BAKTIKÇA -soru/yorum – A. Kemal KAŞKAR –
Meğer ne kadar çok kullanıyormuşum o sözcüğü. 60’lı yaşların ikinci yarısıyla birlikte mi böyle oldu yoksa? Yaştan-yaşlılıktan mı, memleketin içinden çıkılmaz hallerinden mi her neyse işte … Bunun gibi ileriye ya da gerilere doğru ucu açık, dibe doğru dipsiz, yukarılara doğru uçsuz bucaksız bir dolu konudan güvenli çıkış için, dolayısıyla olası boğulma ve en azından can sıkılması tehlikesinden kurtulmak için mucizevi bir ilaçtır ‘neyse’ … Adeta yaşama bağlaçtır. Duruvermiş kalpleri geri getiren odur sanki. Bu nedenle, “Neyse ki ‘neyse’ diye bir sözcüğümüz var” diye daha sıkça düşünür oldum son dönemde …
‘Neyse’nin tercüman olduğu duygu-düşünce-ruh hallerimizi düşünsenize … Neyse olmasa, altında kalıp ezilecek kadar ağır gelen beden ve ruh hallerimizi. Sizin de başınıza geliyordur ille … Üst üste, aralıksız bir tür saldırı altındalık! Nedenlerinin başında, ‘normalin biraz üzerindeki farkındalıklar’ geliyor belki. Ortalamanın azıcık üstünde ‘farkındaysanız’ rahatınızın bir hayli kaçması kaçınılmaz.
Yazımın burasında, Melih Cevdet Anday’ın “Rahatı Kaçan Ağaç” şiirini anımsadım.
“Tanıdığım bir ağaç var / Etlik bağlarına yakın / Saadetin adını bile duymamış / Tanrının işine bakın.
Geceyi gündüzü biliyor / Dört mevsimi, rüzgarı, karı / Ay ışığına bayılıyor / Ama kötülemiyor karanlığı.
Ona bir kitap vereceğim / Rahatını kaçırmak için / Bir öğrenegörsün aşkı / Ağacı o vakit seyredin.”
…
Haziran ile birlikte sıcaklıklar hızla yükselmeye başladı. Üzerine bir de ‘Milas Sıcağı’ eklendiğinde çekilmez oluyor. Bir süredir, 10 ile 16 saatleri arasında sokağa çıkmaması tavsiye edilen ‘ileri yaş’ grubunda olduğumuz için, burnunu bile dışarı çıkarası gelmiyor insanın … Evlerin içlerinde sevgili ülkemizin iç ve dış meseleleri üzerine konuşmalar, okumalar, düşünmelerle geçen saatlerde bir yandan da hep boşluk tanımadan gelen ‘kötü haberler’ … Elbette sana bana kötü gelen haberler kimilerine ‘iyi’ gelebiliyor. Bu durum, haberin kötü oluşundan da kötü. Hatta ‘en kötü haber’ bile demeliyim.
Yaklaşık çeyrek yüzyıllık iktidar koşullarında uzunca sayılabilecek bir süredir rahatlıkla ve fakat büyük bir üzüntüyle şunu söyleyebiliyoruz:
Artık ülkecek ‘kederde, tasada, kıvançta’ birlik ve beraberlik duygumuz ağır yaralıdır, ölüm döşeğindedir; hatta yoktur, kalmamıştır.
‘Aramızdan ayrıldı’ diye üzüldüklerimizin ardından “Geberip gitti” diyebilen, elektrik çarpması yüzünden yaşamla ölüm arasında gidip gelen Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in durumuyla ilgili haberde “Çarpıldı!” başlığını kullanabilen birileriyle ‘kederde ve tasada’ ortak duygu içinde olduğumuzu söylemek mümkün mü? Asla!
‘Ortak düşünce’, ‘ortak fikir’, ‘ideolojik birlik’, ‘ortak siyaset’ gibi şeylerden söz etmiyorum. Bunlar başka başka alanlar. Ama bütün bu alanlarda farklı farklı düşündüğümüz, yaşadığımız sevgili vatandaşlarımızla ‘ortak duygu’ paydasında buluşabilmek her zaman mümkündür. Ne üzücü ki, toplumumuzun belli bir kesimiyle bu artık olanaksız. Çıkmaz sokak! Çok üzücü ve kahredicidir. Ama maalesef bu duruma delalet eden birçok olay yaşadık, yaşıyoruz.
