Songül KARAKOÇ BÜYÜKTAŞ –
Günlük yaşamımızda hayatımızı sürdürebilmek için çalışarak yani bir emek sarf ederek karşılığında belli bir ücret alırız. Her çalışmanın bedelinin yeterince karşılanıp karşılanmadığından bahsetmeyeceğim. Emekten bahsetmek istiyorum şimdi. Emek verilmeden hiçbir şeyin olamayacağından… Örneğin sevginin de bir bedeli vardır. Bu bedel cesarettir. Evet, sevmek için de cesaretli olmak gerekmektedir.
Sevgi çok geniş bir kavramdır. Bir çocuğa, eşe, anne ve babaya, kardeşe, arkadaşa, doğaya… Birini severken yalnızca “Seviyorum” demekle olmuyor; sevgi bazen de fedakârlık yapmayı gerektirir. Sevginin serpilip gelişmesi için karşılarına çıkan her ne olursa olsun dönüştürücü olacağına güvenmelidirler.
Doğada üretken olan her şey kadınla özdeşleştirilir, çünkü kadın üreten, çoğaltan, kısaca hayatın devamını sağlayan ana unsurdur. Her emeğin karşılığı maddi şeyler olmuyor. Sevginin karşılığını maddiyatla ölçemediğin gibi “anneliği” de asla ölçemezsin. Kadınların çocuk bakımı, evde yaptıkları işler hep bir sevgi peçesi taşır, hatta sevgi ve şefkatin de kanıtıdır. İşte bu sevginin ve şefkatin bedelini asla maddiyatla ölçemezsin.
Bir kadın, önce kendisi için emek vermeli; sonra en sevdikleri, ailem dedikleri, dost bildikleri, evi, işi için emek vermeli. Gücüne güç katmak için… En nihayetinde kendisiyle yol alanlar için istemeli, dinlemeli. İyiliği, güzelliği, dostluğu, bilgeliği, merhameti, şifayı bulmalı. Kadın, pusulasını bunlara çevirebilmelidir. Kendisi için kendine ait ne varsa birlikte yol aldıkları içinde istemek, içsel olarak güdülenmek, harekete geçmek bir kadını kadın yapan, bir anneyi anne yapan en önemli enerji değil midir?
Bu düşüncelerle gündüze karışan geceler, içsel kavramlar, dışsal sükûnetler emek vermenin en güzel halidir. İçinin aldığı kadar, gücünün yettiği kadar bu dünyada heybenin aldığı kadar çabalamak bir kadının varoluş sebebidir. Önce kendisi, sonra çemberinin içinde kalanlar için…



