Yılmaz Kaya AYLANÇ –
16 Temmuz 1921, 1. Maarif Kongresi’nde Atatürk şöyle diyor: “Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır veya bir milleti kölelik ve yoksulluğa terk eder.”
Bu yazımda ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Programı’ndan bahsetmeyeceğim, onu geçen yazımda yazmıştım. Bu müfredat ile çocuklarımız nasıl yarının dünyasında kendilerine iyi bir yer bulabilirler, sanırım olanaksız olacak.
ÇEDES projesini de daha önce yazdığım için onu da konu etmeyeceğim. Bilimin yolundan uzaklaştıkça yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe doğru gitmekte toplum.
Bu yazımda genel olarak her gün eğitim camiasından bolca haberleri yapılan ve izlediğimiz temel sorunlardan bahsetmek istiyorum.
Öğretmenler ve eğitim sendikaları hemen her gün bir yerlerde bu kötü gidişi anlatmaya ve bu gidişin eğitimi her anlamda olumsuz bir yöne götürdüğünü kendi mesleklerini riske etme pahasına halka ve ilgililere duyurmaya çalışıyorlar.
Uzunca bir süre önce köy okullarımızı çeşitli nedenlerle kapatmıştı mevcut iktidar. Oysa o okullar sadece bir eğitim kurumu değildi köylerde. O köyün Cumhuriyete, uygarlığa, dünyaya açılan pencereleriydi. Bilimin ışığına açılan bir yol olduğu gibi, köyün çocuklarının da şansıydı aynı zamanda.
2015 yılında Nobel Kimya Ödülünü kazanan hocamız sayın Aziz Sancar ve daha pek çoğu gibi.
Mardin’in Savur’undan Nobel’e uzanan bir yol. Cumhuriyet ve onun eğitim yolunun bir sonucuydu bu.
Mevcut iktidar ise işte o köyleri, çocuklarını ve geleceğini yok eden bir karar ile köy okullarını kapattı. 2002 yılından 2022 yılına kadar 19 bin 708 köy okulunu kapattı. O köyler karanlığa gömüldü. Şimdi o köylerde sadece imamlar var! Köylerde okullar kapatılınca taşımalı eğitim ile sadece ilköğretim öğrencilerine hizmet verilirken 4+4+4 eğitim sistemine geçilince orta dereceli okul öğrencileri de bu uygulama ile tanışmış oldu.
Çocukların her gün 30-40-50 kilometreleri bulan yolu giderek derslere yorgun başlamaları ve dönüşte de tüm günün yorgunluğuna ilave yine yol yorgunluğu ile eve dönen öğrencinin ne kadar verimli bir eğitim geçireceğini sizler de değerlendirdiğinizde sanırım olumlu bir sonuca ulaşamayacaksınız.
Oysa bugün o köylerde okul binaları durmakta. Çok az bir masrafla okullar tekrar açılabilir ve öğretmenler köylerle tekrar buluşabilir.
Bu konuya maddi olarak bakanlara da şunu söyleyebilirim. Yaklaşık 9-10 milyon öğrencinin taşındığı bu uygulamanın, 2020 yılında 16.3 milyar lira civarında bir maliyeti olduğu söylenmekte. Bu açıdan bile bakıldığında okulların açılması daha doğruyken, –ki paradan da önemli nedenler ile köy okulları zaten açılmalıdır-, öğrenciler kendi köylerinde okullarını okuyabilmelidir. Köyler yeniden canlanmalıdır.
Yakın zamanda ise taşımalı eğitim sınırı olan 50 kilometre 30 kilometreye indirilmiş durumda. Sanırım tasarruf edecekler! Bu ne demek? 30 kilometreden uzak köylerde olan öğrenciler artık taşınarak okullarına götürülmeyecek demek. Yani o son 20 kilometrede bulunan öğrenciler kendileri gidemezlerse artık okumayacaklar, eğitim görmeyecekler demek.
Yaklaşık 1.2 milyon öğrencinin taşımalı eğitimde olduğunu düşünürsek bunun yeni uygulama ile yaklaşık 350 bini artık okula gidemeyecek.
Bu çocuklar ve aileleri köylerinde bu karardan dönülmesini ve tekrar okula gidebilecekleri günü bekliyorlar.
Gerçekleşmediği takdirde özellikle kız öğrenciler için erken yaşlarında evlilik ise en çok korktukları konu.
Yeni uygulama ile ayrıca 10 öğrenciden az olan köyler de taşımalı eğitim programından çıkarıldı.
