Ayşe KULİN / Otobiyografik Roman / Everest Yayınları / 1. Basım Temmuz 2021 / 328 sayfa
Ayşegül Şenay KAŞKAR
Ayşe Kulin, 1941 yılında İstanbul’da doğdu. Babası inşaat mühendisi ve bürokrat Muhittin Kulin; annesi, Osmanlı nazırlarından Çerkes Ahmet Reşit Paşa’nın (Yediç) kızı Leman Hanım ve Doktor Mahir Bey’in kızları Hatice Sitare hanımdır. Tarihte, Bosna Banı (bugünkü Bosna topraklarının çoğu ile Dalmaçya, Sırbistan ve Karadağ’ın bir bölümü üzerine kurulmuş bir Orta Çağ devleti) olarak hüküm sürmüş bir aileden gelen yazar, aile soy ağacını Hayat adlı kitabında ayrıntılarıyla anlatmıştır.
Kulin, erken yaşta edebiyat ve sanatla tanıştı; baba tarafından yakın akrabası olan ressam Ferruh Başağa’dan resim dersleri aldı, hemen herkesin bir müzik aleti çaldığı bir aile ortamında büyüdü. İlkokul yılları Devlet Su İşleri’ni kuran ve kurumun yöneticisi olan babasının işi nedeniyle kışları Ankara’da, yazları dedesinin Büyükada’daki köşkünde geniş ailesiyle geçti. Bu sayede Osmanlı Devleti’nin son kuşağını tanıma, Osmanlı âdetlerini, dilini, düşünce biçimini öğrenme ve Ankara’daki cumhuriyet ruhuna tanıklık etme fırsatı oldu. İlkokula Ankara Maarif Koleji’nde başladı. İlkokul dördüncü sınıftan itibaren eğitimine İstanbul’da, Amerikan Kız Koleji’nde devam etti. Lise döneminde İngilizce, edebiyat, tarih ve felsefeye özel bir ilgi gösterdi. 1961 yılında mezun oldu.
Koleji bitirdiği yaz Mehmet Sarper ile evlendi ve eşi ile birlikte Londra’ya gitti; London School of Economics’te özel öğrenci olarak sosyoloji dersleri aldı. İlk evliliğinden Mete ve Ali adlarında iki çocuğu oldu. Çocuk sahibi olduktan sonra üniversite eğitimini bırakan Kulin, dört yıl sonra eşinden ayrılarak Ankara’ya yerleşti. Ankara’da Doğuş Sanat Galerisi’nde yöneticilik yaptı. 1967’de İstanbul’a yerleşti; iki yıl boyunca bir otomobil dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.1967’de Eren Kemahlı ile ikinci evliliğini yaptı. Bu evliliğinden Kerim ve Selim adlı iki çocuğu oldu. 1977 yılında ikinci evliliğinin de sonlanmasının ardından çalışma hayatına başladı. 1978 yılından itibaren çeşitli dergilerde editörlük, muhabirlik; televizyon, reklam ve sinema filmlerinde, sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senaristlik yaptı.
Ayşe Kulin, daha çok roman, biyografik roman, öykü ve inceleme yazısı şeklinde kaleme aldığı eserlerinde genellikle toplumsal temaları işler. Türk toplumunun tarihine ve kültürüne vurgu yapar. Kulin’in romanlarında kadın hakları, aşk, savaş, göç gibi konular ön plana çıkar. Bu temaları işlerken insan ilişkilerini ve duygusal zenginlikleri ustalıkla yansıtır. Yurt içi ve yurt dışında pek çok ödül almıştır.
