BAKTIKÇA … – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR –
Yeniköy, Kemerköy, Yatağan termik santralleri ve kömür ocaklarında çalışan enerji ve maden işçileri ile sendikacılardan oluşan topluluğun Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras ile buluşmalarında, Başkan Aras’ın hiç ama hiç hak etmediği, hiç olmaması gereken şeyler olmuş.
Sayın Aras’ın, ilimizin, bölgemizin, ülkemizin termik santrallar-fosil yakıtlar sarmalından çıkışı için Bodrum Belediye Başkanlığı günlerinden bu yana, takdir ettiğimiz, desteklediğimiz doğru söylem ve tavırları biliniyor. “İşlerini kaybetme endişesi” giderek büyütülen enerji ve maden işçilerine ise bu durumdan kurtulmanın tek yolu ‘kömüre dayalı enerji üretiminin devam etmesi’ olarak gösteriliyor uzunca süredir. İşçiler, verdikleri mücadelenin ‘işlerini kaybetmeme mücadelesi’ olduğunu sansalar da, bunun yerel yöneticileri, yerel gazeteleri, gazetecileri, hemşerilerini karşılarına alarak başarıya ulaşamayacağını, aksine onlarla birlikte, mevcut iktidara ve sömürü düzenine karşı mücadele etmeleri gerektiğini göremez duruma getirilmişler. Böylece ortaya çok büyük yanlışlar, yanılgılar çıkıp duruyor. Bazı işçiler, Başkan Aras’a saygısızca tepki gösteriyor, gerginlikler, tatsızlıklar yaşanıyor. Oysa sorunumuz; toprağımız, suyumuz, havamızla ilgili çok kapsamlı bir sorun ve biz yaşam hakkımızı savunuyoruz. Bunun içinde, enerji ve maden işçilerinin iş güvenliği de var!
Dünya tek kapıdan ibaret değil!
Her şeyden önce, dünyanın tek kapılı bir yer olmadığını unutmamalı. “Herkes o kapıdan geçecek, başka yol yok” denilerek herkesi o daracık kapıdan geçirmeye çalışarak: “Her ne pahasına olursa olsun o kömürler çıkacak, o kömürler termik santrallarda yakılıp elektrik üretilecek, o kadar!” denilemez. Bu dar ve tek kapıcı tutumla, yaşadığımız dünyayı cehenneme çevirmekten başka bir yere varılamaz.
“Başka bir enerji üretimi mümkün” seçeneğini savunarak çok da iyi yapan Sayın Aras, Akbelen Ormanı direnişinde “Havama, suyuma, toprağıma dokunma” diyenlere destek olmuş, “Kömürsüz Muğla” demiş diye buluşmada ilk andan itibaren gerginlikler yaşanmış. İtişmeler kakışmalar olmuş. Birileri salonun yukarlarından Ahmet Aras’a yönelik olarak baretlerini atıyor. Biri de bir Gazeteci meslektaşımın boğazını sıkıyor. Kim o birileri? Kim o biri? Muhtemelen, işi ‘Belediye Başkanına baret atmak’ ya da ‘gazeteci boğazı sıkmak’ olmayan birileri. ‘Direnişin simgesi’ diye tanıdığımız, bildiğimiz enerji ve maden işçileri değil onlar.
Enerji ve maden işçilerinin, termik santralları ve bağlı olarak kömürü büyük bir çevre sorunu haline getiren iktidara karşı, yöremiz insanıyla birlikte ve ille de özelleştirmeye karşı mücadelesindeki gibi ‘iş-ekmek güvenliği’ talebiyle yürümesi gerekir. Onları, kendi köylüsü ile, Belediye Başkanı ile, gazeteci kardeşi ile karşı karşıya getirecek en ufak bir yanlış adım atmaması gerekir. “İş-ekmek yoksa barış da yok” sloganıyla dikkat çekilmek istenen budur. Yoksa, belediye başkanına baretlerini fırlatmak ya da ‘gazetecinin boğazını sıkmak’, basın mensuplarına, belediye çalışanlarına müdahalede bulunmak değil. Olmaz böyle şey! Olmaz olsun!
Peki bu insanlar belediye başkanına baretlerini fırlatacak ya da ‘gazeteci boğazı sıkacak’ hale nasıl gelmişler, getirilmişler? Neden bu denli kontrollerini yitirmişler? Bu ölçüsüz panik ve hedef şaşırması hali nedir, nedendir? Başkan Aras’a, “Kömürsüz Muğla deme yeter!” diye tepki gösteren işçi sağına soluna dikkatlice bakmalı. Köyüyle köylüsüyle kucaklaşmalı. İşine ekmeğine sahip çıkma mücadelesinin köylüsüyle kavga ederek verilemeyeceğini, bu mücadelenin, hep birlikte “Toprağıma, suyuma, havama dokunma” mücadelesinin olmazsa olmaz bir parçası olduğunu görmeli.
Şu gerçeği hepimiz bilmiyor muyuz: Yaşam, yaşamak; dünya varsa vardır. Dünyanın toprağı, havası, suyu kalmazsa, bu nasıl mümkün olabilir? ‘İş, ekmek hürriyet’ mücadelesi de kapitalizmin vahşi saldırılarına karşı dünyamızın, toprağımızın, suyumuzun, havamızın savunulması mücadelesine dahildir.
