Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN –
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM-TTO)
“Ben hallederim.”
Bu cümleyi ne kadar sık kuruyorsanız, bir zamanlar ne kadar yalnız kaldığınızı da o kadar yakından hatırlamanız gerekebilir. Çünkü bazı insanların güçlü görünmesinin ardında güç değil, çok erken yaşta öğrenilmiş bir zorunluluk yatar.
Kimse gelmediğinde çocuk kendi kendine kalkmayı, kimse sormadığında derdini içine atmayı, kimse tutmadığında kendi elinden tutmayı öğrenir. Sonra büyür ve artık kimseden yardım istemez. Yorulsa da, kırılsa da, korksa da hep aynı cümleyi tekrarlar: “Ben hallederim.”
Hayatının en ağır yükünü bile tek başına taşır. Çevresindekiler ona bakıp “ne güçlü insan” derken çoğu zaman bilmezler ki o insan güçlü olmayı seçmemiş, güçlü olmak zorunda kalmıştır.
Çocukluğun insanın içine yerleştirdiği iki temel duygu vardır: Kendini değerli hissetmek ve yapabildiğine inanmak. Değerlilik duygusu çocuğun görülmesiyle, sevilmesiyle, ihtiyaçlarının önemsenmesiyle beslenir. Yeterlilik duygusu ise denemesine izin verilmesiyle, hata yaptığında aşağılanmamasıyla ve zorlandığında arkasında güven veren bir yetişkinin durmasıyla gelişir. Bunlar yalnızca anneye ya da babaya ait roller değildir; çocuğun bütün bakım ilişkileri bu duyguların oluşumunda pay sahibidir.
Ama çocuk yeterince görülmezse kendini değersiz hissedebilir, yeterince desteklenmezse kimseye güvenmemeyi öğrenebilir. İşte o çocuk yetişkin olduğunda yardım istemek ona ağır gelir. Çünkü yardım istemek onun zihninde ihtiyacı göstermek değil, güçsüzlüğü göstermek anlamına gelmiştir. Sevilmek için çok verir, yeterli olduğunu kanıtlamak için çok çalışır, kimseye yük olmamak için kendi ihtiyaçlarını sürekli erteler. Sonunda bir gün tükenir; ama yine de söyleyemez: “Benim de birine ihtiyacım var.”
Tam burada önemli bir ayrım gizlidir. Kendi kendine yetmek başka şeydir, kimseye ihtiyaç duymamayı öğrenmek başka. Bağımsızlık sağlıklıdır ve insanı ayakta tutar. Ne var ki yardım kabul edememek, her şeyi kontrol etmek istemek ve hiçbir zaman birine yaslanamamak çoğu zaman bağımsızlık değil, geçmişten kalan bir savunmadır.
Belki de hayatımız boyunca kurduğumuz o “ben hallederim” cümlelerinin bazıları, aslında bambaşka bir şey anlatır: Beni taşıyacak kimse olmadı, yorulabileceğimi kimse fark etmedi, ihtiyacımı söylemeyi hiç öğrenemedim. Bu yüzden bazen iyileşmek daha güçlü olmak değil, birinin yanında ilk kez güçsüz olabilmeye izin vermektir. “Ben hallederim” diyebilmek kadar “bu kez sen yanımda ol” diyebilmektir.
Çünkü gerçek yeterlilik her şeyi tek başına yapabilmek değil, gerektiğinde yardım isteyebilecek kadar kendine güvenebilmektir. Gerçek değer duygusu ise şunu bilmekte saklıdır: Bir şeyi yapamadığımızda da, birine ihtiyaç duyduğumuzda da, yorulduğumuzda da biz hâlâ değerliyiz.
Belki de büyümek biraz da bunu öğrenmektir. Her şeyi kendin halletmek zorunda değilsin. Çünkü artık o çocuk yalnız değil.



