Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Ülke içinde o denli sorunlar içindeyiz ki, dışarıda olan bazı önemli konuları maalesef atlamak zorunda kalıyoruz.
Buradan hemen yanı başımızdaki İsrail ile ABD’nin İran’ı bombalaması ve neredeyse topyekün bir savaşa dönüşme riskini konu alan savaşı kastetmedim.
Neydi kast ettiğim?
Birçoğunuzun bildiği gibi dün sona eren Hollanda’da yapılan NATO toplantısından bahsediyorum.
Bu toplantının en önemli konusu ABD Başkanı Trump’ın talebi doğrultusunda NATO üyelerinin savunma harcamalarını artırma talebiydi.
Talep, NATO üyelerinin savunma harcamalarının GSYH’nın yüzde 5’ine çıkartılmasıydı. Sadece İspanya, bu talebi reddederek önceden olduğu gibi 2.1 oranında devam edeceklerini beyan ettiler.
Başbakan Sanchez, “Emekli maaşları, sağlık ve eğitim harcamalarından feragat edemem” diyerek öneriyi reddetti. Ardından, mevcut yüzde 2.1 seviyesini savunarak, yeni rakamı, “sosyal güvenlik ve eğitim bütçesini riske atacak tutarsızlıkta” bulduğunu söyledi.
Bunun üzerine Trump, “Önerimi reddeden tek ülke İspanya oldu. Ticarette kendilerine iki kat fatura ödetiriz” diyen açıklamasını yaptı.
Zirveye katılan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, savunma bütçesini 22 milyar dolardan, 70 milyar dolara çıkartmayı taahhüt etti.
İspanyada kişi başına düşen GSMH 35 bin dolar seviyelerinde. Bizde ise 10 bin dolar civarında. Enflasyon İspanya’da yüzde 8-9 civarında. Bizdekini hepiniz biliyorsunuz. Ve İspanya yönetimi halkına verebileceği bütçeyi, ABD’ye vermeyi reddediyor.
Aferin onlara!
Bu haftaki yazıya, iç politikadaki bitmek tükenmek bilmez, iktidarın CHP savaşıyla gözden kaçmış olacağını düşündüğüm bu konuyla girerek bir an bile olsa dışardan bakalım istedim.
Tabii biz de sonuçta yaşadığımız ülkemizin konularına girmek durumdayız.
Konu deyince o kadar çok sorunumuz var ki, hangisini ele alacağını insan şaşırıyor. Hepsi çok çok önemli. Zaten bu denli çok çok önemli konuların hâlâ oluyor olması bile, nasıl yönetildiğimizin bir sonucu ve yönetenlerin başarı veya başarısızlıklarını göstermiyor mu?
Enflasyon bildim bileli var. İşsizlik, eğitim, gelir adaletsizliği, rüşvet, kayırma ve daha pek çok sorun hep vardı, bu süreçte hep artarak devam etti. Ancak bu yeni düzende yeni sorunların etkilediği nüfus sayısı arttığı gibi, etkileri derinleşmiş ve hiçbir dönemde olmadığı kadar adalet ve hukukun üstünlüğü sorunu hepsinden daha önemli olarak hepimizi etkilememişti.
İlk sırada ve hiç olmadığı kadar hayatımızı etkilediğini düşündüğüm adalet ve hukukun üstünlüğü sorunu, ülkemizin geleceğini dizayn etmek adına bir silah gibi kullanıldığı dönemleri sanırım hiç bu kadar yaşamamıştık.
Son zamanlarda (yaklaşık 1,5 yıldır) iktidarın iç cepheyi kuvvetlendirmek mottosu ile kamuoyuna duyurduğu konu, ne yazık ki ne anayasa, ne yasalar ve ne kurumlar dikkate alınmadan iktidar hedefleri için ne gerekiyorsa yapılır durumuna getirildi.
Zaten müthiş yetkiler ile donatılmış bir cumhurbaşkanlığı makamı varken, mevcut yasal kurumlarda onu yöneten kişiler eliyle iktidar hizmetinde istenilenleri yapar duruma geldiler.
Kurumlar derken ne olduklarını açarsak, başta TUİK dersek sanırım yeterince açıklama yapmış olurum. Siz halkın pek çok konusunu bu kurumun verdiği rakamlara bağlamışsınız ve bu kurum ne açıklarsa hesaplar bu rakam üzerinden yapılıyorsa, maaş artışları, çalışan aylıkları, yeniden değerleme oranları, harçlar, MTV ücretleri ve daha yüzlerce maddi konu bu rakam üzerinden hesaplanmakta. Peki TUİK bu rakamı şeffaf ve hesap verebilir durumda mı ortaya koyuyor? Hayır! İtiraz edilse de işlemler böylece yürüyüp gidiyor ve halk bu paraları ödemek zorunda kalıyor.