Bu açık açık böyleyken, günümüzde değeri çok daha artmış olan örgütlü mücadele yanlış yollara sokulup da heba edilebilmekte, birileri nasıl bir haklılık duygu ve düşüncesiyle bunları yapabilmektedir? Bu nasıl olabilmektedir? Bu soruların yanıtları mutlaka verilmelidir. Sendikal mücadele tarihimizin selameti bakımından bu özeleştiri mutlaka yapılmalı, dersler alınmalıdır.
Sendikacılar, bu tablodan hareketle, duruşlarını ve söylemlerini gözden geçirmeli, kendilerini ve dolayısıyla kılavuzluk ettiklerini, bütün şehrin bir büyük düşmanlık tehdidi ile kuşattığı algısından kurtarmalı, Büyükşehir Belediye Başkanı ya da gazetecilerin onlara düşman değil aksine dost olduğunu sık sık yineleyerek, gerekli, zorunlu duruş ve söylem değişikliklerini gecikmeksizin yapmalı ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı’ndan, gazetecilerden, Muğlalılardan özür dileyerek “Barış yok” derken ne demek ve de neler yapmak istediklerini açık seçik açıklayıp öyle de davranmalıdır.
Sendikacılar, dünya üzerinde hemen her konuda olduğu gibi eğer ‘öngörü yoksa’ böyle böyle olmadık sorunlar yaşanmasının kaçınılmaz olduğunu mutlaka biliyor olmalıdırlar. Bu anlamda, bir an önce, hiç ama hiç vakit kaybetmeden ‘kömürsüz bir gelecek’ öngörüsüyle ‘Adil Geçiş’ için mücadeleye dahil olmalı, asla boğazını sıkmamaları gerekenlerin boğazını sıkma tehlikesinden kendilerini kurtarmalı, Ahmet Aras ve onun gibi düşünen milyonlarca yurttaşımızın yanında, onlarla omuz omuza, sömürü düzenine karşı durmalıdırlar.
Peki ama ‘Adil Geçiş’ nedir?
Yıllardır anlatılıyor bu.
En son, Türk Tabipleri Birliği, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, İş ve Meslek Hastalıkları Uzmanları Derneği ve Çevre İçin Hekimler Derneği tarafından ortaklaşa yapılan açıklamada, bu konuyla ilgili bölümü öne çıkarmanın, altını çizmenin tam da bu noktada yararlı olacağını düşündüm.
‘Adil Geçiş, İklim Kanunu’nun hedeflerinden biri olarak tanımlanmalıdır’
Açıklamanın, “Adil Geçiş, İklim Kanunu’nun hedeflerinden biri olarak tanımlanmalıdır” başlıklı bölümünde durum şöyle dile, gündeme getirilmiş bir kez daha ve ısrarla:
“Adil Geçiş” kavramı da tıpkı “İklim Adaleti” gibi kanun teklifi metninin tanımlamalar bölümüne salt bir tanım olarak sıkıştırılmış, ancak katılımcı yapılanması, politikaları, finansmanı olan somut bir ulusal mekanizmadan yoksun bırakılmıştır. Oysa toplum yararına bir İklim Kanunu’nda, küresel düzeyde iklim krizine cevaben gerçekleşmesi muhtemel sosyal, ekonomik ve teknolojik dönüşümün bedelinin emekçilerin sırtına yüklenmesini engelleyecek bir Adil Geçiş mekanizması oluşturulmalıdır.
Öncelikli olarak kömür madenlerinde ve termik santrallerde çalışanlar olmak üzere fosil yakıtlara bağımlı sektörlerdeki işçilerin, ailelerinin ve ekonomik olarak fosil yakıtlara bağımlı bölgelerde yaşayan yurttaşların insan onuruna yakışır bir geleceği olabilmesi için somut, katılımcı işleyiş mekanizmaları, finansman kaynakları olan bir ulusal adil geçiş programı tasarlanmalı ve kanuna entegre edilmelidir.
Başta on yıllardır kömür madenciliği yapılan ve termik santrallerin işletildiği bölgelerde olmak üzere, fosil yakıtlara bağlı ekolojik yıkımın rehabilitasyonu adil geçiş programının hedefleri arasında yer almalıdır.
“Sendikalarımızın tavrı bana karşı olmamalıdır”
Başkan Aras’ın buluşma sırasında yaptığı konuşmanın kısa bir bölümünü de, mücadele yöntem ve hedeflerinin doğru belirlenmesi bakımından iyi bir örnek olduğu düşüncesiyle aktarmalıyım:
“Benim işçi düşmanı olduğumu söyleyen kim varsa Allah belasını versin. Şimdi burada nerede çatışıyoruz, çatıştığımız yer neresi? Orayı ortaya koyalım. Emekle, işçiyle bir problemimiz olamaz. Ben bu termik santralleri kapatma yetkisine haiz birisi değilim. Amacımız belli. Bizim amacımız ‘işçilerimiz çıksın gitsin, işini gücünü kaybetsin, orada santral kapatılsın’ değil. Ama orayı işletenler, oradan para kazanan insanlar, işçinin hakkını savunmak zorundadır. Sendikalarımızın tavrı bana karşı olmamalıdır. İşçinin hakkını savunmak için İçtaş’la Limak’la tartışmalıdır. Hükümetle tartışmalıdır.”
Bir daha yaşanmaması dileğiyle …
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’a, Yenigün Gazetesi Muhabiri Ümmü Gülsüm Dural’a, diğer basın mensupları ve büyükşehir belediyesi çalışanlarına yönelik bu ölçüsüz, saygısız tepki ve şiddeti kınıyor, bir daha böylesi tabloların yaşanmaması dileğiyle noktalıyorum.




