoğraflar gibi. Daha dün gibi. Yağmurla uyanmak gibi. Tozlarını siler süpürür yılların. El ele tutuşturur insanı ama asla yakıcı değildir. Aksine, içinizi söndürür, ağrılarınızı dindirir. Acılara da deva bulmanıza yarar. İnsan olmanıza yarar.
Bence bunu deneyin, göreceksiniz, iyi gelecektir.
Siyasetin nakaratları ise aksine …
…
Örneğin: Recep Tayyip Erdoğan, Mayıs 2011’de Yozgat’ta yaptığı bir seçim konuşmasında, “4 Mart 1949 tarihli bir bakanlar kurulu kararı CHP’nin; Bolu’daki Karakadı Camisi’nin bakım ve onarım giderleri devlet bütçesinden ödenmek ve kitaplık olarak kullanılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı’na tahsisi kararlaştırılmıştır. Altında imzalar var, belgeler konuşuyor. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, CHP Başbakanı ve bakanların imzaları, CHP’nin cami kapattığının, camileri ahır olarak kullandığının ispatıdır bu” demiş ve belgede başka bir şey yazarken çok başka bir şeyi iddia edebilmiştir.
O konuşmada; sevgili ülkemizde yıllarcadır zaman zaman yinelenen ‘CHP camileri ahır yaptı’ nakaratının, nihayet bulunduğu belirtilen belgesinde caminin “kitaplık olarak kullanılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı’na tahsisi kararlaştırılmıştır” yazıyor olmasına rağmen, bu açık ifadenin “CHP’nin camileri ahır olarak kullandığının ispatı” olduğu söylenebilmiştir. Ve ardından da Yozgatlı seçmenlere, o dönem kendilerine muhalefet eden ve dolayısıyla “Camileri ahır yapmak” suçuna ortaklık ettiği varsayılan MHP’ye oy vermemeleri, yani ‘cezalandırmaları’ çağrısı yapmıştır Erdoğan …
Eğer bir şey anlamadıysanız, bu bölümü tekrar tekrar okuyabilirsiniz. Sonuç değişmeyecektir:
CHP iktidarı o dönem Bolu’daki bir camiyi, kütüphane yapılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı’na tahsis etmiştir.
Ancak bu durum, “çok partili” döneme geçilmesinden bu yana ısrarla “CHP camileri ahır yaptı” diye okunmaktadır. Elbette bu okumanın; geçenlerde Devlet Bahçeli’nin Özgür Özel’e özel açıklamasında: “Birbirimizi kırmıyoruz inşallah. Üzülme, bazen siyaseten söylememiz gerekenler oluyor, siyasetin gereği olarak” sözleriyle özetlenen, ‘siyaseten’ yapılan bir okuma olduğu açıktır. Neyse …
Bu ‘siyaset tarzı’na bir başka örnek de, dönemin İçişleri Bakanı olarak Süleyman Soylu’nun, bu yılın başında “İBB’de 550 terörist var” sözleri nedeniyle hakkında açılan tazminat davasında avukatı aracılığıyla “siyaseten söylenmiştir” şeklinde savunma yapılmasıdır.
‘Sağlık nedenleriyle istifa’ müessesesinin de yaygın olarak kullanılan bir nakarat olduğu siyaset sahnemizde, bu gibi temcit pilavları hiç eksik olmuyor. Durup durup masalara konuyor, siyasî masallara konu oluyor.
Geçenlerde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin de ‘CHP camileri ahır yaptı’ deyiverdi. Böylece sayın bakan, partisinin Batman merkez ilçe kongresinde, yani ‘siyasi bir toplantı’da yaptığı konuşmada nakaratı yinelemiş oldu. Bunun da ‘siyaseten’ söylenmiş bir söz olduğu söylenebilir rahatlıkla … Ama …
Bu siyasî nakarat, işi milli eğitim bakanı olan biri tarafından söylenince durum daha bir sorun oluşturuyor bence.
Öğretmen – öğrenci arasındaki ilişkinin: ‘Doğruluk, yalnızca doğruluk ekseni’ üzerinde şekillenmek zorunda olduğunu kabul ediyorsak, bu böyledir. Ama, “yok canım nereden çıkardın bunu” denecekse başka!
O zaman, muhalefetin “Öğrencilere bir öğün yemek desteği” talebine “CHP’li belediyeler, konserlere harcadıkları paraları getirsinler” sözleriyle tepki vermesi de sorun oluşturmaz!?
Gazetecilerin, okullardaki temizlik sorunlarına ilişkin sorularına “Bugün gündemimiz basketbol, başka bir ortamda onları da konuşuruz” diye yanıtlamasının ardından gazetecilerin “Lütfen yanıt verin” ısrarları üzerine de “Basketbol lisesiyle ilgili sorunuz var mı? Bakın nezaket başka bir şey. Burada basketbol lisesini konuşuyoruz, gündemimiz bu” deyip uzaklaşması ve okullardaki bu ve başkaca sorunların halâ daha çözülememiş olmasını da dert etmememiz gerekir!? Üstelik gazetecilerimizin ne denli nezaketsiz insanlar olduğunu da bu vesileyle öğrenmiş oluruz. Öyle değil mi?
Ben ısrarlıyım: Bakan Tekin’in, bu bakımdan kurumsal ve de kuramsal anlamda sorumluluğu, örneğin ‘Çevre Bakanı’nınkiyle kıyaslanamasa gerek. Dolayısıyla kendisinin istifasının (son dönemdeki yaygın uygulanışıyla görevden affını istemesinin ya da görevden alınmasının) memleket hayrına olacağı kesindir.
Bitirmek üzereyken, Nasuh Mahruki’nin bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle tutuklanması, nakaratlar bahsimize yeni bir boyut kazandırmamıza yol açtı bir anda. Sevgili Mahruki’nin başına geleni, ülkemizde benzer birçok örneğin yaşandığını da unutmadan: ‘Hiçbir iyilik cezasız kalmaz!’ nakaratımızla açıklayabiliriz sanırım.
24 Kasım Öğretmenler Günü kutlu olsun!
Ve son cümlemde, olası bir nakarat halinden hızla uzaklaşma gayretiyle: Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aziz hatırasına saygılarım eşliğinde Sevgili Öğretmenlerimizin gününü kutluyor ve kendilerine, sevgili öğrencileriyle birlikte milli eğitimimizin selameti bakımından ‘Bakan Tekin’i asla örnek almamalarını, bilhassa tavsiye etmek istiyorum. Saygılarımla.
* Peki ama: Bolu Karakadı Camii’ne ne olmuş?
30 Mayıs 2011 tarihli Bolu Gündem gazetesinden aktarıyorum:
“… Bolu Kadı Camii 1930’lu yıllarda Bolu Alayının sefer halinde ihtiyacı olan silah deposu olarak kullanılmış, İkinci Dünya Savaşı yıllarında cephanelik ve erzak saklama amacı ile değerlendirilen yapı, 1949 yılından itibaren tekrar onarılarak kıymetli evrakların muhafazası ve kütüphane, kitaplık olarak kullanılması sürecine girilmiştir. 1950’li yılların sonunda ise Karakadı (Kadı) Camii’nin kitaplık olarak kullanılması ile ilgili kararname iptal edilerek, bina tekrar onarıma girmiştir …”
Yani: Hiçbir zaman ahır olarak kullanılmamış olan ‘Bolu Karakadı Camii’, halen cami olarak kullanılmaktadır.




