Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Hadi gelin geçen hafta üç gün içinde medyada öne çıkan bazı haberlere birlikte bakalım.
Sağlık Bakanlığı’nın açtığı temizlik işçisi kadrosu acı gerçeği gösteriyor. Ordu’da 67 kadro için 10 bini üniversite mezunu olmak üzere 27 bin 633 kişi, Giresun’daki 56 kişilik temizlik kadrosu için başvurular 23 binin üzerinde oldu.
Bu arada AKP’li Çorum Belediyesi, kent merkezinde bulunan parklarda yalnız kadınların oturabileceği banklar oluşturdu. Kamuya açık alanlarda cinsiyet temelli ayrımcılığın yapılması kaygı verici.
“6 yaşında çocuklar evlenebilir” diyen N. Yıldız’a Karaman’da çifte plaket verildi. Geçenlerde Boğaziçi Üniversitesi’nde konuşma yaparken protesto edilmesinin ardından, Karaman’da da protesto edildi. Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi’nde “Bu zamanda evlilik ve Aile” başlıklı bir konferans verdi. Konferansta bazı öğrenciler protesto ederken, başka bir grup tekbir getirerek protesto eden gençlerin üzerine yürüdü. Plaketleri Karaman İl Milli Eğitim Müdürü ve İl Müftüsü verdi.
Cepten 1 kuruş çıkmayacak denen Çanakkale köprüsü, 49 milyon araç geçiş garantisi verilmişken, şimdiye kadar geçen araç sayısı ancak 9 milyon civarında oldu. Böylece milletin cebinden işletmeci firmaya bugüne kadar 850 milyon Euro ödendi.
Hani adalet diyoruz ya, gelin hep birlikte Diyarbakır’da yaşanan bir olaya bakalım. 7 yıldır evli çift boşanmak ister, mahkeme kadını ve kızını oturdukları evde yaşamaları için tahsis eder. Bir süre sonra kadın kendisini darp ettiği için ayrılacağı kocasından şikayetçi olur. Mahkeme kocaya ve ona yardım adan babasına uzaklaştırma ve ev hapsi verir. Şimdi sıkı durun, dayakçı kocaya verilen ev hapsi neresi dersiniz? Kadının yaşadığı ev. İnsan pes diyor değil mi?
İktidar uygulamaları artarak devam etmekte.
Son uygulamalarından biri de, belediyelerden alınarak TMSF’ye devredilen reklam panoları denetimi ilk uygulamasında ilk yasağı CHP’nin bursa mitinginde, kullanılacak reklam afişlerini panolara koydurtmadı. Panoları kullanamayan CHP il yönetimi, çözümü, afişi tişörtlerin üzerine bastırarak miting duyurusunu yapmaya çalışmakta buldu.
İktidarın en sevdiği kanun yapma tarzı: “Torba Kanun” yoluyla ilgili ilgisiz her konuyu torbaya atıp gece yarıları kanunlaştırarak çıkarmak. İşte onlardan birinde geçenlerde Cumhurbaşkanı bir başka yetkiyi daha almak istedi. Neydi bu yetki? Silahlı Kuvvetler’de teğmen ve albay arasındaki rütbede görev yapan askerlerin ordudan çıkarılması yetkisi. Toplumda oluşan tepkiler nedeniyle bu madde torba yasa teklifinden çıkarıldı. Ancak bunun yerine “çeşitli nedenlerle kuvvet komutanlıklarında rütbe karşılama oranlarında eksiklik veya fazlalık oluşması halinde personel ihtiyaçlarının karşılanabilmesi amacıyla rütbe bekleme süreleri Cumhurbaşkanı kararıyla değiştirilebilecek.” Tasarı plan bütçe komisyonunda kabul edildi.
Geçen günlerde pkk silah bırakma bildirisinde de ifade edildiği üzere bildiri sonrasında bazı gelişmeler yaşanmakta. Bunlardan biri de kendilerine “Karadeniz gençliği” diyen bir grup İsviçre’de sözde soykırım eylemi düzenledi. 19 Mayıs’ın kendileri için kurtuluş değil, bir yok oluş olduğunu ileri süren grup, Pontus soykırım iddiasının tanınması ve sürülenlerin haklarının iade edilmesini istediler.
Açılım, çözüm, barış; adına ne dersek diyelim şimdilerde pkk ile yaşanan sürecin bazı değişiklikleri pratiğe taşıdığı görülmekte. Yine basında haber olduğu üzere bombalı tuzak ile 3 polisin şehit olmasına neden olan örgüt elemanı pkk’lı 4 kez ağırlaştırılmış müebbet ceza almışken, Yargıtay kararı bozdu, sonrasındaki yargılamada hakim beraat kararı verdi. Terörist mahkemede “barış süreci için Cumhurbaşkanı ve Bahçeli’nin barış yolunu açan kişi” olduğunu söyleyerek, “beraatimi istiyorum” ifadesinde bulundu. Karar onanırsa terörist tahliye olacak.
Tunceli ilindeki pkk yürüyüşü ve Vali Bülent Tekbıyıkoğlu’nu sanırım gazetelerde okudunuz veya tv’lerde izlediniz. İşte o konuda Memleket Partisi Genel Başkanı Sayın Muharrem İnce, Valiyi, yazar Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” kitabında yer alan, Kurtuluş Savaşı döneminde Tunceli’de görev yapan Yüzbaşı Faruk karakterine benzetti. İnce, “Tekbıyıkoğlu, günümüzün Yüzbaşı Faruk’udur. Milli Mücadele bitti sanma hâlâ devam ediyor” dedi.
