BAKTIKÇA … – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR
Başlıktaki sorum, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı İzmir Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Kemeraltı Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezi’nden; 9 Eylül 2025 tarihli bir başvuruya 10 Eylül 2025 tarihinde E-64155002-119.99(119.99)-125549690 sayılı belgeyle verilen yanıttan hareketle sorulmuştur.
Soruyu şöyle de sorabiliriz: Türkiye’de, 67 yaşındaki vatandaşların yaşam hakkı var mı!
Sorunun muhatabı doğrudan doğruya T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı ‘Sosyal Güvenlik Kurumu’dur.
Sağlık Bakanlığı’nın, dilekçe sahibinin yaşadığı sağlık sorununun tedavisinde ‘yaşa bağlı’ herhangi bir koşul öne sürmeksizin önerilen ilaçların kullanılmasına olur verdiği ülkemizde T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı ‘Sosyal Güvenlik Kurumu’ (SGK) tarafından uygulanan mevzuat, başlı başına bir ‘hak ihlali’ olarak öne çıkıyor.
Yasalar karşısında ‘eşit vatandaşlık ilkesi’nin açık ihlali olarak dikkat çeken bu uygulamada, tedavisi için zamanla yarışılan birçok hastalık yüzünden can kayıpları yaşanabiliyor ne yazık ki ülkemizde …
Bu sorun ülkemizin dört bir yanında sıklıkla yaşanıyor ve davalara konu oluyor olmasına ama mahkemeler de kısa sürede ‘derde deva’ olacak kararlar veremediği için sorun büyüdükçe büyüyor. Ve daha başka şekilde ifade edilemeyecek bir tablo çıkıyor ortaya: İnsanlar ölüyor!
Tam da bu sırada, 24 Ekim 2025 tarihinde öğrenildi ki Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Raci Kaya; Türkiye’de prim ödeme süresi ve emeklilik yaşının AB ortalamalarına göre geride olduğunu söyleyip düşük emekli maaşlarını “Eskiden 50-55 yaşında ölüyorduk. Bugün 78 yıl ortalamaya gelmişiz” diye gerekçelendirmiş.
Sadece bu sözler bile, ülkemizde emekli vatandaşlarımıza düşük maaş sorununun yanı sıra sağlık alanında yaşatılan çok kötü ve çok büyük ‘yaşam hakkı ihlali’ tablosunun arka planındaki ‘gerçeği’ ortaya çıkarmış oluyor. Bu sözler, sigortalı vatandaşa reva görülen insan haklarına aykırı mevzuatın neden ısrarla uygulanıyor oluşunu da açıklıyor. Ayrıca bir de: 25 yıllık tek başına iktidar koşullarında geçen onca yıl boyunca öngörülemeyen böylesi bir insanlık dışı tablonun bu şekilde gerekçelendirilmeye çalışılması ise, en hafif ifadeyle inciticidir. Maksadını aşmıştır. İstifayı gerektirecek denli çok büyük bir ayıp edilmiş, çok ağır bir saygısızlık yapılmıştır.
65 yaş ve altındaki hastalar …
Sigortalı vatandaşın, “Berrak hücreli Böbrek Malıgn Neoplazmı tanılı hastalığının tedavisinde Nivolumab-İpilimumab etken maddeli ilaçların (Opdivo, Yervoy) karşılanmasının talep edildiği” dilekçesine verilen yanıtta, kanser tedavisinde kullanılan bu ilaçların bedelinin kurum tarafından karşılanmasına ilişkin sürece ilişkin bilgiler verilerek, en son 10 Temmuz 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak 26 Temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe giren Sağlık Uygulama Tebliği’nin ‘Özel Düzenleme Yapılan İlaçlar’ başlıklı ‘4.2.14.C’ maddesinin 5’inci fıkra-sında belirlenen koşullara dikkat çekilip “Nivolumab ve ipilimumab kombinasyonu; IMDC risk kategorisi or-ta/kötü riskli, karnofsky performans durumu 70 ve üzerinde olan ve 65 YAŞ VE ALTINDAKİ ileri evre renal hücreli korsinomlu yetişkin hastaların birinci basamak tedavisinde kullanılması halinde bedeli Kurumca karşılanır” deniyor.
Sonuç olarak, talepte bulunan sigortalı, Muğla Sıtkı Koçman Araştırma Hastanesi’ndeki teşhis ve tedavisi ile ilgili olarak dilekçenin ekindeki tüm uzman raporlarında, açıklamalarında ve konsey kararlarında bu ilaçların kullanılmasının yaşamsal önemde olduğu belirtildiği ve bütün koşullara uyduğu halde ‘67 yaşında olduğu için’ ödeme kapsamı dışında bırakılmış oluyor.
Sonrasında ise, bir yandan hukuk yoluna başvurup diğer yandan da ilacın piyasadan temin edilip tedavinin başla-tılması da mümkün olamıyor. Çünkü, ilaç şirketlerinin kur düzenlemesi-zam beklentileri yüzünden bu ilaçlardan önce biri (Yervoy) bulunamıyor. Sonrasında ise diğer ilaç da bulunamayan ilaçlar arasına girmiş ve dolayısıyla ‘tedavi’ tam bir kabusa dönüyor … Bu sorun, şu sıralar başka birçok yaşamsal önemde ilaçla ilgili olarak yaşa-nıyor ne yazık ki …
Yaşınız 65 değil de 66’ysa!
SGK’nun bazı kanser ilaçlarını, yaşınız 65’in üstündeyse karşılamadığını bu yazımı okuyuncaya dek biliyor muydunuz?