Kitapları
Güneşe Dön Yüzünü (öykü), Bir Tatlı Huzur (biyografi), Adı: Aylin (biyografik roman), Geniş Zamanlar (öykü), Foto Sabah Resimleri (öykü), Sevdalinka (roman), Füreya (biyografik roman), Köprü (roman), Nefes Nefese (roman), İçimde Kızıl Bir Gül Gibi (deneme), Babama (otobiyografi), Kardelenler (araştırma), Gece Sesleri (roman), Bir Gün (roman), Bir Varmış Bir Yokmuş (öykü), Veda (roman), Sit Nene’nin Masalları (çocuk kitabı), Umut (roman), Taş Duvar Açık Pencere (derleme), Türkan (biyografik roman), Hayat – Dürbünümde Kırk Sene (1941-1964) (biyografik roman), Hüzün – Dürbünümde Kırk Sene (1964-1983) (biyografik roman), Gizli Anların Yolcusu (roman), Bora’nın Kitabı (roman), Saklı Şiirler (şiir), Dönüş (roman), Hayal (biyografik roman), Handan (roman), Tutsak Güneş (roman), Kanadı Kırık Kuşlar (roman), Kördüğüm (roman), Son (roman), Her Yerde Kan Var (roman), Hazan (otobiyografik roman), Taksiii (anı), Yarın Yok (roman)
Ayşe Kulin, Hazan’la ilgili olarak okurlarına şöyle sesleniyor …
“Hazan, sonbahar demek. Hüzünle akraba olan bu sözcüğün bir başka anlamı özlem ve ayrılık mevsimi. Bir diğeri sararıp solmuş, eski canlılığını kaybetmiş kimse.
Kimi tanımlarında kendimi bulduğum bu kelimeyi çok sevdim ve madem ben de sonbahar mevsimindeydim ömrümün, kitabımın adını HAZAN koydum.
VEDA ile başlayıp UMUT- HAYAT- HÜZÜN ve HAYAL ile sürdürdüğüm otobiyografik yolculuğumu HAZAN ile noktalıyorum. Kitabın hüzün dozu aşırıya kaçmasın diye komik ve mutlu anılarımdan da seçtim siz okurlarım için. Hayat bir döngüdür, bahar er geç gelir ve yaza kavuşur. Benim bir kış günü yazmaya başladığım HAZAN ile siz bir yaz günü buluşacaksınız.
Yaz mevsiminizin mutlu, huzurlu geçmesi dileğiyle keyifli okumalar diliyorum.”
Kitaptan …
“Hazan yani sonbahar!
Hazan benim sonbaharım olacaktı.
Diyeceksiniz ki, seksen yaşına varmaya dokuz ay kalmış, halâ sonbaharında mı sanıyorsun kendini? Kitabın adını Kış koysana!”
…
“Ruh, kadın-erkek ayırmaksızın asla yaşlanamadığından, ait olduğu bedenin ihtiyarladığını bir türlü algılayamıyor. Beden yaşlanıyor, gözler görmez, kulaklar duymaz, dizler tutmaz, cilt kırış kırış oluyor ama o haddini bilmeyen ruh, her daim hep genç! Sabahları saçını tararken veya tıraşını olurken aynada aksini gören ruh gözüne perde inmiş gibi asla kabul edemiyor yaşlandığını! Gözüne perde inmiş gibi asla kabul edemiyor yaşlandığını!
Bir de suç ortağı var… Gönül!
Aşkı da tutkuyu da ilgiyi de bilgiyi de eğlenceyi de, şan şöhreti de istemeye devam ediyor bu ikisi, ta ki bir kişi veya bir olay hatta bazen ‘Uslan artık ey gönül, ihtiyar olmaktasın’ gibisinden bir şarkı, akıllarını başlarına getirene dek!
Ruh ve gönül ikilisi hadlerini bilmeyi öğreniyorlar sonuçta!
…
Her neyse, biz dönelim kitabımın adına!
Hazan adı, Kış’tan çok daha uygun düşecekti hayatımın bu dönemini anlatacağım kitaba. Çünkü benim yüz yaşını gören bir anneannem ve geçirdiği beş ameliyata rağmen elden ayaktan düşmeden doksanına varabilmiş bir annem varsa, işaretler öyle gösteriyor ki ömrümün kış mevsimine, eğer yaşarsam seksenlerin sonunda ulaşacağım. Ve eğer halâ aklım başımda olarak yaşıyorsam, o zaman ‘Kış Mevsimindeyim Ömrüm’ veya ‘Ömrümün Kışı’ adını verebileceğim bir başka kitap daha yazardım, belki! Kış başlığını doksanlı yaşlarımda kullanmak üzere, naftalinleyip dolaba kaldırdım.
Doksanlarımda eğer bunamışsam, hücreleri azalmış beynimle irtibatını henüz yitirmemiş parmak uçlarımdan saçılacaklara, ‘Bir Bunağın Anıları’ diyebilirdik!
Madem ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ vardı, ‘Bir Bunağın Anıları’ niye olmasın!” (Sayfa 268 … 274)
…
Kâh gülümseyerek kâh hüzünlenerek iyi okumalar …



