BAKTIKÇA … – soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR
Ne çok ve ne kadar büyük büyük sorunlar, çıkmazlar var hep hayatımızda.
Mücadele etmeyip de kaçıp kurtulmaya çalışanlar da var ama ille de mücadele edenler yazar tarihimizi, onlar yazılır hep. Bugün, ‘tek başına kurtulma’ yanılgısıyla kaçmaya çalışanlardan bahisle bir kez daha “Kurtulmak yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz” demek istiyorum. Hazır, içimizdeki kıpır kıpır çocuklar yeniden ‘Ulusal Egemenlik’ hakkımızı hatırlatıp savunmaya başlamışken … İçimiz ‘ulusal egemenlik’ heyecanı ile dolup dolup da taşmaya başlamışken.
…
Denizle ilgili olumlamalarımı bilirsiniz. Birinden birine denk gelmiş, okumuş olmanızı o kadar çok istiyorum ki … Olmadıysa, okumadıysanız da canınız sağ olsun. Bu yazımla başladığınızı varsayıyorum…
Bana kalsa, her derdin çaresidir denizler. Deniz iyi gelir insana. Çıkmazlardan çıkış için tek yoldur bile dediğim olmuştur. Pişman değilim! Deniz öyle bir yerdir ki; bir bakar çıkarsınız, rahatlarsınız. Bu kadar kolayı değil elbette sözü getirmek istediğim yerlerde olup bitenler. Ağır ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel sorunlarıyla, hak-hukuk-adalet çıkmazlarıyla allak bullak yerler. Hiç sevmediğim: “Yapacak bir şey yok”, “Sözün bittiği” denilen yerler!
Ben yine denizlere açılacağım bugün de. Ama bu kez, değişik bir şey yazıp, kaçıp kurtulmaya çalışan karalar bağlamış birkaç kişilik küçücük bir grubu anlatmaya çalışacağım size denizden. Göreceksiniz yine yardımcı olacak, yine karayla buluşturacak deniz … Yazar olmanın imkanlarını kullanarak yine istediğim yerlere götüreceğim sizi. Elbette benimle gelmeyi kabul ederseniz.
Şu andan itibaren bir süreliğine, yazdıklarımı gözünüzde, yaşamınızda canlandırınız lütfen …
…
Karada olduğu gibi denizde de kara kara bulutlar. Güneş her seferinde daha uzunca süreler kayboluyor. Karalar bağlayan grubun hızla uzaklaştığı kıyılar dalgaların arkasında gözden kayboluyor yavaştan. Karasızlığın kararsızlıktan bile kötü olduğu açık. Hele açık denizlerde, “kara göründü”nün ne denli önemli olduğunu denizcilere bir sorun isterseniz … Kısacası, tıpkı karada olduğu gibi denizde de işler kötüleşiyor! Sakin sakin esen rüzgarla tıpış tıpış yüzen tekne, koptu kopacak bir fırtınaya doğru gidiyor. Rüzgar giderek sertleşiyor. Yelkenleri yerinde durmakta zorlamaya başlıyor. ‘Yelkenler fora’nın çok tehlikeli olduğu bir denizdeyiz artık. Bir an önce indirmeli onları, yoksa … Hava sımsıkı kapadı. Güneş hiç yokmuş, hava güneşin üstünde çok ağır bir yükmüş gibi. Kaldırabilmek ne mümkün … Akşam karanlığı inmiş gibi denize. Günün ortası aslında. Şimşekler çakıp yıldırımlar düşmeye başlıyor. Ortalık ara ara aydınlanırken, gök, gümbürtülerle iniyor denize. Göz gözü görmez bir yağmurla birlikte tekne zangır zangır sarsılıyor. O anlarda denizi, dur durak bilmez yüksek yüksek dalgalarla gelen şiddetli bir deprem olarak düşünebilirsiniz. ‘Deniz bile pişman deniz olduğuna’ deseniz yeri. Neyse ki yelkenler indiriliyor zor zahmet. Denize düşmelere ramak kalacak tehlikeler atlatılarak, dalgalar arası uçurumlarda tekne, bildiğiniz ceviz kabuğu. Şimdi, içerde herkes, gözler sımsıkı yumulmuş, bir o yana bir bu yana devrile yuvarlana çaresizlik oyunu. Güvertedeki bomboşluk felaketlere emanet. ‘Kurtulacağız’ diye başlanan yolculukta artık tek beklenti: Ha battık ha batacağız!