Ne yapılabiliyor?
Birkaç basın açıklaması, grup toplantılarında eleştiriler.
Ne değişiyor?
Hiçbir şey!
Bu durumu diğer kurumlara da uyarlayabilirsiniz.
İktidarın artık ne yapacağı iyice netleşti.
İktidar, süresini uzatmak için, daha önce de defalarca yazdığım gibi gereken her şeyi yapacaktır. Bunun için ne lazımsa, nasıl yapılacaksa yapılması yönünde her şey kullanılacak ve hedefe gitmek için her şey mübah sayılacak.
Önce 400 milletvekilini bulup mümkünse istediği Anayasa değişikliğini yaparak bu yolda önemli bir eşiği atlayacaktır. Sonrası daha kolay olacaktır.
İktidar bunu yaparken diğer yandan, en önemli ve şu anda 1. Parti durumunda olan Ana Muhalefet partisini olabildiğince karıştırmak, zayıflatmak, parçalamak ve gözden düşürmek olacaktır ki, bunu 19 Mart tarihinden bu yana yapmaktadır. Sanırım, sonuna kadar da yapmaya devam edecektir.
Yine uygulanan politikalar ile ülke sanırım ikiye ve hatta üçe bölünmek için her şey yapılıyor izlenimi var bende. Bu beni çok üzüyor ancak yapılanlar ile varılmak istenen sonucun bu olduğunu düşündürüyor. Ancak üzülmenin olacaklara faydası olmayacaktır.
Geriye ne kalıyor, tüm muhalif demokratların, ülke sevdalılarının, hukukun üstünlüğünden yana olanların, doğa severlerin, çocuk severlerin, zeytin severlerin, böcek severlerin yani sevmeyi bilenlerin, vicdan sahibi olanların, adalet duygusunu önemseyenlerin bir araya gelerek bu yok oluşun karşısında önemli bir duvar oluşturmasıdır.
Bunu yapacak olan da şu an için 81 ilde, 955 ilçede örgütlenmiş ve yaşananlar sonucu halkın teveccühünün gittikçe arttığı ve son değerlendirmelerde 1. Parti olan CHP’nin gereken liderliği yapıyor olmasıdır.
Parti yöneticilerinin artık bu durumun, CHP açısından başarısına, kazanmasına, daha çok vekil veya belediye başkanı seçilmesinin sağlanması olmadığını anlaması ve bu durumun parti üstü bir durum olup ülke, halk, vatan anlamına gelen ve topyekûn tüm kazanımların kaybedilmesine karşı oluşturulması gereken bir birliktelik olduğunu ve ona göre karar alıp davranmaları gerektiğini anlamaları gerekmektedir.
Ya dünyada örnekleri olduğu gibi parlamentoları ve kurumları olsa da tek bir kişinin her şeye karar verdiği, hiçbir kimsenin veya kurumun itiraz edemediği, biat etmeyenlerin yaşayamadığı bir ülke olacağız ya da bu gidişe dur diyecek halk çoğunluğunun demokratik bir şekilde yaşayacağı bir ülke olacağız.
Artık bunun lami cimi yok.
Son örneği Halk TV’ye verilen cezada gördük. 30 Haziran’da ise çok daha büyük bir problemi doğuracak gelişmeleri yaşayabiliriz.
Bunun geleceği belli iken, CHP yöneticilerinin hâlâ normal bir parti yönetimi ve işleyişi tavrı artık doğru olamayacaktır. Bunu anlamaları ve bir an önce buna göre harekete geçmeleri gerekmektedir.
Bu mücadelede yanlarında bazı demokratik olduğunu iddia eden partileri veya kişileri bulamayabilirler. Aynı şekilde demokratik olduklarını iddia eden ülkeler de yanımızda olmayabilir. Son İran örneğinde olduğu gibi.
İktidar, yarın daha farklı bir konuda veya yönettiği bir kurumu toplumun tümünün neredeyse evet dediği bir konuda “HAYIR” derse parti ne yapacak?
Bu soruya karşı yapacaklarını şimdiden planlamalı ve hazırlıklarını yapmalılar.
İktidar son aşamada “artık geriye dönülmeyecek” şartlarını tahkim ederse, bu durumu kesinleştirirse, aradaki köprüleri yok ederse ne olacak? Yani iktidarın aksine düşünen halk yığınlarının bu “UMUT”unu yok ederse ne olacak? Bazen, en kötü ihtimali düşünmek, yani ‘anlayış’ ve ‘çare arayışı’ anlamında “çizmeleri giymek” gerekebilir. (25.06.2025)



