BAKTIKÇA … – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR
2023 yılı başından bu yana ‘mahkeme kararıyla’ döndükleri Milas Kent Konseyi çatısı altında çalışan, çabalayan Başkan ve Yürütme Kurulu üyelerinin istifalarını açıklamalarının ardından, o tarihlerde yazdıklarımın arkasında durduğumu beyan edesim geldi.
Önceki belediye yönetiminin, yanlış adım atmaması için gösterdiğim çabalar sonuçsuz kalıp da 31 Mayıs 2022 tarihli olağanüstü genel kurul seçimli yapılınca girilen tünelden ‘mutlu son’la çıkılamayacağı açıktı. Çok üzücüydü ama durum buydu. Olacaklar belliydi. Uyarılarımı ve üzüntülerimi bu farkındalıkla yazdıydım.
O dönem etkili olmadı, olduysa bile ‘iş işten geçmiş oldu’. Şimdi ise, büyük ölçüde kaçınılmaz kocaman bir çaresizlik içindeyiz. Bundan öteye ne yapılırsa yapılsın ağır, dayanılmaz sancılar yaşanacak. Kendimizi kandırmayalım, güzel laflarla azaltılabilecek, tedavi edilebilecek sancılar değil bunlar.
Keşke, istifa eden arkadaşlarla genel kurula gidilebilseydi. Bu başarılabilseydi. …
Bu ‘tren’ uzunca süre önce kaçırılmıştı ama yeni dönem için üye güncellemeleri yapılıp toplantıya çağırılacak Milas Kent Konseyi Genel Kurulu, her şeye rağmen bir telafi imkanıydı. Uzun süreli tedavi için olmazsa olmaz bir şanstı. Kullanılabilirdi …
Bu yönde bir umut var mı sizce … Keşke …
Neyse … O tarihlerde yazdıklarımdan bazı bölümleri aktararak sürdüreyim …

“Milas Kent Konseyi olağanüstü genel kurulu ‘seçimli’ olmamalı …”
“Bana göre ‘Kent Konseyi’: Gönüllülük temelinde içtenlikle bir araya gelmiş ve katılımcı yerel yönetim hedefine doğru düşe kalka ama ille de inatla-kararlılıkla yürüyen kişiler tarafından oluşturulmuş bir sivil toplum arayışıdır. Araya sora bulunabilen-varılabilen yerler ise ne yazık ki hedeflenenlerden çooook uzaktır henüz.
Bu tanım doğrultusunda, geleneksel demokratik yönetim modelinin katılımcılık yönünde evrilmesini hedefleyen Kent Konseyi çalışmaları; yüksek sabır-tahammül gerektiren ve en baştan, çok meşakkatli olacağının kabul edilmesi gereken bir uzun yolculuktur. Bu anlamıyla, geleneksel-olağan siyaset pratiklerinin er meydanı olmamalı, yapılmamalıdır.
