A. Kemal KAŞKAR –
İktidar milletvekillerinin imzasıyla 20 Şubat 2025’de TBMM Başkanlığına sunulan ve 26 Şubat’ta yapılan komisyon toplantısında görüşülmesi tamamlanan İklim Kanunu teklifinin önümüzdeki günlerde TBMM genel kuruluna gelmesi bekleniyor.
Ekoloji Birliği ve İklim Adaleti Koalisyonu’nun ortak çağrısı ile başlatılan ‘Halkın İklim Adaleti Kampanyası’ kapsamında yapılan açıklamada, İklim Kanunu’nun içeriği ve neye hizmet edeceğinin, kamuoyu ve çoğu STK’lar tarafından yeterince bilinmediğine, her kesimi ilgilendiren bu temel kanun hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesine, konunun toplumsallaştırılmasına ve teklifle ilgili yapılacak çalışmaların en geniş kesimle örgütlenmesine ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekilerek, iktidar milletvekilleri tarafından hazırlanan teklife karşı ‘Halkın İklim Kanunu’nun nasıl olması gerektiği üzerine 10 maddelik bir metin kamuoyuyla paylaşıldı.
Açıklamada, “Bu kanun bizim kanunumuz değil, bir ticaret kanunu. Biz Halkın İklim Kanunu’ndan yanayız. Bu kanunu kabul etmiyoruz. TBMM’yi bu kanundan geri dönmeye, iktidar ve muhalefet vekillerini üstlerine düşen sorumluluğu almaya çağırıyoruz. Bu amaçla Ekoloji Birliği ve İklim Adaleti Koalisyonu’nun ortak çağrısı ile 28 Şubat’ta bir toplantı gerçekleştirildi. 80’in üzerinde çok farklı ekoloji örgütleri, kadın örgütleri ve diğer örgütler bir araya geldi. Teklif ile ilgili bilgiler ve yapılan çalışmalar paylaşıldı ve bundan sonrası için öneriler alındı. Ortak çalışma iradesi ortaya çıktı ve gelen önerileri toparlamak ve kampanya örgütlemek üzere çalışma grubu kuruldu” denilerek, 10 maddeden oluşan “Halkın İklim Kanunu”nun nasıl olması gerektiğine ilişkin şu önerilere yer verildi:
‘Halkın İklim Kanunu’
1. Halkın İklim Kanunu, krizin sebebi olan ekolojik yıkımı önleme perspektifinden yola çıkarak doğanın, toplumun ve gelecek nesillerin ortak çıkarlarını korumalıdır. Bu ortak faydanın ilk adımı olarak sera gazı salımlarının mutlak azaltımını sayısal bir hedef olarak tanımlamalıdır.
2. Halkın İklim Kanunu, bilimsel verilere dayanarak öncelikli kömür olmak üzere fosil yakıtlardan çıkışı net tarihler vererek hedeflemeli, bu geçişi adil ve güvenceli olacak şekilde planlamalıdır.
3. Emekçiler için adil bir geçiş planlamalıdır
Fosil yakıtsız bir ekonomiye dönüşümün bedeli emekçi halkın sırtına yüklenmemeli, emekçiler için adil bir geçiş planlamalı, toplumun tüm kesimlerinin insan onuruna yakışır bir geleceğe sahip olması garanti altına alınmalıdır. Halkın İklim Kanunu’nda, fosil yakıtların yarattığı ekolojik ve sağlık sorunlarının, tahrip edilen ekosistemlerin onarılması için programlar hayata geçirilmelidir.
4. Eşitsizliği besleyen kapitalist ekonomi-politik rejimin neden olduğu iklim krizine bağlı hak kayıpları adalet düzlemi içerisinde giderilmelidir. İklim krizinin nedeni sadece karbon emisyonlarına indirgenemez; bu kriz, doğayı ve insan yaşamını ikinci plana atan mevcut emperyalist, neoliberal, kapitalist sistemin bir sonucudur. Gelişmiş ülkeler tarihsel sorumluluklarını yerine getirmeli, Türkiye ise hem bu konuda hakkını savunmalı hem de hızla artan kendi sorumluluğunu üstlenmelidir.
5. İklim krizi risklerine eşit maruz kalınmadığı hesaba katılmalı, toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımı benimsenmelidir.
6. Halkın İklim Kanunu, hava kirliliği başta olmak üzere fosil yakıtların bugün neden olduğu çevre ve sağlık sorunlarını da ele alan bütünlüklü bir iklim eylemi planlamalı, tüm doğa, canlılar ve toplum için sağlıklı yaşam hakkını güvence altına alacak düzenlemeler yapılmalıdır.
7. Halkın İklim Kanunu, arazi kullanım planlamasının, enerji, sanayi ve madencilik faaliyetlerinin, endüstriyel tarım ve hayvancılığın, kentsel tasarımların ve yapılaşmanın, üretim-tüketim biçimlerinin ve ekonomik modellemelerin ekosistem üzerindeki baskısını tümden ele almalı ve en aza indirecek önlemler içermelidir. Ekosistemler plansız ve kâr odaklı madencilik, enerji, sanayi, endüstriyel tarım ve hayvancılık ve yapılaşma baskısından kurtarılmalı; ormanlar, sulak alanlar, denizler ve kıyılar rant ve talana karşı korunmalıdır.
8. İklim afetlerine dirençli kentler ve kırsal yerleşimler yaratılmalı, afet eylem planları, gıda ve su politikaları iklim krizi gerçekliği dikkate alınarak hazırlanmalıdır. Su varlıkları sermayenin denetimsiz büyümesi için metalaştırılmamalı; enerji, sanayi, madencilik, kentleşme, endüstriye tarım ve hayvancılık sektörlerinin baskılarından korunmalıdır.
9. Halkın İklim Kanunu katılımcılığa açık olmalı ve toplumun tüm kesimlerinin fikirlerini içermelidir. Kanun ile sorumluluk alanları tanımlanmalı ve sorumlular daima hesap verebilir olmalıdır.
10. Kamu idaresinin yanı sıra kamu yararına çalışan meslek örgütlerinin de katılımıyla şeffaf ve hesap verebilir bir denetim mekanizması oluşturulmalıdır. Halkın İklim Kanununda, şirketlere yönelik denetimler aracılığıyla ihlaller tespit edilmeli, bağlayıcı ve caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı ve iklim suçları asla cezasız kalmamalıdır.
(Halkın İklim Kanunu https://www.change.org/dogaiciniklimkanunu)



