BAKTIKÇA – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR –
Yağmur cezaevi günlerinden kalma bir büyük sevgimdir. Kolaydır nedeni. Yağmurda herkes başını sokacak bir yer arar. Cezaevindekiler o yerde, yağmur olsun olmasın ‘ceza olarak’ yaşar. Yağmur o cezayı hafifletici sebeptir. Hafifletir. Tüy.Uçabilip topraklara inebilmek için bulunabilecek en şairane firardır. Sadece bu mu, elbette değil, yağmur o kadar çok şeydir ki. Yağmur beziyle zeytinlerin tozlarının silinmesi de dahildir buna. Yağmur şiir getirir insana. İnsanı insana benzetir. Baharı bahar yapan da odur. Göz göz büyütür baharı. 1 Mayıs’tır. Bir Mayıs’ın tümüdür. Tümüyle mücadeledir. Gün boyu yürür. Günün enidir boyudur. Bulutları dağların yamaçlarına, yollara, sokaklara kadar indirip gökyüzünü ayağınıza getirir.Dokunabileceğiniz kadar yakınınıza. Ama en çok sabahtıryağmur. Sabah sabahtır. Günün en sabah halidir. Güne güle güle vedadır hatta … Bazı bazı gerçekten de çok özel sıkıntılar oluşturan istisnalar dışında yağmurla uyanmak iyidir. O güçlükler, sıkıntılar her neyse işte, niye doğrudan doğruya onunla ilişkilendirilir hiç anlayamamışımdır. Yaşamım boyunca zaman zaman karşılaştığım “Bu şartlarda bayram mı kutlanır” diyen arkadaşlarıma hitaben yaptığım “Ama bunda bayramların bir kabahati yok ki” şeklindeki bayram savunmalarımı anımsattı bana yazımın tam burası … Yaşadığımız güçlükler, sıkıntılar, sorunlar her şeyledir, her yerdedir, heptir. Hiçbirinden yağmur sorumlu değildir ki …
…
1 Mayıs sabahı Bodrum’da ilk 1 Mayıs mitingi için yağmurda marinaya doğru yürüyoruz sevgili eşim Ayşegül’le … Telefonum çalıyor, Ekrem arıyor Denizli’den … Ekrem, ‘1 Mayıs – İşçi Sınıfının Birlik, Dayanışma, Mücadele Günü’nü ve Ayşe’nin yaş gününü mü kutlayacak … Yoksa …
“Fadıl’ı kaybettik …”
Bu cümleyi duymama isteğiyle birkaç selamlaşma cümlesi ve nihayet o cümle işte:
“Fadıl’ı kaybettik!”
Yağmur duracak gibi değil, sanki hiç durmayacak artık. Yürüyüşler yağmur olabilir artık. Onun yüzündeki kesintisizgülümsemenin nedeni olabilir. Hepsi çare olabilir. Hiçbir çare bu kadar kolay bulunmayabilir. Dünya, artık gözlerinize asla başka türlü görünmeyecek kadar hep sevgili dünya. Tanıdık bildik mutluluk hep. En ağırı da yaşansa günlerin bu hep böyle. İyi kiöyle …
…
Anılar. Bugün anılar var. Yağmur var bugün. Bütün gün. Bütün topraklar için …
Fadıl Öztürk ile anılar denince şiir yazışları, yazı yazışları ve çizimleri geliyor aklıma. Aydın E Tipi Cezaevi’ndeki duvar gazetemiz ‘SESİMİZ’ için heyecanla. Ekrem ve Ragıp ile birlikte Fadıl’ın da çizimleriyle nefes aldırdıkları, renklendirdikleri bir duvardan söz ediyorum. O duvarların bize ‘vız’ gelmesi böyle böyle olduydu yıllarca. O duvarlara karşı 9/11 ve 13’üncü koğuşlar olarak omuz omuzaydık.
Bir cezaevi duvarını gazeteyle devirmek iyi fikirdi doğrusu!Gazeteciliğe ilk adımdı benim için de …
İlk sayısı 13 Ekim 1987’de olmak üzere 1988 yılı Nisan ayına dek 6 kez yayınlandı.
