BAKTIKÇA … – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR
Sokaklar güzeldir. Dar sokaklar daha da güzeldir.
Yıllardır; ‘şehir planlama’ bakımından “öngörüsüzlük” örneği olarak verilmiş daracık sokaklardan söz ediyorum.
Neymiş: Bir araba bile zor geçiyormuş!
Araba? Şu koskoca dünyamıza bakışımızın ölçüsü olabilir mi araba? Dünyaya ayar verebilir miyiz ‘araba’yla?
Bence, sokak dediğimiz, tarih sahnesine geliş sırası dikkate alındığında, arabalar geçsin diye icat edilmemiştir zaten. Sokak, evler içindir. Hatta ‘bahçeli evler’ içindir. Sokak, bahçeli evlerde yaşayan insanlar içindir. Elbette kediler, köpekler, sardunyalar içindir de.
Sokağa araba karşısında yaşattığımız durumun tam tersi, ‘zeytin ağaçları’ ile kömür arasında yaşanmaktadır yıllardır, biliyorsunuz.
Kentlerin içinde seyrek de olsa rastlanan zeytin ağaçlarını, doğum yeri olan zeytinlikler sonra sonra betona kurban edilince ‘sokak zeytini’ durumuna getirmiş olmamızı da “öngörememişlik” olarak duyuranlar olabilir. Yani: “Bu kadarı da fazla: Her yere zeytin dikilmiş!” diye bir şikayet cümlesi kuranlar olabilir.
Düşünsenize, Milas’tasınız ve “Ne biçim bir yermiş burası” diyor ve “Her yer zeytin, her yer zeytin” diye yakınıyorsunuz.
Ayıp ve garip ama; YK Enerji’nin, termik santrallerinde yakacak diye toprak altındaki kömürü çıkarmak için, ovaları yetmemiş dağları bile zeytinlenmiş toprak üstü zengini Milas’tan bu anlamda ‘şikayetçi’ olduğu kesin. Bakmayın siz onların sözde ‘zeytin dostu’ vitrinlerine ‘Bizim Köylerimiz’ kitabını koyup da ‘taşıma zeytin edebiyatı’ yapmalarına, bakmayın siz onların Türk Tabiatını Koruma öncülüğüne soyunmuş görünmelerine … Gerçekte onlar, kaçınılmaz olarak “Bu kadarı da olmaz ki, her yer zeytin her yer zeytin!” duygu ve düşüncesinin tutsağıdırlar. Ne garip ki az sayıda bazı sendikacıda da rastlanan bir rahatsızlık olarak ‘gözlerini kömür bürümüşlük’ten önlerini göremez haldedirler. Ne yazık ki.
Oysa hep başka bir dünya mümkündür. Her zaman.
Kendinizi çekip çıkarabilirsiniz ‘zeytinlerle kan davalı’ durumundan. Kurtarabilirsiniz kendinizi. Daha da zaman kaybetmeden, kaybettirmeden çıkın bu cendereden, kurtarın kendinizi, hepimizi.
Birinci neyse …
…
Dünya halleri bunlar. Louvre Müzesi’nde (Paris) ‘her yer resim’ diye şikayet edenler olduğu gibi … Ünlü besteci ve müzik eleştirmenimiz İlhan Mimaroğlu yazmıştı. Bir gün Louvre’da, kısık sesle Türkçe bir konuşma duymuş: “Ne biçim yer burası, her yer resim, her yer resim” diyormuş biri diğerine … Başka bir yer diye yanlışlıkla mı oraya gelmişlerdi diye düşündüren bir an, bir anı ya da Louvre’da Türkçe başka bir cümle duyma arzusunun ifadesi olarak okunabilir …
İkinci neyse …
…
Mimaroğlu deyince, geçen hafta aramızdan ayrılan Zafer Ülke (74) geliverdi aklıma. Öncelikle, kaybından duyduğumuz içten acıyı not etmeliyim. Milas O’nun varlığıyla daha iyi bir yerdi. Yaygın ifadenin aksine: ‘Boşluğunu doldurmayıp yokluğunu hep fark etmemiz gerekir’ diye düşünüyorum.
Milas’ın tarih içindeki yolculuğunda, adeta ‘bas bas bağıran’ bir adamdı O!
Onu tanıdığımda taksi şoförlüğü yapıyordu. Yıl 1998. Sonradan, oğlum Melih’le arkadaşlıkları olan Grup Pusula’nın başarılı müzisyen gençlerinden Mustafa Ülke’nin babası olduğunu öğrenince her şey birdenbire değişti: Milas’ın müzisyenleri arasında müstesna bir isim olarak ‘Basgitarist Zafer’ çıkıverdi sahneye …
Şaşırtıcı. Aylardır başka biriyle selamlaşıyormuşum meğer …
1995’te Gündoğan Belediyesi’nde 22 aylık Kültür-Sosyal İşler, Basın Halkla İlişkiler çalışmalarım sırasında, yani koca Bodrum Yarımadası’nda her gün yaşıyordum bu duyguyu, dolayısıyla fark ediyordum ki: Sokakta öyle yürüyüp giden şu insan, bir zamanlar ülkemizin Paris Büyükelçisi olabilir. Ya da Yeşilçam sinemasının usta bir Görüntü Yönetmeni … Yani sokakta görebileceğinizi hiç ummadığınız, sokaklarda rastlanabilmesi mümkün olmayan insanlarmış gibi gelir bazı insanlar insana. Sonra sonra bir vesile tanırsınız, tanıştırılırsınız ve şaşar kalırsınız. Ve içten içe ‘büyük ayıp etmişim duygusu’ yaşarsınız.
