Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Gazze’de ateşkes başladı. Umuyorum ki silahlar bir daha ateşlenmesin ve çocuklar artık ölmesin.
Dün, Mısır’da yaşananlardan bir insan olarak utanç duydum. Tam anlamıyla ‘Trump Şov’ yaşandı. Orkestra şefi gibi, onca ülkenin devlet veya hükümet başkanlarını istediği gibi yönetti, istediğini söyledi ve istediğini konuşturdu.
Önce İsrail parlamentosunda konuştu. Hâlâ birkaç dürüst insanın varlığını koruduğu parlamentoda oldukça uzun bir konuşma yaptı. Parlamenterlerden biri “soykırım” pankartı açınca apar topar salondan dışarı atıldı. Trump bu durumu “çok hızlı oldu” sözleriyle değerlendirdi. İsrail başbakanını zaman zaman övse de, bana göre zaman zaman da aşağıladı diyebilirim.
Trump, konuşmalarında İsrail başbakanına övgüler yağdırıp zafer kazandığını söylerken, Başbakan da Trump için, “Birçok Amerikan Başkanı gördüm, dünyayı dostumuz Trump kadar, hızlı, kararlı ve azimli bir şekilde hareket ettiren birini hiç görmedim” diyerek yere göğe sığdıramadı.
Trump’ın, “bu bir zaferdir” dediği barış için iyi niyet beyanını imzalayacakları salonda, onca devlet ve hükümet başkanları şov yaparken, herkes Trump’ı alkışlamak ve güzel sözler söyleme yarışındayken, anlaşmanın taraflarından olan İsrail başbakanına 26 Ocak 2024 tarihinde Uluslararası Adalet Divanının (UAD), Güney Afrika’nın müracaatı sonucu İsrail’e Gazze’de yapılan soykırımı önleme talimatı verdiğini hatırlamadılar bile.
Daha sonra, anlaşmanın imzalanacağı Mısır’a üç saatlik gecikme ile gelen Trump iyi niyet beyanını Katar, Mısır ve Türkiye Cumhurbaşkanları ile birlikte imzaladı.
Trump anlaşmayı imzalarken, “bu noktaya gelmesi üç bin yıl sürdü” ifadesini kullandı. Ekleyerek “şimdi inşa zamanı” demesi de tüm bu çabanın neden yapıldığının itirafı gibiydi.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan için ise “hiçbir zaman bizi yüz üstü bırakmadı, ne zaman ihtiyaç duysak hep bizim yanımızda oldu” demesinin de Türkiye iç politikası açısından ne anlama geldiğini önümüzdeki zamanlarda göreceğiz sanırım.
Şimdi gelelim bazı gerçeklere.
İsrail, 1948 yılından bu yana Filistin’e ait toprakların yüzde seksen beşine el koymuş durumda. Gazze’de ise önemli bir kısmını kaybetti, geleceği ise yeni kurulacak ve Gazze’yi yönetecek kurul ile ABD kararına kaldı. Gazze harekatı sonucu altmış binin üzerinde Filistin vatandaşı hayatını kaybetti. Bunun on binden fazlası çocuklar ve bebekler oldu. Yirmi bin üzerinde Filistinli kadın öldürüldü. Gazze ise yaşanamayacak harap bir kalıntılar şehri durumunda.
Trump yakın gelecekte Gazze’nin “Ortadoğu’nun Riviera’sı” olacağını ve özel bir kurul tarafından yönetileceğini söylemişti.
Peki buranın gerçek sahipleri Filistinliler ne olacak?
Sanırım devasa yatırım gerektiren ve bu yatırımların Arap zenginleri tarafından sağlanacak finansman ile yapılacağı, ancak iplerin Amerika’da olacağı yeni Gazze’de, sıradan diğer işleri yapmak için de Filistinliler kullanılacak.
Emperyalizmin ve özellikle neo-liberal anlayışın barışı bu olsa gerek! Daha fazla ne beklenebilirdi ki.
İşte bunca acı, bunca kayıp, kaybedilen canlar, kaybedilen topraklar sonunda barış diye ortaya konulan tablo adil olmadığı kadar, gücün yarattığı bir son.
Bir taraf gülerken diğer taraf keder ve kayıplarının acısı ile yaşamaya devam etmek zorunda kalacak.
Bu tablo için yirmiden fazla devlet ve hükümet başkanı ve onları oraya toplayıp ağzına ne gelirse söyleyen bir ABD Başkanı. Zaten İsrail parlamentosunda ne demişti İsrail Başbakanı için: “Zafer kazandın”.
Buradan da anlıyoruz ki, kazanan tarafta İsrail var, ABD var. Bir de para koyup hem Başkan Trump’ı memnun edecek ve hem de yatırımın getirilerini gelecekte alacak olan finans sağlayıcı Arap ülkeleri var. Bizim gibi para koyamayıp insan gücü ve duygusal desteğini ortaya koyup kendi iç politikalarında ellerini rahatlatanlar var ve fakat kaybeden tek bir taraf var o da Filistin.
Tüm bu kayıplarına karşın artık ölümler olmayacak. Bu da Filistin’in gelecek kuşaklarında ne denli bir duygu oluşturacak, bunu ancak yaşayarak göreceğiz.
Dün gerçekleşen barış için iyi niyet imza töreninden önce İsrail Başbakanı, ABD başkanına en büyük devlet nişanı olan “Cumhurbaşkanlığı onur ödülünün verileceği”ni söyledi. Tören, gelecek aylarda yapılacak.
Mısır ise, Mısır devletinin en büyük nişanı olan “Nil Nişanı” verileceğini açıklandı. Bu tören de gelecek aylarda yapılacak.
ABD Başkanı Nobel ödülünü çok istemişti. Ancak şimdilik İsrail ve Mısır devletlerinin vereceği bu nişanlarla yetinmek zorunda kalacak.
Yazımı bitirirken son olarak şunları belirtmek isterim.
Yıllarca süren İsrail Filistin meselesinde son nokta; Gazze’nin Filistinlilerin elinden alınması ve adına barış denilerek ABD tarafından şimdilik ateşkes sağlanmasıyla kondu. Bu niyet anlaşması Türkiye’nin de dahil olduğu dört devlet tarafından imzalanırken, ‘Trump Şov’a, yirminin üzerinde devlet temsilcileri katılarak töreni zenginleştirdiler.
Bu büyük tantanada, zafer kazanan İsrail, dediğinin olması ile şov yapan ABD Başkanı, orada olmakla bu şova meşruiyet kazandıran ve uluslararası arenada görünen diğer hükümet temsilcileri, herkes mutlu mesut iken, orada ne Filistin temsilcisi ne Filistin devletinin tanınması ne de Filistin’in geleceğine dair hiçbir şey yokken, Filistin topraklarının gelecekte nasıl paylaşılacağı veya işletileceği, kimin neyi ne kadar alacağının konuşulduğu emperyalist bir paylaşım yapıldı ve bu alkışlandı.
Birden aklıma bir zamanlar mazlumların yanında duran, gerçekten emperyalizme kafa tutan tam bağımsız Türkiye geldi nedense. Ve büyük bir üzüntü duydum. Hem Filistinliler için, hem de ülkem için! (14.10.2025)



