Yılmaz Kaya AYLANÇ –
“Doğru olanı yapmak” için gösterilen çaba ile “taraftar bulmak” için yapılan çaba farklıdır. İlki “hakikat”, diğeri “güç” peşindedir. (Doğan Cüceloğlu)
Öyle bir ülke haline geldik ki, anlayana aşk olsun!
Çocukları katletmek mi,
Kadınları, özellikle ayrıldıkları eşlerini, gerekirse çocuklarının önünde öldürmek mi,
Küçücük bebeklere bile tecavüz etmek mi,
Sokak ortasında kadınları takip ederek cinsel tacizde bulunmak mı,
İşlek bir alanda iki grup halinde sopalı, silahlı kavga etmek mi,
Üniversiteye öğretmen olması için sınavla alıp mezun olduktan sonra “seni atamıyoruz” deyip sokaklarda miting yapmak zorunda bırak mı,
Çalıştıkları işyerinde daha insanî şartlar ve gelir elde etmek için örgütlenmek isteyip sendikalaştıkları için işten atılmak mı,
Bir yanda, düşüncelerinden ötürü yıllarca hapis cezası ile cezalandırılanlar, diğer yanda soygun, gasp, uyuşturucu, darp, yaralama ve daha pek çok suç işlemiş sabıkalıların sokakta dolaşmaları mı,
Bir yanda sefalet içinde açlık sınırında yaşayan milyonlar, diğer yanda bir avuç nereden kazanıldığı belli olmayan para ve bu paranın hesabını yapamayacak kadar zenginleşebilen ve bu şımarıklığı her yerde göstererek ifade edenler mi?
Artık yerli suç örgütlerinin değil, yabancı menşeili mafya tipi suç örgütlerinin ülkemizi mesken tutmaları mı,
Tüm bunlara karşın her gün yeni bir isim ile İçişleri Bakanlığının suç örgütlerine yönelik operasyonları mı,
3 aylık yaz tatilinden sonra okulların açılacağı belliyken, gerekli hazırlıkları yapmayıp okulların temizlenmesinin sağlanmaması nedeniyle sınıfların ve tuvaletlerin pislik içinde olması mı,
Doktorların ve iyi yetişmiş gençlerin ülkeleri yerine, mutsuz ve gelecek umudu olmadığı için ülkelerinden ayrılmaları mı,
Korkunç bir deprem sonrası canlarını, yakınlarını, evlerini ve yaşamı boyunca elde ettiklerini bir dakikada kaybeden depremzedelerin halâ konteynerlerde oturuyor olmaları mı,
Can dostları dediğimiz sokak hayvanlarının canlarını almak için yasa çıkarılması mı,
Bir yandan tarım bitti veya ürünler çok pahalı derken, diğer yandan tarımın desteklenmemesi nedeniyle milyonlarca metrekare tarım alanının tarımdan çıkıyor olması mı, …?
Şimdi düşünün dostlar, kısa zaman içinde ülkemizde yaşadığımız olumsuzluklardan bir kısmını yukarıda sıraladım.
Bunlar bir ömürde, gelişmiş ülkelerde yaşanması mümkün olmayan olaylar silsilesi ve bu ülke ne yazık ki bir ay içinde bunları yaşayabiliyor. Oysa bu ülkede de kanunlar, hakimler, yöneticiler var. Siyaseten iktidar ve muhalefet partileri ve onları temsil eden başkanlar ve yöneticiler var. Bakanlar, kolluk kuvvetleri, polisler ve bekçiler var. Bu konuda kullanılacak silahlar, adli tıp unsurları, olay yeri inceleme elemanları, takip ve dinleme unsurları ve bu tip konular için kullanılacak tüm olanaklar var.
Peki, öyleyse neden bizim ülkemizde bunca yanlış iş olabilmekte?
Halk mutlu mu, değil.
İnsanlar, özellikle gençler iş bulabiliyor mu, hayır.
Çalışan elde ettiği ücret ile geçinebiliyor mu, imkansız.
Gençler evlenebiliyor mu, ana babaları destek olmasa çoğu ne yazık ki evlenemiyor.
Evlenenler çocuk yapabiliyor mu, eğitimli olanlar ya yapmıyor veya bir tane yapabiliyorlar.