Bu bakımdan bazı sokaklar farklıdır, alkışı fazlasıyla hak eder. O sokaklar ki alkışlarla inletilecek yerlerdir.
Zafer Ülke benim için tam da öyle bir insandı. Oğlu başarılı bir müzisyen olmuş bir taksi şoförünün, aslında Milas’ın ilk basgitaristi olduğunu öğrenmiştim ve “Kimbilir böyle böyle aramızda dolaşan ne ustalar var” diye yine ve yine çok eksiklendiğimi anımsıyorum.
Zamanla kendime yönelik olarak da, ‘fark edilmeyenler ordusunun neferi haline gelmişlik’ duygusuyla, “Ben aslında …” diye başlayan cümleler kurmamak için kendimi sıkça durdurmaya başladığımı belirtmeliyim. Hayat böyle …
Üçüncü neyse …
…
Bir karikatür anımsıyorum, uzun yıllar önce Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi’nde yayınlanmıştı. Bir adam, leğende çamaşır yıkıyorken kafasını kaldırmış ve “Ben aslında bilim insanıyım” diyor …
Bir neyse daha …
…
Sokak ne kadar darsa, örneğin kedileri de bir o kadar yakınlaşırlar insana. Aslında her şeyi yakınlaştırır dar sokaklar.
Yakınlığı hoşa gidecek ne çok şey vardır aslında. ‘Uzak kalınca dersleri’ne girmeden öğrenebiliriz hepsini. Leyleklerin laklakları örneğin. Sakalar, baştankaralar, serçeler, kırlangıçlar, alakargalar, üveyikler örneğin. Sardunyalar, begonviller, yaseminler, melisalar, çardak gülleri ve leylaklar örneğin …
Limon ya da portakal ağaçlarının çiçeklerini sokaklara sokaklara açtıkları yerlerden söz etmeye çalışıyorum.
Geçerken kokusunu alıp götürebileceğiniz yerlerdir dar sokaklar. Hele bir de ‘kapısı olan sokaklar’ vardır ki bir başkadırlar. ‘Baltalı Kapı’ tam da öyledir. Milas’ın sembollerindendir. Baltalı Kapı’dan girilen ‘Baltalı Kapı Caddesi’ aslında cadde değil sokaktır. Bal gibi sokaktır.
Bazı yerlerinde iki arabanın yanyana geçemeyeceği kadar. Sürücüler birbirlerine geçiş önceliği vermezlerse, geçiş ikram etmezlerse trafiğin tıkanıvereceği kadar. O denli sokaktır yani …
Baltalı Kapı’ya yakışanı da odur, yani ‘sokak’tır.
Kapı’dan geçip ‘Kahveler’e doğru yürüdüğünüzde bu kez ‘Fabrika Sokak’ karşılar sizi … ‘Hey gidi günler hey’de, TARİŞ Zeytinyağı ve Çırçır fabrikalarının anısına saygıyla, sevgiyle …
Beşinci neyse …
…
Milas Belediyesi’nin, “Baltalı Kapı Bölgesi Sokak Sağlıklaştırma ve Çevre Düzenlemesi Projesi”ni hatırlatmak istedim.
Bu proje, yaklaşık on beş yıldır bir alınıp bir konduğu raflardan indirilip hayata geçirilsin dileğiyle … Bayram olur.
Konuyla ilgili dosyanın, yaklaşık iki buçuk yıl önce, Milas Müze Müdürlüğü tarafından, içine en son ‘arkeolojik sondaj çalışmaları’ ilgili notları da ekleyip Muğla Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na aktarıldığını biliyoruz …
Altıncı neyse …
…
İnsanlar, yürüyenler için bahçelerinde kokular büyütüyor hâlâ bu sokaklarda …
Sabahları evlerinden, güne gülümseyen günebakanlar gibi çıkıyorlar bu sokaklara hâlâ …
Bekliyorlar. Bayram kalabalıklarıyla şenlensin diye sokakları, bahçeleri …
Yedinci neyse …
…
Sokakta yürümek güzeldir. Dar sokaklarda yürümek daha da güzeldir.

Bunun adı ‘hukuk’ olamaz!
Ülkemiz, tam da ‘bayram tatili’ öncesinde zehir zemberek bir gündemle sarsıldı. CHP’nin 38’inci kurultayı ve sonrakilerle ilgili olarak, hukukî zeminden yoksun, ‘yok’ hükmündeki “mutlak butlan” (kesin hukuksuzluk) kararıyla oluşturulan bu sarsıntı, 24 Mayıs Pazar günü öğle saatlerinde güvenlik güçlerinin sert bir saldırıyla CHP genel merkezine girmesi ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel başta olmak üzere parti yöneticileri ve partililerin binadan ayrılmasıyla sürdü. Bütün bu olup bitenler, en başta demokratik siyaset kültürümüz olmak üzere, ekonomik ve sosyal alanlarda ülkemize çok ağır bir darbe vurmuştur, vurmaya da devam edecektir. Bu darbenin çok yönlü ve çok ağır faturasını milletçe ödemeye başladığımız ve bu ödemenin olumsuz etkilerini uzun yıllar yaşayacağımız ise açıktır. Ancak bu karara karşı, başta CHP olmak üzere ülkemiz muhalefetinin topyekûn olarak göstermiş olduğu doğru tavır, bütün bu ‘ağır kriz durumu’ndan eninde sonunda çıkış-kurtuluş için gerekli ve yeter şarttır. Bu haklı, onurlu karşı duruşun güçlendirilerek sürdürülmesi, bugünün koşullarında en doğru ‘iktidar mücadelesi’dir… Bu mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesinin gereğine ve zafere olan inancımızsa tereddütsüzdür ve tamdır.