İstanbul’da operasyonlar devam ediyor.
1. Dalga 19 Mart, 106 gözaltı, 2. Dalga 26 Nisan, 53 gözaltı, 3. Dalga 20 Mayıs, 22 gözaltı, 4. Dalga 22 Mayıs, 7 gözaltı ve 5. Dalga 23 Mayıs, 49 gözaltı.
Oysa İmamoğlu, belediye başkanı seçildikten bu yana sosyal yardımları 14 kat artırmış. Önceki dönemde 219 milyon lira olan sosyal yardım tutarını, 2024 yılında 5 milyar liranın üzerine çıkarmış. Bu yıl ise yardımların 11 milyara ulaşacağını planlamış.
Sosyal yardımların bazıları şöyle: Öğrencilere burs 1.5 milyar / 14 bin üzerinde çifte 143 milyon / 9 bin 260 haneye 28 milyon eğitim desteği / 10 bin emekliye aylık 10 bin lira / 3-6 yaş arası 288 bin çocuğa 35 milyon litre Halk Süt / 1 milyon adedin üzerinde Gıda Hijyen kolisi / 51 bin haneye yeni doğan destek paketi / 101 binden fazla aileye askıda aile desteği / Anne kart ile 0-4 yaş arası çocuklu annelere ulaşım desteği.
Bütün bunlara rağmen 2 aydan fazladır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İBBB Ekrem İmamoğlu Pendik mitingi sonrası açıklamasında; “Zannediyorlar ki millet yılar. Biz yılmayacağız, siz pes edeceksiniz” ifadesinde bulundu.
CHP’nin yaptığı mitinglere katılan yurttaşların hepsinin CHP üye veya sempatizanı olduğunu sanmayın. Mitinglere katılanlara ne için geldiklerini CHP Milletvekili Sayın Mahmut Tanal sordu ve halk; “Geçinemiyoruz, korkuyoruz, adalet, hukuk, eşitlik istiyoruz” gibi açıklamalar yaptı.
Bugün ülke sorunlarımızın başında ekonomik sıkıntılar gelse de, en az onun kadar ve belki ondan daha büyük sorun ülkedeki adalet ve hukukun üstünlüğü meselesidir. Eskiden mahkeme kararları olmadan kolluk harekete pek geçmez veya bu konu senkronize yapılırken, şimdilerde sadece savcı eliyle hakim kararı gibi her şey yapılabilmektedir. Son örneğini Sayın İmamoğlu’nun resim ve ses gibi çıktılarının kullanılmasının yasaklanmasında gördük. Gerçi hakimlerin de iktidarın sevmediği bazı kararları sonrasında ya mahkemelerinin değiştirildiğine veya tayin edildiklerine de şahit olduk. Sonuçta ülkemizdeki son durum bu.
Bir yanda 40-50 yıllık bir terör sorunu çözülecek deniyor ama ortada şeffaf bir yol haritası yok. Ekonomide müthiş bir gelir adaletsizliği yaşanmakta. Bir yanda ciddi servet sahipleri diğer yanda çok büyük bir nüfus yoksulluk, hatta açlık sınırında. Sanayi ve ticarette iflas, konkordato ve şirket kapanmaları hızlanarak devam ederken, icra dosyalarında tarihi rekorlar kırılmakta. İş bulamayan milyonlarca genç iş aramaktan vaz geçerek evde oturmakta. Siyaseten çözüm bulması gerekenler de kendi geleceklerini tasarlamakla meşguller ve bu konuda Anayasa değişikliğini nasıl yaparız konusunun peşindeler. Bu ve benzeri devasa sorunlar varken çözüm noktasındaki iktidarın ise seçmenden yeterli desteği kaybetmiş durumu var. Hangi ankete bakarsanız ortalama yüzde 30’un altındalar. Buna rağmen her gün yeni bir yetki peşinde koşturmaktalar.
İster istemez siyasi tarihimizde daha önce yaşananlara gidiyoruz. Demokrat Parti’nin 1958 yıllarına. O zaman iktidar olanlar “ya bendensin ya karşıdan” demeye başlamışlardı. Bu konuda “Vatan Cephesi” kavramını 50 yaş üstü bilecektir, daha gençler de lütfen okusunlar tarihimizi. O günün iktidarı toplumu ikiye bölmüş ve bu cepheye katılanları radyondan isim isim ilan ediyor, katılmayanlar ise damgalanıyor, bazı hakları ellerinden alınıyor, haksız tutuklamalar yapılıyordu. Vatan Cephesi’ne katılmayanlardan biri de Aşık Veysel’dir.
Aşık Veysel Vatan Cephesine katılmayı reddedince Sivas Valisi kendisini köye hapseder. Artık Veysel köyden çıkamayacaktır. Veysel’de oturur bir şiir yazar. Şiirin ilk ve son dörtlükleri şöyledir:
Demokrasinin budur rejimi,
Vatan milletindir, kim kovar kimi?
Sıkma savcıları, kovma hakimi
Şekavet yok, adalet var bu yolda.
…
Veysel söyler ama duyulmaz sesi,
Doğru diyene diyorlar asi
Böyle değildi şu demokrasi
”Tahkikat” yok, hürriyet var bu yolda.
Işıklar içinde uyu büyük Ozan. (26.05.2025)