Bu uygulamanın kaçınılmaz sonuçları olarak; konunun yaşamsal önemde bir konu olduğu, bu uygulamanın doğrudan ‘yaşam hakkı’nı ihlal ettiği için açılan davalarda da, birinci derece mahkemeler ve sonrasında da istinaf mahkemeleri ‘tedbirin kaldırılması’/yürütmenin durdurulması yönünde karar vermiyor bir süredir. Geçen yıllarda hasta lehine kararlar alınan benzer dosyalarda artık 3 Şubat 2025 tarihli bir Yargıtay kararı dayanak alınıp gösterilerek tedbirin kaldırılması, yürütmenin durdurulması talepleri reddediliyor.
O Yargıtay kararı, SGK tarafından karşılanması istenen ilaçların 65 yaşın üstündeki hastalarda da karşılanabilme-sini, ancak ve ancak ‘bağımsız bir sağlık kurumu’nun raporuyla tedavinin uygun bulunması koşuluna bağlıyor. Bu da yargı sürecinin uzamasına neden oluyor. Dolayısıyla “Erken teşhis hayat kurtarır” sloganı bir ‘hoş seda’ olarak havada öylece kalakalıyor.
Bu sloganın, ülkemiz gerçeklerine en uygun şekli ise ne yazık ki “Kanser olacaksanız erken yaşta olun, yoksa ölün!” çağrısıdır.
Yani ülkemizde 65 yaşını geçtiyseniz vay halinize!

65 yaşının üstündeki yaşlardaki vatandaşlarımız için teşhisin erken konması, tedavideki gecikmeler yüzünden adeta işkenceye dönüşüyor ve insana ‘keşke teşhis konmadan, hastalığı bilmeden yaşayıp gitseydik’ dedirtiyor.
İlk derece mahkemesinin, bu uygulamanın ağır bir hak ihlali, yaşam hakkı ihlali olduğu için ve de tedaviyi yapacak hastanenin ilgili hekimlerinden oluşan konseyin koyduğu teşhis ve almış olduğu tedavi kararlarını hiçe sayan ve dava dosyasında, sorumlu Onkoloji Uzmanınca kaleme alınmış, durumun ne denli yaşamsal olduğunu vurgulayan belgelerin de yer almasına rağmen ‘tedbiri kaldırmaması’, istinafa taşınan dosyanın orada da reddedilmesinin nasıl bir yıkım oluşturduğunu, oluşturacağını tahmin edebiliyor musunuz?
Üstüne üstlük, bu tür ilaçların bulunmasındaki güçlükleri de dahil ederseniz nasıl bir tabloyla karşı karşıya olunacağını varın siz düşünün artık!
Dolayısıyla denmiş oluyor ki, “Türkiye’de 67 yaşında olduğunuz için SGK sizin sağlığınızla ilgili sorumluluk almaz!” Neden? Böyle bir ‘tercih’ olabilir mi? Böyle bir tercih yapılabilir mi? Neye göre yapılır? Bu uygulama nasıl açıklanabilir? Olur mu böyle şey!?
Sağlık Bakanlığı’nın tereddütsüz ‘olur’ verdiği ve böylesi bir ‘yaş ölçüsü’ uygulamadığı bir konuda SGK dolayımıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı nasıl böyle bir uygulamada ısrar edebilir?
Yaş ölçütü, hiç zaman yitirilmeden kaldırılmalıdır
Adı ‘sosyal güvenlik’ olan kurum, en çok desteğe ihtiyaç duyduğunuz anda sizi yarı yolda bırakırsa kendinizi nasıl hissedersiniz? Güvende hissetmeyeceğiniz kesin. Bu yüzden Sosyal Güvenlik Kurumu’nun uygulamalarından hoşnut olabilir misiniz? Kendinizi ne kadar ‘güvende’ hissedebilirsiniz?
‘Özel sigortacılık’ hizmetleri de, yaşanan yaygın olumsuz örnekler nedeniyle bu soruların muhatabıdır.
Yaşanan bu sorunlar, doğrudan doğruya yaşam hakkını ihlal ediyor olması ve telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açması nedeniyle başka herhangi bir sorunla kıyaslanamayacak kadar hızla çözülmeli, yaş ölçütü hiç zaman yitirilmeden kaldırılmalıdır.
* İşbu yazı başlığı, SGK Başkanı Raci Kaya’nın TBMM Plan ve Bütçe Komisyon’unda yaptığı konuşma sıra-sında söyleyiverdiği skandal sözlerden önce, yine SGK ile ilgili çok özel bir ‘yaşam hakkı ihlali’ olayına ilişkin olarak tercih edilmiştir. Kaya’nın konuşmasında yer verdiği ‘kıyaslamalı prim ödeme ve yaşam süresi ölçütleri’yle çizmeye çalıştığı tablonun ne denli saygısız ve incitici olduğunun farkında olarak değiştirilmemiş olması da bir başka tercihtir.
//////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
Yaşasın ‘Özgür Basın’, Yaşasın Cumhuriyet!
Gazeteciliğin değerinin gün günden daha çok anlaşılmasına neden olan olaylar yaşıyoruz.
Benzer bir tanıklığımız ‘Demokratik, Laik, Sosyal bir Hukuk Devleti’ olarak Cumhuriyetimiz için de söz konusu.
Neler olduğuna, daha da neler yapılabileceğine ilişkin yorumlara hiç girmeksizin, olup bitenler karşısında de-mokratik mücadele kararlılığının tarihsel önemine dikkat çekiyor ve “Yaşasın ‘Özgür Basın’, Yaşasın Cumhuriyet” diyorum.