Fadıl Öztürk şiiriydi SESİMİZ’in. İlk sayımızda; “Gün Gelir”, “Kardeşimsin”, “Zincirlerimi Güneş Eritti” ve “Er Biçildik” şiirleriyle yer almıştı … İkinci sayıda, birlikte kurguladığımız,tatlı tatlı güldüren bir röportajı, üçüncü sayıda 10 Ağustos 1987 tarihinde, Diyarbakır Cezaevi’nden eşine yazdığı bir mektubu yayınlamışız …
Ve 1988 yılı Mart ayında yayınlanan beşinci sayıdaki “Bir ‘Söyleşi’ Operasyonu …”
Aralarda Ekrem’in, Ragıp’ın ve Fadıl’ın renkli çizimleriyle 16 daktilo sayfası … Ve son sayfasında “operasyona” katılanlar olarak fotoğrafımız … Ne güzel gülmüşüz … İçimizde güle güle ‘güzel bir iş’ yapmanın saadetiyle …
Duran ve Yüksel arkadaşlarımızın tahliyesine yaklaşırken aklımıza geldiydi o kurgu. Güya onlar, gazetemizin bazı özel belge ve bilgileriyle birlikte kaçacaklardı ve bu durum, suçüstü yapılıp engellenmeli, yapılacak “söyleşi”de kendilerine itiraf ettirilmeliydi …
Katılımcılar: Hacı Ali, Atilla (Yalçın), Cuma, Dündar, Davut, Ekrem, Esef, Fadıl (Öztürk) ve Mehmet … Kısa süreli konuk olan ve o nedenle fotoğrafta yer almayan Servet Ziya Abi (Çoraklı).
…
Ve altıncı SESİMİZ’de “Bir ‘seyahat’ta mola” başlıklı yazısı yayınlanmış Fadıl’ın. Jandarma eşliğinde mide röntgeni çekimi için götürüldüğü hastaneden izlenimlerini paylaşmış …
Ve bir de “Vardiya Düdüğü” şiiri …
Uzak şehir ışıkları
Pul pul sessiz
Gelin ürkekliğinde kırpışır.
Vardiya düdüğü
Emeğin hükmünü
hareler sokak pencerelerine.
Kapılar yırtarken yıldızların perdesini
Yükselir kazandibi çocuk sesleri
Silinir gizemin dudak izleri.
Ayaklarına dolanıyor
sessizliğin uyanışı.
Ve
Sokak lambalarının koynunda
Telaşın resmisin.
Avurtlarındaki çukurlara işlemiyor
Gülümsemenin son çizgileri.
Kaldırımlar yosma saatinde
Ve sen
Uykusuz
Biraz da öfkelisin! …
…
Ortak “Bir ‘Söyleşi’ Operasyonu …” çalışmamızın sonunda, kısa süre sonra tahliye edilecek iki arkadaşımızı uğurlamak için “Güle güle” diyerek tamamladığım konuşmamda şunları söylemişim:
“… Oldukça uzun bir mesainin ürünü olarak böylesi bir ‘Söyleşi’yi gerçekleştirebildik. (27 Şubat 1988 Cumartesi) Ama ortaya çıkan çalışma sonuçları, öyle sanıyorum ki aramızda özel bir anı olarak yaşayacak olması bakımından son derece de değerlidir. Şöyle düşünüyorum: Sevgi ile iyi anılar arasında karşılıklı doğurgan bir ilişki var. İşte biz bunun, belki çok küçük ama tartışmasız çok değerli olan bir parçasını yaşamış olduk bugün.
Güle güle …”
…
‘Güle güle’ bir veda, uğurlama seslenişimiz olarak mutluluk dileklerimizin en güzellerindendir. Tam da Fadıl için söylenmişgibidir. O hiçbir yere başka türlü gidemez zaten. İlle de gülecektir, gülümseyecektir.
…
2 Mayıs 2025 Cuma günü saat 13’te Balçova Cemevi’ndeki vedadan sonra İzmir Bayındır Gaziler Köyü’nde artık Fadıl.Anılarıyla hep yanımızda …




