Songül KARAKOÇ BÜYÜKTAŞ
İnsanı hayvandan ayıran en önemli özellik insanın konuşarak duygularını ifade edebilmesidir. Ben insanın mı ya da hayvanın mı daha akıllı olduğu ile ilgilenmiyorum çünkü bu benim işim değil. Yalnızca duygularımızı anlatırken kendimizce birçok formül bulabiliyoruz; örneğin konuşuruz, kızarız, üzülürüz, ağlarız vs. Bu özellikleri insanlar da hayvanlar da kendilerince değişik şekilde ifade ederler.
Bazılarımız bunların dışında yazarak içimizde yaşattığımız hisleri dışarıya daha kolay çıkarmaya çalışırız. İşte kimi insan yazarak, kimisi de konuşarak…
Herkesin çok farklı özellikleri vardır.
Duygularımız olmazsa eğer, cansız bir nesneden farkımız kalmazdı zaten. Hissettiklerimizi kimimiz olduğu gibi dışa vurur, kimimiz de duygularını bastırmak için kendisini daha farklı davranışlar sergilemeye zorlar. Kendimizi ifade etmek bazen öyle zordur ki… Çünkü içimizde korkularımız olur, gerçek duygularımızı ortaya koymaktan hep çekiniriz, hislerimizi bastırır ya da biriktiririz.
Ben, ifade edemediğimiz duygularımızı, tıpkı halının altına evin tozunun sürekli süpürülmesine benzetiyorum. Etrafta toz gözükmeyince o an evin çok temiz olduğuna kendimizi inandırırız. Oysa bir süre sonra halının altına süpürülen tozlar biriktikçe etrafa kötü bir koku, uçuşan toz bulutları oluşmaya başlar ve tekrar halının altında dışarı taşmaya başlar. Temizlediğimizi sandığımız evimiz halının altında çıkan çöplerle tekrar etrafa dağılır. Çıkan tozlar da artık nefesimizi keser, gözlerimizi rahatsız eder, genzimizi yakar ve artık bizi boğmaya başlar. İşte tıpkı halının altına süpürülen ama biriken tozların daha sonra bizi tekrar rahatsız edeceği gibi, duygularımızı da eğer bastırırsak, bir süre sonra bastırılan duygular daha farklı rahatsızlıklar oluşturur. Bu da hem bizi hem de çevremizi rahatsız eder. Bazen önemsiz gibi görünen küçük şeyleri biriktirirsek, bir gün biriken ufak şeylerin kocaman olacağını ve artık ruhen taşıyamayacak duruma gelebileceğimizi asla unutmamalıyız.



