Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Nasıl bir ülkede yaşar olduk uzunca süredir. Pek çok insanla temas ediyor, oturup konuşuyor ve bazen de dertleşiyoruz ve mutlu olan, yarınından endişe etmeyen insan neredeyse yok. Bu durumun tespitinde en çok da gençlerin eleştiri ve gelecek endişeleri beni mutsuz etmekte. Hatırı sayılır sayıda genç insanın,“okuduk da bir şey mi oldu” veya “keşke okumasaydık” tarzı söylemlerine tanık olmak insanın içini acıtmakta. Buna kendi çocuklarımın söylemleri de dahil. Onların bu serzenişlerine kızmak mümkün değil ve eleştirilerinde yerden göğe haklılar.
Ana sınıfı veya kreşi saymazsak 4 yıl ilkokul, 4 yıl ortaokul, 4 yıl lise. Bazıları dershane, ki genellikle ardından üniversite sınavı ve en azından 4 yıl da üniversite. Toplam eğitim 17 yıl. Farklı okullarda bu 18-20 yıla kadar çıkmakta. Sonra ne oluyor, iş arayışları, ki genellikle hüsran ve hadi askerlik yapalım derken 1 yıl daha. Yaş yaklaşık 25-27’lere geldi bile. Hâlâ ailesi ile oturmakta ve yüzü kızarsa da harçlık almakta.
Aileler, ille de okusun diyerek onca yıl ve hatırı sayılır bir para harcayarak çocuklarının okuması için, tabiri caizse “saçını süpürge” ederek varını yoğunu ortaya koyuyor. KPSS’ye hazırlanmak için gidilen kurs veya evde yapılan çalışma ile geçirilen zaman ve 2 yılda bir olan sınav. Diyelim ki, 60-70 üzerinde veya daha iyi bir sonuç alarak kazanılan sınav sonrası girilmeye çalışılan kurumların açtıkları mülakat sınavları.
İşte zurnanın zırt dediği yer de tam burası.
Geçenlerde gördük ki, idari hakimlik için girilen tüm meslek sınavlarında ilk üçte ve birinde tarihi rekor kırmasına rağmen mülakat ile elenerek işe kabul edilmeyen gencimiz!
Buradan sonra aslında yazacak bir şey kalmıyor!
Oysa bu dert son seçimlerde seçim meydanlarında “mülakatı kaldırıyoruz” denilerek yüksek sesle ifade edilmemiş miydi? Hem Cumhurbaşkanı hem de ilgili bakanların bir kısmı tarafından. Öncelikle, bunu meydanlarda halka seçim vaadi olarak sunuyorsan, zaten yanlış bir iş olduğunu kabul ediyorsun demek. Ki bunu halka pozitif etki yapıp bu nedenle kendisine oy versin diye yapıcı bir şey olarak sunuyorsun. Peki seçim kazanıldıktan sonra bu vaadi uyguluyor musun? Hayır, hem de defalarca uyarılmış, eleştirilmiş olmalarına rağmen mülakatı kaldırmamakta ısrar ettiler ve etmekteler. Neden?
Sanırım hepiniz nedeni biliyorsunuz.
İçimizi acıtan, idari hakim olmak isteyen o gencin yerinde sanırım kimse olmak istemez. Sen gece gündüz çalışacak inatla 3 kere aynı sınava girerek kazanacaksın, hem de rekor puanla ve seni her seferinde mülakatta eleyecekler. Bu nasıl bir kin, nasıl bir insanlık, nasıl bir anlayıştır Allah aşkına.
Ya mülakatı kazanamadığı için intihar eden genç. İnsanın insan olmaktan utandığı anlar vardır ya, işte bu öyle bir şey. Buna neden olanlar ise mülakatı kaldırmayan irade ve onu savunanlar,uygulayanlar. O nedenle kimse hakkını helal etmiyor, o nedenle yerel seçimlerde insanlar tercihlerini değiştirmeye başladı. Her ne kadar ekonomik sorun ağırlıklı olsa da, bu ve benzeri kendi yandaşlarına ülke kaynaklarının aktarılmasının da son derece etkili olduğu kanaatindeyim.
Şimdi biraz geriye gidelim.
Mevcut iktidar ülke yönetimine geçtiğinde yani 2002 yılında yaklaşık 2 milyon kişi memur olarak çalışmaktaydı. 2024 yılına gelindiğinde ise memur sayımız yaklaşık 6 milyon kişiye dayanmakta. Yani iktidar 23 yıl içinde mülakatlar ile 4 milyona yakın kişiyi memur olarak devlet kadrolarına almış ve halkın vergilerinden bu memurlara maaş verir olmuş. İşe alınan memurların her biri bir aileden desek yaklaşık 4 milyon aile memur gelirine kavuşmuş. Bu ailelerin de yaklaşık 4-5 kişiden oluştuklarını düşünürsek yaklaşık 16-20 milyon kişi mevcut iktidar tarafından memur maaşına kavuşturulmuş. Alınan memurların ortalama 50 bin lira maaş aldıklarını düşünsek ayda 200 milyar, yılda 2.4 trilyon ücret halkın vergilerinden bu memurlara giden bütçe. Buna sadece o mülakat ile kavuşulduğunu düşündüğünüzde içiniz sızlıyor mu? Ben, geride haksız şekilde kalan o genç insanlarımız için üzülüyorum. Buna bir de devletten yardım alan yurttaşlarımızı eklersek, ki onlarda 5 milyon kişiye çok yakın bir sayı. Her iki grup yaklaşık 10 milyon ve aile olarak yaklaşık 40 milyon kişi.
