Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER –
“Bir toplumun gerçek gücü, en çok konuşanlarında değil; en özgür düşünebilen insanlarında saklıdır.”
Bazı çağlar vardır; insanlar düşüncelerini özgürce dile getirir, fikirler yarışır ve toplumlar bu fikirlerin ışığında ilerler. Bazı çağlar ise vardır ki, gürültü düşüncenin önüne geçer. İnsanlar artık haklı olmak için konuşmaz; görünür olmak için konuşur. Derinlik, yerini hıza; muhakeme, yerini ezbere, fikir ise çoğu zaman alkışın gölgesine bırakır. İşte bir toplumun asıl sınavı tam da burada başlar.
Çünkü medeniyetler yalnızca ürettikleri eserlerle değil, düşünceye gösterdikleri saygıyla da ölçülür.
Fransız düşünür Voltaire’e atfedilen şu ifade, özgür düşüncenin özünü anlatır:
“Söylediklerinize katılmıyorum; ama onları söyleme hakkınızı sonuna kadar savunurum.”
Bir toplum, farklı fikirlere tahammül edebildiği ölçüde güçlüdür. Çünkü düşüncenin olmadığı yerde yalnızca tekrar vardır. Tekrarın olduğu yerde ise gelişim değil, durağanlık başlar.
Albert Einstein’ın şu sözü de üzerinde uzun uzun düşünülmeyi hak ediyor: “Önemli olan sorgulamayı bırakmamaktır.”
Sorgulamak, itiraz etmek değildir. Sorgulamak; anlamaya çalışmaktır. Çünkü doğru sorular sorulmayan toplumlarda, yanlış cevaplar zamanla mutlak doğru gibi kabul edilmeye başlanır. Ve en büyük tehlike de budur.
İngiliz yazar George Orwell şöyle der:
“Özgürlük, insanların duymak istemediklerini söyleyebilmektir.”
Hakikatin değeri, alkış aldığı günlerde değil; bedel gerektirdiği zamanlarda anlaşılır.
Tarih boyunca birçok düşünür, yaşadığı dönemde eleştirilmiş, dışlanmış, hatta susturulmaya çalışılmıştır. Fakat zaman, çoğu zaman onların söylediklerini doğrulamıştır. Çünkü zamanın en büyük özelliği, gürültüyü değil; gerçeği hatırlamasıdır.
Sokrates’in meşhur sözü belki de bu yüzden hâlâ güncelliğini koruyor: “Sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez.”
Bu, yalnızca bireyler için değil, toplumlar için de geçerlidir. Kendini sorgulamayan toplumlar gelişemez. Eleştiriden korkan kurumlar güçlenemez. Farklı fikirlere kapılarını kapatan yapılar ise zamanla kendi yankı odalarında yaşamaya başlar.
Bugün belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, daha fazla konuşmak değil… Daha fazla dinlemektir.
Daha fazla hüküm vermek değil… Daha fazla düşünmektir.
Çünkü bilgelik, her soruya cevap vermek değildir. Bilgelik, doğru soruyu sormayı bilmektir.
Son Söz
Toplumları ileri taşıyan şey, herkesin aynı şeyi söylemesi değildir.
Asıl ilerleme; farklı fikirlerin korkmadan ifade edilebildiği, eleştirinin düşmanlık sayılmadığı ve düşüncenin değer gördüğü ortamlarda doğar.
Unutulmamalıdır ki; sesini yükseltenler gündemi belirleyebilir. Ama düşüncesini koruyanlar geleceği belirler. Ve günün sonunda tarih, en çok konuşanları değil; insanlığa yeni bir ufuk açabilenleri hatırlar.



