Yılmaz Kaya AYLANÇ –
Nihayet uzunca bir süredir beklenen açıklama geldi. 2024 Ekim ayında TBMM açılışında Sayın Bahçeli’nin başlattığı hareket yeni bir aşamada.
Geçen hafta İmralı heyeti, bir buçuk sayfalık metni basın karşısında kamuoyuna duyurdu. Metin önce Kürtçe sonra Türkçe okundu. Bu tip önemli toplantı ve açıklamalarda oturma düzeninden, sandalyelerin konumu, el ve vücut dillerine kadar pek çok husus önem arz etmektedir. Ben de açıklamanın önce Kürtçe yapılmış olmasının böyle bir durumu işaret ettiğini düşünenlerdenim. Çok önemli mi? Böylesi bir durumda değil tabii ki, ancak açıklamamda belirttiğim gibi bu gibi durumlarda önem arz etmektedir.
Açıklamanın zamanlaması da neye göre belirlendi bilmiyorum, ancak aynı gün CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı açıklaması vardı. İmralı açıklaması iktidar tasarruflu olduğu için böyle bir çakışma da düşünülmüş olabilir.
Bir tarafta 23 yıllık iktidarın korkulu rüyası Sayın İmamoğlu seçimlerde rakip olduğunu açıklarken, diğer yanda neye karşılık, tam olarak ne yapılmak istendiği ve kimlerin ne yapacağı ucu açık olan ve 47 yıllık sorunun yeni bir aşamasına dönük açıklama.
Gelelim İmralı açıklamasına.
PKK’nın çıkış zeminini ifade eden tarihsel tespitleri yaptıktan sonra, sosyalizmin çöküşüne işaret ederek, örgütün anlam yoksunluğuna, tekrara düşmesi ve benzerleri gibi ömrünü tamamladığı açıklanıyor.
Türk Kürt realitesinin tarihsel durumunu ve gönüllülük esasındaki beraberliği işaret ederken, kapitalist modernitenin bunu sürekli yıkmaya çalıştığı belirtiliyor.
Cumhuriyeti tek tipçilik ile eleştirerek, demokratik siyaset zemininin kalmamış olmasının PKK’nın çıkış nedeni olduğu söyleniyor. Var olan kardeşliği, inançları da gözeterek yeniden düzenlemeyi esas görev addediyor.
“Kimliklerin özgürce kendilerini ifade etmeleri ancak demokratik toplum ve siyaset alanının mevcudiyeti ile mümkündür” dedikten sonra, “Cumhuriyetin ikinci yüzyılı ancak demokrasi ile taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir.”
“Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanı’nın ortaya koyduğu irade ve diğer siyasi partilerin olumlu yaklaşımlarıyla oluşan iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu tarihi çağrının sorumluluğunu üstleniyorum. Devlet ve toplumla bütünleşmek için kongreyi toplayın ve karar alın; tüm guruplar silah bırakmalı ve PKK kendini fesh etmelidir”.
Mektupta olmayan ancak Sayın Önder’in ilettiği bir notun, mektup kadar önemli olduğunu düşünüyorum. O not; “bu perspektifi ortaya koyarken, şüphesiz silahların bırakılması ve PKK’nın kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir” şeklindeydi.
İlk tepkilere bakalım; iktidar partisinden Sayın Ala, “Sonuç gerçekleşecek mi buna bakacağız, çağrının sonucuna odaklanmalıyız ve sonuç önemli. Çağrıya örgüt uyacak mı?” dedi.
Ana Muhalefet Partisi Lideri Sayın Özgür Özel, “Ülkemizin tüm sorunlarının demokratik yollardan çözümü konusunda tarihsel tutarlılığımızı sürdürüyoruz. Konunun TBMM çatısı altında tüm kesimlerle, şeffaflıkla ele alınması ve çözülmesi yönünde tavrımızı koruyoruz. Tüm toplumun görüşlerinin, şehit ve gazi ailelerinin rızalarının öncelendiği çözüm için üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız” açıklamasında bulundu.
İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu ise, “Milli gurur ve şuur sahibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, endişeyle, şüpheyle ama en çok da öfkeyle, 50 bin insanımızın katili, müebbet hükümlüsü cani başının mektubunu bekleyecek kadar şirazeden çıkmış bir iktidarın, organize bir delirmişliğin tasallutu altındayız. Tarihe not düşmek isterim ki; bu süreç kirli bir pazarlığın, bir o kadar kirli ürünüdür” diye görüşlerini açıkladı.
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani, “Sayın cumhurbaşkanı Erdoğan ve partisi, iktidara geldikleri ilk günden itibaren barış için zemin hazırlayan açık bir vizyon ortaya koydular. Bu çabalarını saygı ve takdirle karşılıyoruz” ifadesinde bulundu.
SDG Lideri Mazlum Abdi açıklamasında, “Öcalan’ın çağrısının Suriye’deki Kürtlerle ilgili olmadığını Türkiye’nin iç politikasıyla ilgili olduğu”nu belirtti.
Daha pek çok yurt içi ve yurt dışından genellikle olumlu açıklamalar yapılmakta.