Kısacası, ‘Kent Konseyi’ dediğimiz ‘başka türlü bir şey’dir. Her şey bir yana, çok az rastlanan bir özellik olan ‘gönüllülük ekseni’ üzerinde bina edilmektedir ve dolayısıyla ‘geleceğe dair bir düş’ olarak şimdiki zamanların acemilikleri içinde gerçekleştirilmeye çalışılan bu çabalar titizlikle, içtenlikle desteklenmeli, özenle korunup kollanmalı, takdir görmelidir …
Son cümle olarak:
İlan edildiği şekliyle seçimli genel kurul, başta Belediye ile ilişkiler ekseni olmak üzere özelde Milas Kent Konseyi deneyimi açısından yeterli kazanımların sağlanmasına büyük ölçüde engel olacak, ‘Geleceği Birlikte Kuralım’ çağrısıyla ulaşılması hedeflenen gönüllü yurttaşların katılımında kırılmalar yaşanmasına yol açabilecektir. Bu yola girilmemelidir” diye yazmışım 19 Mayıs 2022 tarihli BAKTIKÇA – soru/yorum’da, “Milas Kent Konseyi olağanüstü genel kurulu ‘seçimli’ olmamalı …” başlıklı yazımda …
“Üzgünüm …”
1 Haziran 2022 tarihli BAKTIKÇA – soru/yorum’da, “Üzgünüm …” başlıklı yazımda ise şunları yazmışım:
“Milas Kent Konseyi olağanüstü genel kurulunun seçimli olmaması için ‘eski’ bir Konsey Gönüllüsü olarak elimden geleni yaptığımı düşünüyorum. Ama savunduğum tez kabul görmedi. Üzgünüm. …
Milas Kent Konseyi’ni seven bir hemşeriniz olarak, genel kurulda seçim yapılsın diye yapılanlar ve söylenenlerin sonrasında varılan sonucu, Milas Kent Konseyi’nin önündeki bir engelin aşılması ve yeni ufuklara yelken açılması anlamlarında bir başarı olarak görmeyi çok isterdim ama baştan da vurguladığım gibi ne yazık ki öyle göremiyorum, öyle düşünemiyorum: Üzgünüm.
Böylece, Milas Kent Konseyi, çok büyük ölçüde özgünlüğünü ve birçok yeteneğini yitirmiş, daralmış, küçülmüş oldu. Dolayısıyla ‘Geleceği Birlikte Kuralım’ çağrısındaki ‘birlikte’lik çok ağır bir yara aldı.

Milas Kent Konseyi ‘ağır yaralandı’.
Bunun olumsuz etkilerini önümüzdeki süreçte giderek daha çok hissedeceğiz. Çok yazık.
Milas özelinde bugün, gerçek anlamda katılımcı – demokratik yerel yönetim hedefine düne göre bir hayli uzaklaştığımızı düşünüyorum.
Aslolan, bugünden yarına konsey çatısı altına yüksek enerjisiyle dahil olacak yeni yeni yurttaşların varlığıdır çünkü. Kadın, gençlik, engelliler, çocuklar ve mahalle meclisleri gibi alternatif örgütlenmelerin gerçek anlamda gelişerek, güçlenerek, etkinleşerek yaşayabileceği bir ‘yeni toplum kültürü’dür sözünü ettiğim. Çok sayıda çalışma grubu ile kent yaşamının kılcallarında hissedilen bir kent konseyi pratiğidir oluşturulmak istenen. Bu çalışma gruplarının, ilçemizin giderek yaşanan tüm sorunlarına el atabilecek kadar özgüvenle çalışabileceği bir ‘ortak akıl’ ortamından söz etmeye çalışıyorum.
Milaslılara, merkezi ve yerel iktidar temsilcilerinin sorumlu oldukları sorun alanlarında ikirciksiz harekete geçebilen, sözünü sakınmadan söyleyebilen bir ‘yüksek hemşerilik kabiliyeti’ kazandıracak ‘özgür bir kürsü’ olarak cisimleştirmeye çalışıyoruz kent konseyini yıllardır.
Böyle böyle dile getirilip tartışılmaya başlanmasıyla birlikte çözümleri kolaylaştırıp yakınlaştıracak bir süreçtir bu. Elbette yeni tahammüller gerektiren bir süreçtir. Elbette karşılıklı saygı, sevgi, takdir, vefa duygularıyla beslenmesi gereken bir yolculuktur. Her yolculukta olduğu, olabileceği gibi düşe kalka, kazalar yaşanarak … İçten, özverili çalışmalarla kente kazandırılanlardan alınan büyük keyiflerle, küçük adımlarla ilerleyip zaman zaman durarak, hatta gerilere savrularak … Daha nasıl anlatabilirim?
