Ege Soley / Gelişim Psikolojisi / Doğan Novus Yayınları / 1. Basım, Ekim 2023 / 191 sayfa
Ayşegül Şenay KAŞKAR
Ege Soley Dörter, 1983 yılında İstanbul’da doğdu. İtalyan Lisesi’nin ardından İngiltere Canterbury’deki University of Kent’te Avrupa Politikası, İtalyanca ve İspanyolca bölümlerinden mezun oldu. Üniversite eğitiminin ardından Paris’e gitti ve dört sene boyunca eşzamanlı olarak Pascal Mutel’in çiçek butiğinde çalışıp bir yandan da Ecole des Fleuristes de Paris’te çiçekçilik ve botanik eğitimi aldı.
2011’de İstanbul’a dönüp kendi adını taşıyan çiçek dükkânını açan Soley, aynı zamanda 2015-2021 yılları arasında Türk ve kadın tasarımcıların ürünlerinin satıldığı tasarım mağazası Slow Public’i işletti. 2020’de ise özellikle kitap kulübü ve online buluşmalarıyla ön plana çıkan kadın platformu olan Mugamag’ı kurdu. Halen bu platformu büyütmek için çalışmaya devam ediyor.
Ege Soley Dörter’in Doğan Novus Yayınlarınca yayınlanan Başka, Yakın, Sakin ve Pazartesi Mektupları adlı dört kitabı var.
“Pazartesi Mektupları”
Ege Soley kitabı hakkında şunları söylüyor:
“Pazartesi Mektupları benim dördüncü kitabım. Ama sanmayın bu heyecana zaman içinde alıştım. Vaktinde gerçekten bir avuç insana, gerçekten Pazartesi günleri ulaşan ve gerçekten mektup olsun diye yazılar yazmıştım. Mektuplar çoğaldı, Pazartesiler yıllara yayıldı, onları okuyan ailem giderek kalabalıklaştı. Sonra hayat bizi yine buraya getirdi. Denize bakıp kimbilir neler düşünen küçük Ege’yi kitabın kapağına koydu, onun o küçücük ve kocaman endişelerine bugünden bir kucak oldu. Ben de yazdım da yazdım tahmin edersiniz. Hep dönelim isteyip de bir türlü dönmediğimiz o U dönüşünü, utana utana açtığım başkasına ait bir hediye paketini, çocukken bahçeden kopardığım salatalıkların kokusunu, insanın kendini nasıl kandırabildiğini, bir mermer gibi oya oya nasıl değiştirebildiğini ve bazen de kendine plastik bir şişe kapağı kadar değer biçemediğini. Bugüne kadar yazdığım kitaplara, yazılara, tüm satırlara gösterdiğiniz sevgi ve teveccüh için çok müteşekkirim sizlere. Umarım yine bir yerlerde, hiç tahmin edilmedik satırlarda, en beklenmedik cümlelerde buluşur, birbirimizi anlar, kendimizi hatırlar, denize bakan küçücük hallerimize bir de bugünden sarılırız. Pazartesi Mektupları artık sizin. Umarım seversiniz.”
“Pazartesileri oldum olası çok sevdim”
Kitabın arka kapağında ise şöyle diyor: “Pazartesileri oldum olası çok sevdim. Mutlak bir yenilik hissi. Hiç açılmamış bir kitabın sayfalarının arasında bir yerlere burnunu soktuğunda aldığın o koku gibi. Bu satırları belki taze bir Pazartesi, belki yorgun bir Çarşamba, belki tembel bir Pazar günü okursun. İsterim ki bu satırlar ne zaman karşına çıkarsa çıksın, sen onları o zaman kendine küçücük bir işaret olarak alasın. İçinin bir yerine bir kelime dokunsun, elinin gitmediğine cesaretin, cesaretinin yetmediğine elin uzansın. İsterim ki kalbin hayatında bir yeni’ye açılsın, sonra da en beklemediğin anda hayatına alışılmış değil de henüz kendisiyle hiç tanışılmamış heyecanlar yayılsın.”
Ve kitaptan …
“Merhaba, Ege ben. Sanırım her şeyden ve tüm hikâyelerden önce bunu anlatmalıyım.
