Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Bugünlerde herkesin genellikle rahatsız olduğu bir konuyu sizlerle paylaşacağım.
Bildiğiniz gibi hemen her sabah gün doğmadan İçişleri Bakanlığı suçlu veya suçlular için operasyon yapmakta. Bu operasyonlara da özel bir isim bulup operasyonu o isimle ifade etmekteler.
Bu; yurttaşlar için, asayişin sağlanması, zanlıların yakalanarakadalete teslim edilmesi ve suçu olanların cezalarını çekmek için mahkum edilmeleri bakımından çok doğru bir uygulama. Ancak her sabah oluyor olması sanki biraz neden her gün, neden bu kadar çok, bu kadar suçlu olabilecek kişi nasıl oluştu gibi pek çok soruyu akıllara getirmekte. Bir de bildik suçların dışında,konuştukları için (bildiğimiz kadar) bu operasyonlar ile evlerinden alınan hemen herkesin bildiği kişiler var ve bu olunca akıllar biraz daha karışıyor. Ve soruyor insan “ne oluyor” diye?
Önce suç nedir ona bakalım: Düzenin devamı açısından korunması gereken hukuki değerlerin bilerek ve isteyerek ihlalini veya bu değerleri korumaya yönelik kurallara karşı özensizliği ifade eden insan davranışıdır diyebiliriz. Suç ancak kanunla düzenlenir. Suç, bir haksızlıktır ancak her suç haksızlık değildir. Her suç tanımında bir hukuki değerin korunması esas alınır. Bu hukuki değerler mal varlığı, vücut dokunulmazlığı veya ifade özgürlüğü gibidir. Bunların ihlali halinde ihlal eden ceza yaptırımı ile cezalandırılmaktadır.
Peki ceza nedir?
Bu ihlalleri yapana karşı uygulanan üzüntü, sıkıntı veya acı verici işlem. Hukuki olarak yasanın, topluma zarar verdiğini kabul ettiği eylemlere karşı öngördüğü yaptırım. Hangi suça hangi cezanın verileceğini yasalar belirler.
Cezanın amacı nedir?
Hem geçmişe ve geleceğe yöneliktir ve hem de toplumu suçtan korumayı hedefler. Cezanın suçla orantılı olması kefaret düşüncesinin bir gereğidir. Failin tekrar suç işlemesini de engellemektir. Ceza, genel anlamıyla suç karşılığında insanlara ya da kuruluşlara uygulanan yaptırımdır.
Suçları sabit olan fakat mahkemece mahkumiyet kararı henüz verilmemiş kişilerden dışarda olmaması gerekenler tutuklanıpcezaevine götürülürler. Cezaevi, hüküm giymiş kişilerin cezalarını çekmesi için hapsedildikleri yer. Türkçede zindan ve mahpushane gibi kelimelerle ifade edilebilir. Tutukluların, hükümlülerden ayrı olarak tutulduğu yere ise tutukevi denir.
Bir de özgürlüklerden bahsedelim. İfade özgürlüğü veya konuşma özgürlüğü Birleşmiş Milletler tarafından İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ilan edilen, birçok ülke tarafından kabul edilen, bireylerin ve toplulukların fikir ve görüşlerini sansür, yasal yaptırım veya tehdit korkusu olmaksızın ifade etme hakkıdır. Bu, Anayasamızda 25 ve 26. maddelerle ifade edilir. Madde 25, “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz, Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz” der.
Peki madde 26 ne diyor? 1. Fıkrasına göre, “Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet,resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.”
“Hükümet insanları suçlulardan, anayasa insanları hükümetten korumak için kurulmuştur.” Ayn Rand.
Bugün Türkiye, Avrupa’da en fazla mahkum/tutuklu sayısına sahip. Bugün için yaklaşık 395 cezaevinde, yine yaklaşık 392 bin kişi bulunmakta. Kapasiteleri yeterli gelmediği için mahkum veya tutukluların yaklaşık 92 bini yatacak yere sahip değiller.
2002 yılında 59 bin kişi mahkum veya tutukluluk nedeniyle cezaevlerindeydi. Bu sayı 1980 darbesinde ise 70 bin kişi civarındaydı. Sanırım bu sayılar, tarihleri ile ne anlama geldiğini kendisi anlatmaktadır. Bugün ise 392 bin kişi.
World Prison Brief çalışmasına göre Türkiye, mahkum nüfusu enfazla olan ülkeler arasında altıncı sırada yer almaktadır. Avrupa ölçeğinde ise Rusya’dan sonra Türkiye ikinci sırada yer almaktadır. Türkiye’nin en yakın takipçisi İngiltere’de ise cezaevlerinde 79 bin kişi bulunmaktadır.
Meşhur Tersane Zindanı’nın kapatılması sonrası 1871 yılında İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda açılan Hapishane-i Umumi den sonra geldiğimiz durum ise 2008 yılında yapımı tamamlanan en büyük cezaevi Silivri’de aynı adla bulunmaktadır. Bu cezaevi Avrupa’nın en büyük ve bizim teknolojik ceza, infaz kurumları kampüsüdür.
Sanırım bunlar yeterli olmamış ki 2025 yılında 11 yeni cezaevi yapılması için bütçe ayrılmış ve bazılarının imalatları devam etmektedir. Bunun için 2025 yılında 1.2 milyar, 2027 yılı sonuna kadar ise 23.5 milyar lira kullanılmak üzere programlanmış bulunmaktadır. Tüm bu bütçeler ile yaklaşık 34 cezaevi için program yapılmış durumda. Cezaevi yapmakla ülkedeki suç oranını azaltacağı mı düşünülmekte diye düşünüyor insan.
“Bir okul fazla yapın, bir hapishane eksiltmiş olursunuz” diyor Victor Hugo.
Bugünlerde yaşadığımız, ifadeleri nedeniyle haklarında soruşturma açılan, tutuklanan veya mahkum olan pek çok yurttaşımız bulunmaktadır cezaevlerinde. Bu hiçbirimizin istemediği bir durum olmakla birlikte halk arasında ciddi bir rahatsızlığa da neden olduğu aşikâr.
Son söz: “Adaletin bulunmadığı bir ülkede herkes suçludur” Maurice Duverger. (20.02.2025)