Taşımalı eğitim dışında kalan öğrencilere MEB bir yol önermekte, o da pansiyonda kalmak. Yine özellikle kız öğrenciler için, aileler endişeli. Ve tabii hepimizin bildiği gibi o pansiyonlar genellikle tarikat ve cemaatlere açılan kapı olarak görülmekte. Böyle düşünenler çok da haksız değiller ...
Peki, eğitimde sadece köy okulları ve taşımalı eğitim mi sorun?
Bakın, okullar açılalı ne kadar oldu, ancak her gün okullar ile ilgili haberler yazılı ve görsel basından medyadan izlenmekte ve okumaktayız.
Okullarımızda çok ciddi bir hijyen sorunu yaşanmakta. Bazı okullarda veliler okulda temizlik yapılmadığı, tuvaletlerin,çocukların giremeyeceği kadar pis olması nedeniyle kendileri temizlik yapmakta veya çocuklarını okula göndermemektedir.
Okullarımız Cumhuriyet tarihinden bu yana hiç böyle bir durum yaşamamıştı.
Peki, her yere özellikle saraylara, lüks araçlara ve uçaklara, şaşalı gezilere var olan para neden okullarımız ve çocuklarımız için bulunamaz. Bu bir tercih mi?
Bu nedenle okullarda temizlik görevlileri yeterince istihdam edilmemekte ve sınıflar ile tuvaletler pislik içinde. Özellikle ilkokullarda bu çok ciddi sağlık sorunlarını da gündeme getirecektir yakın zamanda.
Ülkemizde 14 bin 124’ü okul öncesi, 24 bin 519’u ilkokul, 18 bin 936’sı ortaokul, 12 bin 804’ü orta öğretim olmak üzere toplamda 70 bin 383 okul hizmet vermekte. Bunun 56 bin 200’ü resmi 14 bin 179’ özel ve 4’ü açık öğretim okuludur. Veriler 2022 yılına aittir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında 361 bin 514 olan öğrenci sayısı ise 2023 yılında 19 milyon 126 bin 106’ya, öğretmen sayımız ise 12 bin 266’dan 1 milyon 146 bin 177’ye ulaşmıştır. Ancak geldiğimiz noktada bu öğretmen ve öğrenciler, temizlenmeyen tuvaletler ve sınıflar içinde öğrenim görmek zorundalar.
Şimdilerde 30 bin dolayında temizlik görevlisi alınacağı söylenmekte.
Peki arkadaş, bu okulların açılacağı tarihi sen belirlemiyor musun? Ne kadar öğrenci ve öğretmen geleceğini bilmiyor musun? Bu öğrencilerin ihtiyaçlarının ne olacağını bilmiyor musun? Bu okullar, sınıflar ve tuvaletler nasıl temizlenecek, kim temizleyecek, bunun için ne kadar personel gerekecek hesaplayamıyor musun?
Biliyorsan neden zamanında yapmıyorsun? Bunca olumsuzluğu velilere, öğrencilere ve öğretmenlere neden yaşatırsın? Amacınız neydi? Şimdi neden harekete geçtiniz de gerekli personeli almaya çalışıyorsunuz?
Ancak, eğer isteyerek yapılmıyorsa, ancak liyakatsiz yöneticilerin yapacağı bir durum yaşamaktayız demektir.
Bunu da ülkemizin hemen her işinde görmekteyiz maalesef.
Her yere bulunan para maalesef okullarımızın temizliği konusunda bunamamış ya da ‘böyle de olur’ anlayışı ile okullar 2024-2025 eğitim ve öğretim dönemine başlatılmış, kervan yolda düzülür anlayışı ile olmadığı yaşanarak görülmüş, şimdi çare yeni eleman alımına gidilmiş. Alınıp da işe uyum sağlayana kadar geçecek zamanda da perişanlığı öğrenci, öğretmen, idareci ve veliler çekmeye devam edecekler.
Eğitim ve öğretimdeki sorunlar bu kadar değil tabiî ki. Öğretmenlerin, atanmayan öğretmenlerin, özel okullarda çalışan öğretmenlerin de dağ gibi sorunları bulunmakta.
Çözmek istersen çözüm kolay, ama dedim ya ‘çözmek istersen’ ...
Plan değil pilav lazım bu ülkeye diyenlerin kulakları çınlasın. Her şey bir günde olmadı, bir günde de bozulmuyor! (24.09.2024)