Bu bakışla, Milas Kent Konseyi’nin yönetmelik – yönerge labirentinde olağanüstü genel kurulunu ‘seçimli’ yapmanın yollarını bulmanın sürece büyük zarar vereceğini düşünerek karşı çıktım ‘seçimli genel kurul’a …
Keşke yanılmış olsam …
Olağanüstü genel kurulun seçimli olmasında ısrar edilmeyeydi: 17 Nisan mitinginde olanların ardından, geriye dönük eksiklik ve hatalar adeta bir ölüm – kalım meselesiymiş gibi gündeme getirilmeyecek, farklılıklar bu denli bilenmeyecek ve sonuçta konseyin çok değerli bir parçası koparılıp atılmayacak, Milas Kent Konseyi kendisini bu denli daraltmış olmayacaktı. Aksine, yapılacak eleştiri ve özeleştirilerle önümüz açılacak, aydınlanacaktı … Ama olmadı, olduramadık ne yazık ki …
Bu durumu, Milas Kent Konseyi’nin “hayat damarlarından birinin kopması” olarak bile nitelendirmek mümkün … Gerçekten çok üzgünüm. …”
Sonsöz: Tablo umutsuz!
Ve geldik bugüne … Yıllardır zaten fazlasıyla tatsızlaşan, etkisizleşen Milas Kent Konseyi pratiğinde varılan noktada, böylesi gönüllülük eksenli örgütlenmelerin en büyük düşmanı olan ‘gönülsüzleşme’de artış dikkat çekiyor. Zaten, demokratik toplumun en çok gereksindiği ‘gönüllülük ekseni’ne omuz verecek yeterince gönüllü bulamayan bu gibi örgütlenmelerin, geleneksel siyasetin arenası haline getirilmesiyle yaşanan ‘gönül kırıklıkları’nın tedavisinin de kolay olmayacağı kesin. Bu durumda, bugünden itibaren yapılmaya çalışılacak olanlar ya da yapılabilecekler; Milas Kent Konseyi’ni şekil şartlarının yerine getirilmesinden ibaret bir sürece mahkûm edeceğe benziyor.
Ne yazık ki, yakın-orta vadede görünen bu. Dolayısıyla, ‘Geleceği Birlikte Kuralım’ diyerek yola çıkılmış bir çaba olarak Milas Kent Konseyi’nin geleceği pek parlak görünmüyor.
Bu öngörümün ardından noktayı koymadan önce, büyük bir samimiyetle ve yine: ‘Yanılmayı çok isterim’ notunu düşmeliyim. Tıpkı yıllar önce olduğu gibi …
Ören’de, Güllük’te, her yerde …
Sorun çok. Pek çoğu büyük büyük o kadar çok sorunumuz var ki … ‘Tepkisiz’ denilenler bile tepkisiz kalamıyor artık. Ama sorunların dile getirilmesi bir yana mücadele edilmesi bile çözüm için yeterli olamıyor ne yazık ki … Anayasa ile yasalar ile güvence altına alınmış demokratik haklarını zaten yeterince kullanıyor olmamamız bir yana, en yaygın tecrübemiz, haklarımızın öyle edilip böyle edilip gasp edilmesi. Sözümüzün bir ağırlığının olması, bize değer verildiğini hissetmemiz ve bunlara bağlı bir ‘mutluluk resmi’ çizilebilmesi sık rastlanan durumlar değil ülkemizde. Bu durumu bir gazeteci olarak yıllardır yaşıyorum. Dile, gündeme getirdiğimiz dertlere çare bulunduğuna, sorunların çözüldüğüne ilişkin güzel anımız o kadar az ki. Yok desek yeri!
Peki neden böyle bu? Eskiden daha iyiydi de sonra sonra mı bu hale geldi?
Gazetecilik mesleği açısından bakarsak, yaptığımız haberlerin, yazdığımız yazıların bir işe yaramadığına ilişkin duygu-düşüncenin yaygınlaşması mı isteniyor yoksa, ne dersiniz?