Ortaokul yılları benim için değişik zamanlardı. Belki çoğunluğumuz için öyledir hatta. Ne çocuktum ne genç. Evet artık daha çok karışabiliyordum hayata, sesim de biraz daha yüksek çıkıyordu hatta, fakat hâlâ biraz yarım gibiydim. Hem yeni yeni filizlenen bir cesaretim vardı hem hayatın gerçeklerini gördükçe içimdeki kozaya geri dönmek isteyen bir ürkekliğim. Belli ki kendimden bir insan yaratmam gerekiyordu ki, bu yürümesi hayli uzun ve zorlu bir yoldu. Çevremde gördüğüm ve öğrendiğim türlü tavırları, fikirleri ve halleri toplayacak, hepsine şöyle bir bakacak ve üzerime uyanları, kendime yakıştırdıklarımı giyip öyle devam edecektim yoluma.
…
“Tekrar merhaba, Ege ben!
Bütün o zorlu yılları düşe kalka yürüdükten sonra, iyi kötü bir yerlere varıp sırtını da rahatçana bir duvara dayayıp geriye bakarak konuşmak nispeten kolay. Oysa her birimizin büyümekten aldığı da anladığı da çok farklı. Bir sürü okul bitirmek, önce doğru bir evlilik sonra mutlaka bir çocuk yapmak, kâğıt üzerine sıra sıra dizilen başarıların altına ıslak imzalar atmak sahilin belki de en sığ ve rahat, denizin en sakin ve tehlikesiz kısmı. İnsan ne zaman ki bunları arkasında bırakıp sahilden denize doğru yürümeye kalkışıyor, işte o zaman başka yönlere doğru büyümeye başlıyor. Çoğunlukla kendisinin hiç tanışmadığı köşeleriyle tanışıyor hatta, bir de aslında gerçekten istedikleri ve ona zorla sevdirilmeye çalışılmış tonla hikâyeyle. Bazen mesela dilinin ucuna gelen her şeyi konuşmamayı öğretiyor hayat ona, bazen de hiçbir şeyi içinde tutmamayı. Suyun içinde yürüdükçe özveriyi, nezaketi, anlayışı ve ağırbaşlılığı tadıyor. Her birinde bir ufak dalga gelip dizlerine, kasıklarına, karnına çarpıyor, insan her biriyle yeniden ürperiyor.
Bazı insan denize girmeye yeltenmiyor bile, bir ömür sığda oyalanıyor. Suyun hafif hafif çarptığı yere rahatça oturup, ellerini de sıcacık kuma koyup, ayakları şıpır şıpır suda öylece yaşayıp gidiyor. Bazısı girmek istiyor içten içe; sonra da ya üşüyor ya üşeniyor. Bazen gerisingeri çıkıyor, bazen olduğu yerde ne kadar büyüyebilirse yanına kâr sayıyor. Yalandan su alıp avuçlarına, omuzlarını, yüzünü ıslatıyor. Öğrenmiş gibi, zorlanmış gibi, sonunda suya alışmış gibi yapıyor.
Kimileriyse daha ileri gidiyor. Ya kendi karar veriyor bir cesaret, ya hiç beklemediği ters bir dalga onu arkasından itiyor. Bir anda ayakları yerden kesiliveriyor, tüm bedeni suya dalıyor. Her saniye daha derine. O zaman işte, derinlerin çok kayıp bir yerlerinde insan aslını görüyor. Sıcacık kıyıların, şıpır şıpır sığların, ayağı yere basan güvenli anların göstermediklerini fark ediyor. Büyümek denen şeyin ne geçen yıllarla ne mecburi başarılarla ilgisi olduğunu anlıyor.
…
Denizler her zaman engin ama zor zamanlarda kaçılacak kıyılar da her zaman orada, her zaman bizim.”
…
“Yeni
Pazartesileri oldum olası çok sevdim.
Mutlak bir yenilik hissi. Hiç açılmamış bir kitabın sayfalarının arasında bir yerlere burnunu soktuğunda aldığın o koku gibi. Rahat bir ‘ne yaptıysak yaptık, şimdi yeni şeyler söyleme vakti’ cümlesi.
Hepsi aynı şey; benim için hepsi türlü türlü Pazartesi.
…”
Galiba bu satırlar aldırdı bana bu kitabı … Ben de hiçbir zaman haftanın ilk gününden, tazecik pazartesiden korkmadım …