Peki sade vatandaş ne demekte, şehit ve gazi yakınları ne demekte.
Özetini hemen söyleyeyim, “hakkımızı helal etmiyoruz” demekte çoğunluğu.
Buraya kadar durumu takip etmeyenler için durumu özetledik ve ilk tepkileri belirttik.
Peki Türkiye bu konu için 47 yılda ne bedeller ödedi bakalım.
10 bine yakın şehit olmuş güvenlik görevlileri, 50 bin ila 75 bin arasında çeşitli kaynaklara göre ölen terörist, on binlerce yaralanarak gazi olmuş görevliler ve ülke kaynaklarından harcanan yaklaşık 350-450 milyar dolar.
Peki bu işler neden bir anda böyle oldu ve kim neyi niye yapmakta?
Pek çok kesim gibi ben de Cumhur ittifakının iktidarlarını sürdürmek, Cumhurbaşkanının yeniden başkan olmak ve bunun için de TBMM’nde gerekli çoğunluğu önce 400 vekil için anayasayı değiştirmek, olmazsa 360 vekil ile anayasayı değiştirerek referanduma götürerek amacına ulaşmak olarak özetleyebiliriz. Kürt siyasiler ise, var olma nedenlerini kuvvetlendirerek bu durumdan gerekli payı alarak, mümkünse Öcalan’ı ev hapsi veya başkaca daha iyi şartlara kavuşturmak, Kürt kimliğini pekiştirerek milliyetçi bir yaklaşım ile gelecek senaryolarında daha etkin pozisyonda durmak, öyle sanıyorum ki yarınlarda emperyalistlerin haritaları yeniden çizmeye kalktıklarında başka ülkede bulunan gruplar ile birleşerek devlet olma hayallerine bir tuğla koymak diye sıralayabilirim.
Burada emperyal devletlere ayrı bir parentez açmak isterim. Avrupa’nın başat olduğu dönemlerde hemen hepsine karşı Anadolu’da verilmiş kurtuluş savaşı ve kazanımlarını hiçbir zaman hazmedemeyenler, Lozan’da masanın altına attıklarını hep taze tutmuşlar ve her fırsatta bunları masanın üzerine çıkararak Türkiye’ye dayatmayı ihmal etmemişler. Bir süredir BOP üzerinden bu emellerin hayata geçirilmesi aşamalarını izlemekteyiz.
Bu emellerine kavuşmak için ne zaman harekete geçseler içerden çıkan hainleri de hepimiz tarih kitaplarından okuduk, okumaktayız. Biliyorum ki bu zamanlarda da bu tip yapılar çıkacak ve 100 yıl önce o zamanın şartlarındaki en doğru argümanları ilke edinerek kurulmuş laik cumhuriyeti yıkmak konusundaki hayalleri hiç bitmeyecektir.
Yine burada hepimiz düşünmeliyiz ki, yıllarca üretim yapmayan ve hiçbir gelire sahip olmadığı halde sürdürülen bir terör konusu var. Oysa bu terör mali kaynaklar sağlanmadan yapılamaz ve asla sürdürülemez. Peki öyleyse bu kimin veya kimlerin parasıydı, terör örgütünce harcanan. Onca silah, mühimmat, maaş ve iaşe. Peki parayı verenlerin beklentileri nelerdir?
Parayı veren düdüğü çalmaktadır!
Ayrıca şunu da düşünmeliyiz. Sayın Bahçeli’nin el sıkma ile başlattığı süreç olmasaydı bugün biz ne PKK terörü (ki neredeyse ülke içinde sıfır aktivite) konuşuyor olacaktık, ne de Öcalan’ın ev hapsi veya başka bir benzer konu. Konuşacağımız konu kayyumlar olacaktı DEM siyaseti açısından.
Oysa şimdi bir yandan kayyumlar devam ederken, diğer yanda bu süreç DEM siyasetçilerini çok rahatsız etmemiş gözükmekte. Öyle ki sürece ve süreç iradelerine övgüler düzebilmekteler. Ve öyle seviyeye çıktılar ki, uzun süredir dillendirmedikleri konuları dahi dillendirmeye başladıklarına da şahit olmaktayız.
O nedenle aklıma gelen soru, hangi ödünler uğruna böyle makul ve güleç bir süreç yaşanmakta. Neye karşılık bunlar olmaktadır. İnsan merak ediyor.
Burada herkesi bir samimiyet sınavı bekliyor. Bugün olmasa da mutlaka bir gün tüm tarafların gerçek yüzü ortaya çıkacaktır. Kim ne karşılığı kime ne önermiş, kim ne almış, kim ne vermeye razı olmuş.
Tüm yurttaşların da bu durumu sessiz ve dikkatlice izlediklerinden eminim.
Açıklama konusunda da bazı şeyler söylemek isterim.