Esnaf günün sonunda siftah yapmadan dükkan kapatıyor.
İşçi yeterince ücret alamıyor, üstüne üstlük her geçen gün yaşam şartları altında daha fazla eziliyor.
Öğretmen atanamıyor, üniversite bitirmiş milyonlarca genç evde veya kahvede oturuyor, bir kısmı da ilgisiz her kesin yapabileceği işlerde karın tokluğuna çalışmak zorunda kalıyor.
Tüm bu olumsuzluklar yaşanırken tüm bu olumsuzluklardansorumlu olan iktidar ise bir eli yağda bir eli balda, yediği önündeyemediği ardında lüks içinde yaşamaya devam ediyor.
İstediğine hakaret ediyor, istediğini seviyor ve ödüllendiriyor. Hatta yurt dışına aşçı ateşe bile yapıp 7 bin 200 euro maaş bile veriyor. İstemediğine dünyayı zindan ediyor.
İstediği ülkeye yardım ediyor, hatta onların borcunu ödüyor, istemediğine bin türlü laf ediyor.
İstediği ülkeden istediği kadar yabancıyı kontrolsüz bir biçimde ülkeye sokuyor, ülke insanının huzurunu ve yaşam kalitesini bozuyor, istemediğini deport ediyor.
İstediği anlaşmayı imzalıyor, istemediğini TBMM tarafından onaylanmış bile olsa İstanbul Sözleşmesi gibi tek imza ile “ben bundan çıktım” diyor.
İstediği harcamayı hazineden yapıyor, istediği şirkete iş veriyor ve istemediği kadar para veriyor, istemediklerine zırnık koklatmıyor.
Sevgili okurlar şu veya bu şekilde 22 yıldır gördüğümüz ve geldiğimiz manzara buyken nasıl saygı duyabiliriz. Makama değil şahsa.
Siz, ben bu Anayasaya uymam deyip kendinize göre eğip bükün ve halka iki kez onaylatın, ama halâ mızıkçı çocuklar gibi “ben buna da uymam, yeni Anayasa isterim” deyin. Sonra Yüce Meclise gelirken ayağa kalkıp bir de alkış! Olacak şey değil…Ben bir vatandaş olarak, ülkeme, ülke insanıma bu kadar olumsuzluklar altına imza atan biri için ayağa kalkıp üstelik alkış yapmam. Bunu yapan da, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk’ün partisi olduğunu söyleyen CHP ve Genel Başkanı olacak üstelik. Çok üzgünüm, çok.
Bir genel başkan şahsen çok saygı duyabilir, hürmet edebilir ve bunu çeşitli şekillerde ifade edebilir. Buna hiçbir itirazımız yok.Ancak bazı görevler vardır ki giydiğiniz cekete göre konuşuyor ve hareket ediyor olmanız gerekir. Ayrıca o ceketin sorumlulukları vardır.
Milyonlarca insan partili veya partisiz fark etmez. Bu geçen yılların mağdurları vardır, kayıpları olan insanlar vardır, bir şeylerin düzeleceği ümidini hala taşıyan gençler, anneler, kadınlar, çocuklar, işçiler ve daha niceleri vardır sizin ne yapacağınızı ve bu gidişi değiştireceğinizi bekleyen.
O sorumluluk ne olacak?
O insanlar ne yapacaklar, kendilerini nasıl hissedecekler?
Ülkenin geleceği ne olacak?
İşte bunun için, siz şahsınıza göre hareket edemezsiniz. O koltukta oturduğunuz sürece. Siz o milyonların sorumluluğu ile hareket etmek durumundasınız.
“Saygı, güvenilir görgü kuralları dikkate alınmadan yapıldığında boş bir çabaya, ihtiyaç; dikkat edilmediğinde korkaklığa, cesaret; serkeşliğe, dürüstlük; yüzsüzlüğe dönüşür” demiştir Konfiçyus.
Başarılı olmak kolay, saygıdeğer olmak zordur. Başarmak için ahlaki kural, ilke ve değerleri yıkıp geçenler zaman zaman başarılı olabilirler, ama saygıdeğer olamazlar.
Biliyoruz ki yanlışın neresinden dönülürse kârdır. (08.10.2024)