‘Karada, geride bıraktıklarımız şu sıra ne durumdalar’ diye düşünen, ‘karaları bağlamayanlar ne yapıyorlardır acaba’ merakı çekenler var mıdır acaba içlerinde … İçlerinden: ‘Yanlış yaptık, kaçmayacaktık’ diye geçiren … Hep söylenir ama, tarihte en çok rastlanan kaçıp kurtulma isteğine kendini kaptıran, esir eden, felç eden onca insan neden hep beraberliğin gücünü bilmez ya da bilmezden gelir. İşin kolayı sanıp kaçıp kurtulmak mümkün değildir oysa. Niye bunu düşünmezler? Bilir bilmez ne büyük kayıplarımız olurlar hep. Yok ama, mutlaka vardır pişmanlık duyan, bin pişman olan biri, birileri … Olmalı. ‘Biraz dayanıp dirensek, belki de bundan daha iyi durumda olurduk’ keşkeleriyle hüzünlendiren; ‘çok kötü yaptık, yaptığımız yanlıştı, mücadeleye katılmalıydık’ sancılarıyla sarmaş dolaş ‘kötü günler geçecek, ille de bayram gelecek’ umutlarıyla … Yanlış tercihlerinin utancıyla iyice battıkları umutsuzluklar içinde … Gece. Bitmek bilmez, sonsuz. Sanki ölüm. Sabahsız. Ama geriye dönmek büyüyor en çıkması zor yerde yine de. İnsan bu. Yanlıştan dönmeyi de sever. Olabilir. Bunu söylüyor biri umutsuz: “Haydi dönelim artık, dönebilirsek …”
“Dönebiliriz” diyor biri: “Hiç olmazsa dönüş yolunda ölebiliriz!”
Yüzlerde bir gülüş belirginleşiyor. Bu, çok uzaklardan bile rahatça görülebiliyor. ‘Haysiyet önemli’ diyor biri, ‘En az hürriyet kadar’ diye sürdürerek bağırıyor: Yelkenler fora!
Ve karada, hep her günkü gibi neler neler olursa olsun, ne haksızlıklar, ne zulümler, ne baskılar, ne yoksulluklar, ne ölümler yaşanırsa yaşansın, yaşamın kıyısında yine denizle buluşup oyunlar oynayan çocuklardan biri fark ediyor kapkara denizin içinde yükselen dalgalarla boğuşa boğuşa yaklaşan tekneyi. Ve daha güzeli, teknedekilerin gülen yüzlerini fark ediyor. “Bakın” diye bağırıyor, “Bakın, denize bakın …”
Denize bakan çocuklar tek bir şey görüyor o an. Denizi dolduran küçücük mutlu bir tekne mücadele etmekte. Deniz onlara mücadeleyi öğretiyor. Kıyıya ulaşamayacak belki de ama önemli olan mücadele … Çocuklar o yaşlarında bunu çok iyi öğrenmiş oldukları için bayram oluyor onlara. Hepsi bir araya toplaşıp denize bakıyorlar. El sallıyorlar hep birlikte. Deniz herkese unutulmaz dersler veriyor. İyi ki ‘deniz dersimiz’ var.
…
Biz büyürken, ülkecek çok büyük kayıplarımız oldu, halâ oluyor. Hep kolu kanadı kırık, hep eksik gedik mücadelelerle geldik bugünlere. Bugün geldiğimiz yer ne yazık ki bu … Ama bir süredir, mücadelenin ‘egemenlik hakkımız’ı kaybetmeme, yeniden ‘kazanma’ farkındalığıyla yükselmekte ve adımlar atılmakta oluşu çok önemli, çok değerli. Sadece bu bile yeterli. Yozgatlı vatandaşlarımızın geçmiş zamanki siyasi tercihlerini anımsatıp 19 Nisan mitingine gösterdikleri büyük ilgiyi gösteren haber-yorumları izledikçe ilkokul önleri gibi oluyoruz. Bayram yerleri gibi oluyoruz.
Başta ‘zaman kayıplarımız’ olmak üzere bütün kayıplarımızı zamanla telafi edebiliriz, edeceğiz. Çünkü millet, yeniden, ‘ekonomik, sosyal, siyasal zorlukların demokrasiyle aşılacağı’na ikna olmuş ve başta ‘Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir’ hakkı olmak üzere hakkına-hukukuna sahip çıkmaya başlamış durumda… Ne güzel! ‘Ulusal Egemenlik Haftası’na yakışanı da budur zaten…
Bayramımız kutlu olsun.