Kürt hareketine liderlik eden ve bu konuda silahlı mücadele ile binlercesinin ölümüne neden olan kişi, mektubunu Türkçe yazmış. Ancak okuyanlar önce Kürtçe olarak okudular ki, toplumun genel ekseriyeti Türkçe okuyup yazdığı için ve bu durumu kabul edip etmeyecek bu büyük çoğunluk olacağı için bu yapılanın doğru olmadığı ve bu topluma saygısızlık olduğunu düşünüyorum.
Metnin devleti yöneten iktidar ile birlikte yazıldığı kanaatindeyim. Cumhuriyete hak etmeği suçlamalar yapılmakta, taraflı davrandığı ile ilgili. Oysa bu ülke bugünden daha özgür ve daha tarafsızdı yurttaşlarına karşı dünlerde.
Silah bırak ve kendini feshet dediği, hiçbir gücü kalmamış Kandil ise, ki öyle, bu çok anlamsız değil mi. Üstelik de ilk açıklamalarında “silah bıraktık, çatışmasızlık ilan ettik” dediler. Ancak kendilerinden beklenen “kongreyi topla kendini feshet” idi.
Suriye’nin kuzeyindeki Rojava ise, mektupta kendisini muhatap görmedi, “bunun muhatabı biz değiliz” diye ilk açıklamalarını yaptılar.
İran’daki Pejak ise hiç üzerine alınmadı.
Aslında resim bize, “bir şeyler dönüyor ama ne” dedirtecek ve aslında farklı gelişmelere sebep olacak işler olacağını çağrıştırıyor. Bundan ise, önceki denemelerde olduğu gibi çok fazla beklenti içine girenler sanırım daha çok hayal kırıklıklarına uğrayabilirler.
Mektupta olmayıp not şeklinde ifade edilen açıklamada belirtilen “hukuki düzenleme yapılması” gereği ön plana çıkmaya başlandı. Bundan ne kast edilmekte? İçerde tutuklu bulunan ve terörden hüküm giymiş sayıları yaklaşık beş bin civarında olan teröristlerin salıverilmesi mi? Olabilir mi? Mevcut yasalara göre hüküm giymiş mahkûmlar hangi gerekçe ile serbest bırakılabilir? Bugünlerde konuşulan infaz yasası bu konuyla mı ilgili göreceğiz. Böyle bir şeyi yapacak iktidar, sanırım seçimlerin tarihine karar verdiğinde daha pek çok turp bu konuda heybeden çıkacaktır.
Muhalefet tarafından konunun mecliste şeffaf bir şekilde ele alınmasını istemesi çok yerindedir. Böylesi büyük bir konunun sadece iktidar partilerinin inisiyatifine bırakılması doğru değildir. Bu konuda ülke geleceği söz konusuyken siyasi rüşvet veya şantaj sarmalına fırsat verilmemeli. Ayrıca sadece o da yetmez, bu konuda sözü olan herkes dinlenmeli ve görüşlerini ortaya koyabilmeliler. Buna fırsat verilmeli. Konunun en önemli taraflarından biri de terörde yakının yitirmiş veya gazi olmuş yurttaşların kendilerini ifade edebilmeleridir.
Konu çok çok önemli. Sadece bir dönem daha iktidar olmak veya bazı haklar alıp kendimizi daha iyi hissederiz denilebilecek bir konu değil. Toprak ağaları konusu dışında pek çok konuyu hallederek yoluna devam etmek üzere coğrafyasında doğru referanslar ile ve emperyalizmin ağır dayatmalarına rağmen kurtuluş savaşı vererek kurulmuş bu Cumhuriyete yazık edilmemeli. Bunu bu coğrafyada yaşayan herkes bilmeli. Herkese gerektiğinde sığınacak bir yuva olmuştur bu ülke.
Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi dendi, daha ilk denemede “evet kötüymüş yine eskiye dönelim” denmekte. Devlet deneme yanılma ile yönetilecek bir kurum değildir. Kuruluş felsefesini iyi okuyarak daha iyiye gidecek işler ana omurgaya sadık kalınarak yapabilir, tabii ki değiştirilemez maddelere dokunmadan.
Bugün ülkemizin en önemli sorunu ekonomidir. Yatağa aç giren çocuklar, iş bulamadığı için parçalanan aileler, doğru eğitim alamayan gençler, borç içindeki yurttaşlar, kent lokantaları önünde ucuz yemek kuyrukları, bozulan eğitim sistemi, yurttaşlar arasında liyakatın değil mülakatın yarattığı huzursuzluk ve sağlanamayan adalet.
Bugün uğraşılması gereken önemli sorunlarımız bunlar ve bunlara neden olan tek adam rejimidir.
Yeterince üretemiyor, ürettiklerinin en az üçte biri yüksek teknoloji değilse ve ekonomik refahı sağlamamışsan zaten gerçekten özgür değilsindir. İşte size beka sorunu!
Son sözümüz de: Aynı dili konuşmayanların sohbeti kısa olur.




1 Yorum
evet üstadım…büyuk kararlar verilmeden önce çok düşünülmeli,ortak akılla hareket edilmeli bence de…Öyle”bir başlayalım,sonrasına bakarız…”la geçiştirilmemeli…ülkenin geleceği söz konusu…Keyifle okudum,kaleminize sağlık..