Yılmaz K. AYLANÇ –
Türkiye yeni, yeniden, defalarca ve hep girdiği finansal (götür) krizlerinden birini daha yaşamaya başladı.
Genel adı itibariyle ‘FON krizi’ dersek sanırım hepiniz bu güncel konunun ne olduğunu anladınız. Ama adı bu sefer fon krizi. Oysa bizler değişik isimlerde böyle götür tarzı krizleri çok yaşadık, gördük ve nerdeyse kaşarlıyız denebilir. Ha, bu denli tekrarlar yaşandığından gerekli tedbirler alınmış ve bundan sonra aynı tür bir kriz olmaz diye düşünüyorsanız avucunuzu yalarsınız. Biz öyle bir kereden veya beş kereden ders falan almayız. Hemen unutur, yeniden yapar ve yeniden ağlar sonra yeniden yaparız.
Örnek mi; 5 Nisan 1994 krizi, devletin yüksek kamu açıklarını kapatmak amacıyla TCMB’nın para basması nedeniyle yüzde 50 devalüe edilen TL. Bir günde kaybedilen milyarlarca lira ve heba olan emekler.
Şubat 2001 krizi, tarihimizin en önemli krizlerinden biri. 24 banka kepenk indirdi, battı. Gecelik faizlerin yüzde 7 bin 500 olduğu günler yaşandı. Ekonomi yüzde 10 küçüldü. Çok şey kaybedildi.
2018 yılında yaşadıklarımız ise, bir inat ile yürütülen ekonomik politikalarının artık devam edilemeyeceği görülerek ciddi bir devalüasyon ve hâlâ devam eden yüksek enflasyon. Daha da önemlisi satın alma gücündeki tarihi düşüş.
Özel tarafa bakarsak orada da bitmek bilmeyen krizler yaşandı ve yaşanmakta.
Kastelli, yaşları 40-50’nin üzerinde olanlar hemen anımsayacaktır. Yüksek faiz vaadiyle topladıkları paraları bir süre sonra geri ödemede sıkıntı yaşayınca faizleri daha da artırarak kısır döngüye gidi ve akıbet son bir süre sonra geldi ve battı. Maaşını yatırandan, evini satıp parasını yatırana kadar toplumun her kesiminden emek harcamadan kazanma peşinde olan yatırımcı sonunda kaybetti.
İmar Bankası ise banka olmasına rağmen göz göre göre batağa doğru gitmiş, gerekli tüm kurumlar bugün olduğu gibi seyrederken bir gece kapıları kapattılar ve sabah banka açılmadı. Yine binlerce yurttaş, mağdur ifadeleri ve kaçan patronlar. Uzan grubunun bir yatırımı olan banka yöneticilerinden Cem Uzan daha sonra parti (Genç Parti) kurarak siyasete girdi ve neredeyse barajı aşacaktı. Bu durum bile bizim nasıl ders almak bir yana nerede olduğumuzu göstermiyor mu?
Jet Fadıl olayı, sürücü kursu ile başlayan ticari hayatı, peşin fiyatına taksitli otomobil, imza isimli yerli otomobil üretimi, İstanbul ve Maldivlerdeki gayrimenkul yatırım vaatleri ile binlerce yurttaştan çok ciddi paralar toplamış ve yine binlerce mağdur (?) üretmişti.
Orta Okul mezunu olan Tosuncuk’un kurduğu Çiftlik Bank ise kısa sürede binlerce kişiden milyonlarca lira para toplayıp daha sonra yurt dışına kaçmıştı. Yakalanarak getirildi ve şimdi cezaevinde.
YİMPAŞ, TİTAN gibi saadet zincirleri ve yeni versiyonu kripto para vurguncularını da unutmayalım.
Bunlar hemen aklıma gelenler. Eminim sizlerde de bu listeye ekleyecek daha pek çok benzeri olaylar vardır.
Mahalledeki kuyumcu olaylarını ise hiç konu etmiyorum. Bunun yanında bizzat devletin yaptıkları var ve bunlar devede kulak kalır.
DÖİ veya YİD gibi cebimizden hiç para çıkmayacak denilerek özel şirketlere yaptırılıp yıllar süren garanti ödemeleri ile ödediklerimiz. Hepimizin kursağına girecek yerde müteahhitlerin ceplerine giren milyon dolarlar.
Örnek mi: Yüzde doksan beş yanılma paylı Zafer Havaalanı mesela, süresi uzatılan İstanbul Havalimanı, oto yollar, köprüler, hasta garantili Şehir Hastaneleri hepsi birer kara delik değil mi? Hepsine milyonlarca dolar para ödemedik mi, hâlâ ödemiyor muyuz?
Yanlış politikalar yüzünden Kur Korumalı Mevduat Hesabı icadıyla zenginin kârını garanti altına alacak bankacılık uygulamaları icat ederek halkın rızkından kesilerek ödenen milyarlarca lira faize ne demeli? Unuttuk mu yoksa!
