BAKTIKÇA … – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR –
Herkes burada. Hep birlikte buradayız.
Her şeyi hep birlikte yaşıyoruz.
Hepimiz ne olup bittiğini görüyor, duyuyor, biliyoruz …
Herkes biliyor …
Her sabah çocuklar uyanıyor.
Peki neden ‘her şey bitmiş’ gibi mutsuz olabiliyoruz zaman zaman? Umutsuz?
Neden karaya çekilmiş bir tekneymişçesine kolayca geride bırakıveriyoruz denizleri?
Neden çıkamıyoruz bir türlü işin içinden?
…
Neyse ki söz bitmiyor!
Bazen bir şarkının sözleri yıllar öncesinden: “ … Herkes biliyor teknenin su aldığını / Herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini …”
İlle de şairlerin sözleri: “Mesele esir düşmekte değil / teslim olmamakta bütün mesele!” diyor Nazım, örneğin …
Sevgili meslektaşlarımın sözleri … Hepsi.
İşte, yine cezaevindeki Murat Ağırel:
“Takip edenler bilirler. Tek cümlem belgesiz değildir. Araştırırım, belgelerim, emin olurum ve sonra yazarım. Bu uğurda da yargılanmaktan çekinmem. Bedel ödemekten korkmam. Kalemini namus bilen her gazeteci araştırır, belgeler ve yazar. Kalemini namus bilen herkes halkın sesi, kulağı, gözü olur. Gazetecilik yapmaya devam edeceğim.”
…
Murat Ağırel, Sarıgül ailesine yönelik bir soruşturma kapsamında, haber yapmamış ve yazı da yazmamış olduğu halde yine tutuklanıverdi. Kendisine, “kara para akladıkları”nı açık açık söyleyen birileri tarafından iletilen bilgi-belgelerin doğruluğunu araştırırken, “Olsa olsa tanığı olurum” dediği bir dosyanın sanığı yapılıp tutuklanıverdi yine …
Peki ‘sözü’ bitmiş mi? Elbette hayır.
…
“Sözün bittiği yer” diye bir yer yoktur.
Fakat sıkça duyduğumuz kalıp sözlerimizdendir bu: “Sözün bittiği yer” der dururuz.
Her an her yer için rahatlıkla söyleriz bunu. İnsana, ‘işin en kolayı gibi’ geldiği için belki. Tıpkı, giderek yaygınlaşan “Yapçak bi’şey yok” deyip durmamız gibi. Adeta ‘moda söz’ gibi bu da. Dilimizden düşmüyor.
Hiç doğru bulmuyorum. Her duyduğumda bağır bağır karşı çıkmak istiyorum. ‘Her zaman, her durumda yapılabilecek bir şeyler vardır, bulunur’ diye düşündüğüm için. Çok üzüldüğüm bir insanlık halimiz bu da. İnsanın çaresizliğini bu denli kolayca kabul edivermesini kabul edemiyorum.
Ama onun bile bir söz olduğu sözü geliyor peşimden. “Söyle beni” diyor söz. Sözün sözünü dinlemeliyim diyorum. Söylemeliyim.
Her yerde sözler söylenmelidir. Önemlidir.
Ne denli olumsuz, umutsuz, bıkık, yıkık, bitik olsa da hepsi söz. Tıpkı “sözün bittiği yer” der gibi söyler dururuz hepsini. Önünü arkasını hiç düşünmeden. Kaçıp saklanmak için belki. Ama ne çare! Mümkün değildir ne kaçabilmesi ne de saklanabilmesi insanın. Dünya ne kadar kalabalıklaşmış olsa da hep göz önündeyiz. Hep söz önündeyiz. Hiçbir yer bizi gizleyemez. Hiçbir söz de. ‘Sözün bittiği yer’ deyip kaçıp kurtulamayız. Sözler hep peşimizdedir. Kıskıvrak yakalanırız onlara. Ne kadar kıvraklık gösterirseniz gösterin, kıskıvrak yakalanırsınız onlara.
Sözler her yerdeler çünkü. Bazı sözler ‘yerli yersiz’ kullanılsa ve bu durum haklı olarak şikayet konusu edilse de her yer sözdür.
Söylenmeseler de yeterince etkili ve itibarlıdırlar. ‘Sessizlik’in de sözlerden daha güçlü etkisinden söz etmez miyiz bazı bazı: “Söz gümüşse sükût altındır” demez miyiz … Başka türlüsü olamaz. Mümkünü yoktur.
Sözün özü: ‘Sözün bittiği yer’ diye bir yer yoktur.
Elbette sessizlik zaman zaman aranan bir şeydir. Bulunabilirse bir süre orada kalmak iyi gelebilir insana ama sözsüz kalınamaz, olunamaz.
Öyle bir yer yoktur dünya üzerinde.
Söz bitmez … Mücadelenin kendisidir söz. Mücadeleye güzellemedir.
Sözlerin gücünden söz ederiz ya, işte o sözlerdir ki umutları yeniler. Güçlendirir.
Hele hele ‘yeni’ bir sözünüz varsa ille de söylemelisiniz.
Spartaküs’ün hikayesini bilirsiniz. Tarihte köleliğe isyanın lideri olarak sadece kılıçlarla değil sözlerin gücüyle, adalet ve haysiyet mücadelesine önderlik etmiştir Spartaküs. O mücadele ederken, mücadelesinin hiçbir işe yaramadığı, hiçbir şeyi değiştiremediği, aksine her şeyin daha da kötüye gittiği söylemleriyle yolların kenarlarına oturup ‘devrimin gelmesini bekleyenler’e verilebilecek en güçlü örneklerden biridir o.
Söyleyendir.
Şarkılar, türküler dahil.
Dört bir yanımızda sözler …
…
“Süzülüp mavi göklerden yere doğru / Omuzuma bir beyaz güvercin kondu / Aldım elime usul usul okşadım / Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım …” gibi,
“Gün doğmadan, deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola / Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında / Ve içinde bir iş yapmanın saadeti, gideceksin …” gibi.