Neden hâlâ iktidarda olduklarının en azından bir kısmına yanıt olabilecek bir tablo.
Ancak ekonomiyi o kadar kötü bir hale getirdiler ki, artık bu kesim dahi geçinemedikleri için en azından bir ders niteliğinde siyasi tercihlerini değil, ama bir seçim için oylarının rengini değiştirmekte olduklarını da görmekteyiz.
Yine konumuza dönersek, işte mevcut iktidarın Türkiye’nin geleceğini oluşturacak yapıyı kurmakta kullandığı argüman ve sonuçları.
Türkiye’de bugün için 4500 adet imam hatip okulu bulunduğu, buna karşılık 1007 adet fen lisesi olduğunu görüyoruz. Yine Türkiye’de bugün için üniversite sayısı ise 209.
Sizce neden bu kadar fazla üniversite? Herkesin özellikle müfredatı yetersiz olan imam hatip liselilerin üniversiteye girebilmeleri ve bitirebilmeleri için mi? Ve üniversite mezunu olan bu yurttaşlarımızın her noktada devlet kadrolarına yerleşebilmeleri için mi?
Sanırım evet diyeceğiz bu duruma.
Çünkü bu yurttaşların bu kadrolara yazılı sınav ile girebilmeleri mümkün değilken, mülakat ile çok rahat 60 puan almış bir genci 95 puan alan bir gencin önünde işe alabilmeleri mümkün olmuştur. Ki bu gençler daha sonra Anayasa Mahkemelerine, Yargıtay’a ve Sayıştay’a, Bakanlıklarda müdürlük, genel müdürlük gibi üniversite diploması gerektiren her noktaya yükselmelerinin de önü açılmış olmuyor mu? Devletin tüm kademeleri artık bu memurlar ile yönetilmekte.
İşte size geleceğin Türkiye’sinin yapı taşlarından ikisi. Neler oluyor diye merak edilirken geçen yıllar içinde gelecek vaat eden beyinler yurt dışına veya özel sektöre geçerken, üniversitelerde baraj kaldırılarak hemen herkesin üniversite mezunu olması sağlanmış, mülakatlar ile de işe alınanları kendilerinin seçtikleri bir yapı oluşmuş.
Peki, dışarı gidemeyen ancak mülakatlarda elenen gençler ne yapıyorlar?
Onların da önemli kısmı mecburen özel sektörde çalışmak zorunda kalmaktalar. Kimi iyi şirketlerde kendilerine yer bulurken, önemli çoğunluğu ülkedeki ekonomik yönetim gereği yeterince iş sahası açılamadığından buna bağlı olarak yeterli iş arzı oluşamadığından eğitimlerinin gerektirdiği uygunlukta olmayan kasiyer, kurye veya nerdeyse vasıfsız işlerin çalışanı olmuş durumdalar. Özel sektörde iş bulan şanslılar ise asgari ücretle 40 bin lira arasına sıkışmış, çoğu asgari ücretin biraz üzerinde ücret almak durumunda bırakılmış geleceğe küsen yurttaşlar olmak durumunda kalmışlar. Memurlar dışında çalışan nüfusun önemli bir kısmı işte bu ölmeyecek kadar ücrete mahkum edilmiş çaresiz genç yurttaşlar.
İktidarın bilinçli olarak yoksulluğa mahkum ettiği bu insanların karınlarını doyurmak ve yaşama tutunmak için çaba göstermek dışında yapacakları başka şey kalmıyor.
Oysa aileleri ile bir yerlere gidebilmek, ayda bir veya iki kez dışarda yemek yemek, haftada bir sinema veya tiyatroya gitmek, yazın en azından bir hafta yurt içinde tatil yapmak hakları değil mi? Ev almayı veya araba almayı söylemiyorum. Ayrıca bu da çok doğal olarak belli bir süre çalışma sonunda olması gereken bir ihtiyaç.
Ya çocukları olsun istemez mi bu gençler? Ancak bugün karı koca çalıştıkları halde bu gençler geçinebiliyorlar mı, mutlular mı?
Etrafınızda mutlaka vardır, sormanızı ve onları dinlemenizi öneririm. Ne çok olumsuz hikaye dinleyeceksiniz.
Tüm bu olumsuz tablonun tek bir nedeni olduğunu biliyorsunuz. Tüm yetkilerin bir kişide olduğu yönetim anlayışının eseri olan bu tablo, o iradenin tercihleri ile buraya gelmiştir.
Tek seçenek ise yapılacak erken seçim ile bir an önce iktidarın değişerek, parlamenter sisteme geri dönülerek, güçler ayrılığının olduğu laik ve demokratik bir yönetime dönmek. (13.02.2025)