Şimdi ne olmuş, sütçü bir şirket üzerinden oynanan oyun ile ülkenin en büyük dört bankasından daha büyük bir değere ulaşmış, kısa sürede.
Saadet zincirinden pay almak için yarışan yurttaşlar. Normal bankada yüzde 30-40 faiz alacağına buradan yüz 100-160 faiz geliri alıp parasına para katma yarışındayken kurguyu hazırlayanlar paraları yurt dışına kaçırıvermişler.
Yetkili ve ilgili kişiler şimdi harekete geçip fon yöneticilerini ve ilgili 131 adet fonu tasfiye edeceklerini duyurdular.
Bu arada fonun toplam büyüklüğü 889 milyon liraya ulaşıyor. 11 yatırımcı ile başlayan serüven 43 bin kişiye ulaşıyor. Parayı duyan geliyor. Emek yok, üretim yok, ahlak yok ama para var. Koşan geliyor ve para yatırıyor.
Sormuyor: Nasıl olur, neden, niçin, kimler, arkasında ne var, ne üretiyor?
2025 yılında borsa yüzde 13 getirirken, fon yüzde 4 bin 233 getiri sağlıyor. Tüm bunlar sırasında fon yöneticileri milyarlarca lirayı İsviçre’ye aktarmaya devam ediyorlar. Neyse ki dün nihayet ilgililer harekete geçti ve son para transferi (2 milyar lira) durduruldu.
Peki soruları soralım.
Maliye Bakanı Sayın Şimşek, on ay önce, “Fonlarda manipülasyon oluyor ve biliyoruz” derken neden harekete geçemedi? Kimler engelledi kendisini? Daha yetkili kim olabilir bir ülkenin Maliye Bakanından, konu para ise?
Peki bu fon İMK üyesi değil mi? Kılı kırk yaran bu kuruluş böyle bir şirketi nasıl kullanıcıya işlem yaptırma izni vermiştir? Hiç mi kontrol edilmez? Oysa ben de zamanında Genel Müdür Yardımcılığını yaptığım borsaya kote bir şirketin borsa temsilcisiydim ve bağımsız denetimden tutun, KAP açıklamalarına kadar, bilanço sunumları ile sürekli gözlem altında olurdunuz. Hatta hissedarlar bile sorular sorar, yanıtlamak zorundasınızdır.
SPK, ne yapar bu kuruluş? Bu kuruluş çatısı altındaki şirketlere güvenilmeyecekse kime güvenilecek? Neden gerekli denetimleri yapmamış, uyarılarda bulunmamıştır anlaşılır gibi değil. Üstüne üstlük BİST 35 için yedek listeye almışlar şirketi.
TCMB ve BDDK tüm izinler ve hareketler karşısında neden herkes sus pus olmuş? MASAK en küçük para hareketlerinde bile yurttaşa açıklama zorunluluğu getirmiş, ayrıca denetimler ile gerektiğinde tüm parasal aktiviteleri gören ve denetleyen olarak neden zamanında harekete geçmemiş veya geçememiştir?
İnanın insanın mantığı almıyor. Böylesine büyük bir vurgun ve bir yıl içinde götürülen milyarlar tüm kurumların önünde olduğu halde kimseden ses çıkmamış.
Neden?
Ben size kendime göre bir neden söyleyeyim. Bu işte ama tüm sıkıntılı işlerde ortak bir payda var. Liyakatı bir yana bıraksam bile devlet organlarında çalışan yetkililerin hiçbir sorumluluğu yok. Her şey yanlarına kâr kalır gibi, ayrıca hesap vermeleri de izne tabi. Çoğu için de bu izin verilmiyor. Öyle olunca devletin koltuğunda oturan memur, amir, genel müdür veya kimse yargılanıp hesap vermiyorsa bu ve benzeri olayların önüne geçmek de mümkün olmuyor.
Çorlu tren, Soma maden faciası, Kartalkaya otel yangını ve daha pek çok yurttaşımızın canına malına mal olan olaylar gibi. Demokrasi halkın seçtiği yöneticiler eli ile devletin idaresi ama, hesap verebilir yönetimlerce yönetilmek kaydıyla. Ben yönetirim ama hesap vermem mantığı ile buraya kadar.
Umarım bu olay, iyi bir ders çıkarılarak hesap sorulmaya başlanan ilk örnek olur.
Bu olayda ise gerçek mağdur sadece ev almak için üç kuruş tasarrufunu yatıranlar olabilir ki onlar da devlete güvenmişlerdir, diğerleri asla mağdur değildir.
Halkımızın da günahı yok değil tabii. Emeksiz zengin olmayı bırakmak gerek. Emeğiyle yaşayanlara, çocuk büyütenlere selam olsun! 22.09.2026



