BAKTIKÇA … – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR
Andrea Bocelli, gözleri görmeyen, ünlü bir İtalyan sanatçı. Ama sadece gözleri görmüyor. Çok fazla ‘gören’ çok kalabalık bir insan olduğu kesin!
“Sizin için şarkı söylüyorum” demiş Andrea Bocelli ‘30. Yıl Kutlaması Konseri’nde (2024) … Ardından: “Bana eşlik edebilir, benimle birlikte söyleyebilirsiniz” deyip şöyle sürdürmüş: “Sizi göreceğimden emin olun!” …
Geçen hafta TRT 2’deydi o konser. Okul gibiydi. Çok etkileyiciydi. Öğreticiydi. Arındım.
…
Beni en çok mutlu edecek cümlelerin başında ‘Yazınızı okudum’ gelir. Yazmaktan beklediğim ‘en büyük gelir’ bu cümledir benim için. Dünyalar benimledir. Gürül gürül akan bir nehir. Kalbi pır pır pırıl pırıl gençlik aşısı. Gözlerimin içine kadar dallarım çiçeklenir. ‘Yazınızı okudum’ densin de sonrasında ne denirse densin: “Yanılı-yorsunuz, sizin gibi düşünmüyorum, size katılmıyorum”lar dahil. Ölsem gam yemem denir ya, öyle.
Bir de, haberler kötüleştikçe, ‘yazılarımın yüksek sesle okunması’nı istediğimi fark ettim geçenlerde.
Bağırıyormuşum gibi olsun, yüksek seslerle okunsun istiyorum artık yazılarım.
Çünkü ellerim küçülüyor, kısalıyor kollarım artık …
Neler oluyor!
…
Gözleriniz görmüyorsa eğer, sorununuz: Sizden saklanmak istenen bir şeylerin olması değildir.
En büyük sorun, görmeniz istenmeyen bir şeylerin olması olmuştur hep. Yaşınız kaçsa kaç, bunu artık çok açık bir şekilde gördüğünüzü sanıyorum.
Böyle böyle ne çok şey olduğunu düşünsenize. Böyle böyle ne çok şey yaşatılıyor bize. Hepimize. Dünyamıza.
Yaşamımızı, ‘aman çocuklar duymasın, görmesin!’ deyip her gece saat 21:30’da onları uykuya gönderdiğimizi varsayarak sürdürdüğümüzün farkında olmalısınız.
“Başarılı” (!?) olabiliyor muyuz sizce?
‘Oluyoruz’ desek, telaşla çocuklardan saklamak istediklerimizle hep birlikte yaşamak iyi bir şey olabilir mi?
‘Böyle bir şeyin başarı olmadığı kesin’ diye bağırmak istiyorum …
“Ya çocuklar duyarsa!” diye bir endişe yaşamak istemiyorum. Herkes her şeyleri duyabilse. Başka türlü mutlulu-ğum kalmadı. Ama mutsuz olmak da istemiyorum artık, mutsuzluğumun nedenlerinden bir türlü kaçamasam da mutlu kalmak, mutlu kaldığım yerlerden yürümeyi sürdürmek istiyorum. Başka türlüsüne dayanamam sanıyo-rum … Yoksa dayanabiliyor muyum? Bunu ancak yazdıklarımı yüksek sesle okursanız, bana eşlik ederseniz anlayabilirim.
Yardımcı olun lütfen. Bunu bana ‘çok görmeyin’ lütfen.
Adım gibi biliyorum: Çok ölüm görmekten çok korkuyorum. Gözlerimi kapatmaya yetişemiyor ellerim. Bunca ölüm kötürüm ediyor, kör ediyor beni. Çok kötü.
Çocukların: “Bizim okula da gelecekler mi?” diye sorduklarını duyuyorum. ‘Çocuklara ne diyeceğimi bilmiyo-rum’ diye bağırmak istiyorum … Ağlamanın resmi oluyorum.
Artık, resimlerde anlatılan anları çok daha iyi anlar oldum. Öğrenciler, öğretmenler, ille de kadınlar, kadınlar … Hepsi beklenmedik anlarda gelmiş geçmiş ölümlerin sesleri! Artık o sesleri de çok iyi tanıyorum …
Çocukluk hallerimle, büyüyerek kurtulacağımı sandığım her ne varsa kıskıvrak yakalanıyorum.
Hele bir de ‘münferit’ denmiyor mu!
İfrit oluyorum ifrit!
…
Artık yazmak değil benimki, bağırmak, biliyorum.
Kerem gibi
Nazım ΗİΚΜΕΤ −
Hava kurşun gibi ağır!!
Bağır bağır bağır bağırıyorum.
Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum…
O diyor ki bana:
– Sen kendi sesinle kül olursun ey!
Kerem gibi yana yana…
“Deeeert çok, hemdert yok”
Yüreklerin kulakları sağır…
Hava kurşun gibi ağır…
Ben diyorum ki ona:
– Kül olayım Kerem gibi yana yana.
Ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak,
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..
Hava toprak gibi gebe.
Hava kurşun gibi ağır.
Bağır bağır bağır bağırıyorum.
Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum …..