Böyle böyle, “Ne yapsan ne kadar yazsan beyhude! Bir işe yaramıyor”un kayıtsız şartsız egemenliğine girmiş bir büyük teslimiyet ortamında iktidarın sürdürülmesi elbette daha avantajlıdır. Himayeciler için, hegemonikler için büyük rahatlıktır. Konfor arttırıcı aşı gibidir adeta onlar için. Dolayısıyla, ister seçilmiş ister atanmış olsun çare bulmak için çok hevesli olmayan, hiç hevesli görünmeyen makam sahiplerinin giderek çoğalıyor olmasını böyle açıklamak mümkün görünüyor. Hiçbiri ortalarda görünmüyor. Elbette liyakatli ve iyi niyetli birçok makam sahibinin içtenlikli çaba ve çalışmalarını da şuracığa not edip ayrı tutmalıyım.
İki sorun
Sözü getirmek istediğim iki sorun gündemimiz var. Goca Milas’ta sorunumuz çok elbette ama bu yazımda ikisini öne çıkarıp dert etmek ve böylece ‘dertleşmek’ istedim siz sevgili okuryazarlarımla.
Birincisi Ören’deki deniz-çevre kirliliği ve diğeri de Güllük’teki su sorunu. Bu iki sorunla ilgili ‘çare arayışı’ belirtisi göreniniz var mı bilemiyorum, ben göremediğim için yazıyorum.
Ören’de …
Ören’de deniz-çevre kirliliği iddiaları, görüntüler eşliğinde havalarda uçuşuyor. İddialarla ilgili herhangi bir işlem yapılmış mıdır, yapılıyor mudur, yapılacak mıdır bilemiyoruz. Çareler için çözümler için zorunlu kuluçka dönemindeymişiz de bizim mi bundan haberimiz yokmuş yine. Yani yine: ‘Bilmediğimiz şeyler’ varmış da biz mi bilmiyormuşuz acaba?! Neler neler oluyor, birileri açıklama yapsa da öğrensek … Bir tahlil yapılmış mıdır mesela? Vatandaşlar uyarılmış mıdır? Yoksa yalan mıdır hepsi?
Güllük’te …
Güllük denince zincirleme olarak aklıma ‘suyun özelleştirilmesi’ ve Türkiye’nin en pahalı suyu ve ‘kesintili susuzluk’ gibi şeyler geliyor. Hemen ardından da Güllük’teki bu büyük su sorunun başlangıç noktasında duran, dönemin Güllük Belediye Başkanı (sonra AK Parti Muğla Milletvekili) M. Yavuz Demir! Mesela Sayın Demir çıkıp da “Ben açtım başınıza bu belayı, büyük bir yanlış yaptım” gibi bir açıklama, bir ‘özeleştiri’ yapsa ve çözüm arayışlarına dahil olup güzel bir örnek olsa, şaşırtsa …
Laf aramızda, öyle bir iş-işlem yapılmış ki, yıllardır ne hukuken ne fiilen ne de başka türlü bir çıkış, kurtuluş yolu, çare ya da her neyse işte, bulunabilmiş değil. Şu seçenek kimsenin aklına gelmemiş olamaz: Kamu yararı ekseni üzerinde Güllük’te su ve kanalizasyon hizmetinin kamulaştırılmasından söz ediyorum. Bu çözüm yolu ısrarla öne çıkarılmalı, bunun gerçekleştirilebilmesi için kanun ya da kanun hükmünde kararname ne gerekiyorsa yapılmalı …
Güllük’te yıllardır zulüm olmuş, işkence olmuş bu büyük soruna daha kaç yıl çözüm bulunamaz ve vatandaşlar çözümsüzlüğe daha ne kadar dayanabilir sizce? Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz, geçenlerde, Güllük ve Kıyıkışlacık’ta su ve atık su işletme imtiyazını 2006 yılından bu yana kullanmakta olan firma yetkilileri hakkında “sürekli olarak yalan söylüyorlar” demiş. Belli ki çok sinirlenmiş. Haklı!
Neyse, eski yeni makam sahibi birileri sorumluluklarının gereğini yapsa da Güllük’teki şu su sorunu çözülse artık. Yeter artık!




