Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Yazıma başlamadan önce Kartalkaya’da kaybettiğimiz yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar dilerim.
”Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın” diyor Albert Camus.
Bir otel, yarıyıl tatiline çıkmış çocuklar aileleri ile birlikte kar tatilindeler ve bir gece vakti ölüyorlar. Bu insanlar sadece tatil yaparken öldüler ...
Ama geriye bakıp da hafızamızı yokladığımızda daha nice olmadık ölümler yaşadı bu halkın cefakâr insanları.
Bazıları basit bir seyahati yapmak için bindiler o trene. Ve onlarcası toprak oldular. Mahkemeleri yıllarca sürdü. Üst yönetimden veya siyaseten kusurlu ve sorumlu yok. Ölen öldüğü ile ve sevenlerine acılarıyla kaldılar.
Bir işti sadece, kendisi ve ailesinin yaşaması için kazanmak zorundaydı, girdi o karanlık galerilere. Oysa dışarda oğlu, kızı, eşi, anne ve babası, sevenleri beklerdi onları. Kirayı ödeyecekti üç gün sonra. Oysa çıkamadılar o maden ocaklarından yüzlercesi. Acıları hâlâ yüreklerde. Dedim ya, bir işti sadece, herkesin gittiği gibi gittiler ama dönemediler. Yine ortada bir sorumlu yoktu ve olmadığı gibi, ceremesini yine ölenlerin yakınları, sevenler çekti.
Topraklar ölüyor insanlarımızla birlikte. Binlerce metreküp toprak, gerekli önlemler alınmadığı için zehirle harmanladıkları topraklar kayıyor ve işçiler ölüyor. Ancak sadece işçiler değil ya topraklarımız! Üzerinde yüzlerce yıl ot bitmeyecek topraklarımız ölüyor birkaç kilo altın için. Buradan elde edilen kahrolası gelirinde neredeyse yüzde doksan sekizi yurt dışına götürülüyor. Bize ne kalıyor? Ölüm kokan, artık toprak bile olmayan kara parçaları kalıyor. Sorumlu kim, bedel ödeyen kim? Halk yine,nimetlerinden yararlanan değil külfetini ödeyen oluyor.
Ormanları öldürüyorlar, ağaçları ve endemik bitki türlerini öldürüyorlar. Öyle onlar, binler değil milyonlarca ağacıöldürüyorlar. Sadece bitkileri değil pırıl pırıl akan dereleri, gölleri yani para getirecek her şeyi öldürüyorlar. Rant için köyleri yok ediyorlar, doğal hayatı öldürüyorlar. İşi bitirip gittiklerinde arkada sadece ölüm kalıyor. Akmayan dereler, ağacı olmayan tepeler, bitki örtüsü olmadığı için artık olmayan doğal hayat.
Kadınlar ve çocuklar ölüyor bu ülkede. Hemen her gün en az bir kadını kurban veriyoruz bu cehalete, cezasızlığa ve adaletsizliğe.
Depremlerde ölüyor binlerce yurttaş. Kimi çürük binadan, kimi para düşkünü müteahhit yüzünden, kimi rüşvet yiyen görevli yüzünden. Kimileri de depremden sağ çıkıp sonrasında yaşananlar yüzünden ölüyor. Hak etmediği halde, hiç kusuru ve suçu olmadığı halde.
Yeni doğan bebekler ölüyor bu ülkede, özel hastanelerde. O konuşmaları duymaya dayanamaz insan, insan olan. Ne için: Para için! Anlayan var mı?
Yolda yürürken ölüyor yurttaş. Elektrik çarpmasından. Olacak şey mi dersin. Ama oluyor bu ülkede. Özelleştirmişiz sağlık gibi enerjiyi de. Artık daha fazla kâr diyor şirketler. Oysa kendi halinde yürüyen vatandaş suya basınca düşüveriyor oraya, kurtarayım derken bir başka vatandaşımızın cansız bedeni düşüyor yanına. “Bu nasıl adalet” diyor çaresiz insan.
Saymakla bitmiyor ki pisipisine ölümler. Aladağ’da bir yurtta yangın merdiveninin kapısı kilitli olduğu için yanan çocuklarımız. Bozkurt ilçesinde çayın taşması ile yaşanan facia. Balıkesir’de infilak eden mühimmat fabrikasında yitirdiğimiz emekçiler, Kumpir yediği için ölen yurttaş, her gün iş kazalarında kaybettiğimiz onlarca, yüzlerce canlar.
Adil olmayan adaleti her gün yaşayan insanlar. Gücü olanın hapse girmediği, sıradan yurttaşın güvenemediği adalet. Adam öldürenlerin dışarıda olabildikleri, hakkını arayanların polis kalkanı ile sesinin kısıldığı işçiler.
Gelecek umudu olmadığı için tek hedefleri yurt dışına gitmek olan gençler, bunları çaresizce izleyip varı ve yoğu ile onlara destek olmaya çalışan ebeveynler. Bu amaçla iyi bir eğitim alsın diye yüzbinlerce lira ödeme yapmak zorunda kalan aileler. Yurt dışına gidebilmek için deli gibi Almanca veya İngilizce öğrenmeye çalışan doktorlar.
Yurttaşlar artık mutlu değiller, herkes burnundan solumakta. Geçim şartlarının zorluğundan çaresizlik dört bir yandan sarmış insanları. Bir yanda nüfusun büyük çoğunluğu sadece barınma ve yeme ihtiyacını karşılama savaşı verirken, mutlu bir azınlık lüks içinde bugün nereye gitsem, nerede yesem derdinde. Tutarı sorulmadan ödenen hesaplar, hatta düşük faturalara yapılan itirazlar.
Müthiş bir adaletsizlik!
Gelirde de, vergide de, adalette de, eğitimde de aklınıza gelen her şeyde müthiş adaletsiz günler yaşıyoruz.
İnsanlarımız yoruldu.
Artık yeni acılar yaşanmasın diyorum. Herkes işini yapsın, ama düzgün yapsın. Rant için, 100 yıllık oluşturulmuş yol ve yöntemler yok edilmesin, kısa çıkar yolları oluşturulmasın, adalet her yerde ve konuda olsun, herkes eşit olsun kanunlar karşısında, yasalar kimsesizleri koruyor olsun, sesi çıkmayanların sesi olsun. İnsanlarımız bölünmesin, parçalara ayrılıp birbirlerine karşı kışkırtılmasın, kaderde de sevinçte de birlikte olmayı başaralım yeniden.
Ve hiçbir yurttaş eceli gelmeden ölmesin bu topraklarda.