Yaşamlarımızı, ille de tanımış tanışmış olmamız gerekmeyen sevgili vatandaşlarımız ile birçok bakımdan ‘ortak bir kültür ekseni’ üzerinde şekillendirdiğimizi farkettirmiştir hayat bize … Bu genellikle iyi de gelmiştir ruh hallerimize … Ancak ülkemizde siyaseten ‘AK Parti’ deneyimi ve Recep Tayyip Erdoğan pratikleri, çok ağır bir ‘ötekileştirici etki’ yaratmış, bu tutum, iktidarın sürdürülebilmesi için adeta serum olarak kullanılmış ve hâlâ daha ısrarla kullanılmaktadır. Bu yüzden, çeyrek yüzyıllık iktidar tarafından bilhassa üretilen bu kötülüğün ya da kötü durumun bu iktidar tarafından tedavisi mümkün olamamaktadır. Çare, bu iktidardan kurtulmakla bulunabilir. Memleketin tüm kurumları, vatandaşlarımızın dili, müftülerin mesajları, gazetelerin manşetleri, kısacası ülkemizin bünyesi, kangren edici bu ötekileştirme siyasetinden kurtarılmalı, arındırılmalıdır. Hem olabildiğince erken hem de olabildiğince hızla.
Bunun aynı zamanda bir büyük ‘haysiyet mücadelesi’ olduğuna da dikkat çekmek istiyorum.
Milletin birbirinden farklı farklı düşünen her bir bireyinin aralarındaki ilişkilerin ‘ortak duygu’ limanlarından yoksun kalması, ülkemizi hızla haysiyetli bir yaşam alanı olmaktan çıkarmaktadır çünkü!
Bireyin kendisine veya başkalarına duyduğu saygı ve değer bilinci olarak tanımlanan, doğuştan geldiği, bu anlamda insan haklarının temel kavramlarından biri olarak kabul edilen ve uzun eşitlik yolculuğumuzda hep bize yoldaşlık eden olmazsa olmaz bir yüksek mertebedir haysiyet.
Ötekileştirenlerin, ötekileştirilenlerin varlığı bu bakımdan en başta gelen haysiyetsizlik nedenidir.
Haysiyet önemlidir. Haysiyet şarttır. Milletin kayıtsız şartsız hakimiyet sahibi olabilmesi ve bunu demokratik terbiye ile kullanabilmesi için önce tek tek her birimizin ‘yüksek haysiyet sahibi’ olması şarttır. Tam da bu noktada bir de ‘şeref’in, haysiyetin hemen yanı başında durduğunu not ettikten sonra ‘neyse’ deyip geçiyorum …
…
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in aramızdan ayrılmasına neden olan tablo içindeki saygısızlıklar, terbiyesizlikler üzerine, ola ki Başkan Zeyrek yaşama tutunur umuduyla başladığım ve konuyu haddini bilmezlere, onları azmettirenlere, insanlığın yüzkaralarına getirip onlara sağlam bir ‘neyse tokadı’ atıp geçmeyi, konuyu yüzlerine kapatıp bitirebilmeyi çok isterdim. Olmadı.
Her şeye rağmen yine de neyse diyorum …
…
Çok övgüye değer bir insanı kaybettik. Bir kez daha kocaman bir yalnızlık, eksilme hissi içimde. Bugüne dek hep en çok yaşadığım o hisleyim yine. Elbette öte yanıbaşımda kalabalık artıyor an be an. Yaşam koşuyor içimden. Geçip gidiyor. Hazırlıksız. Acemi. Küçücük çocuklar gibi. Bilebilemeden. Gözlerimizin önünde sözlerimizin dizlerinin bağı çözük. Henüz konuşacak kadar büyümemişiz de olsa olsa “Baba …” diye başlayıp devamını getiremeyen yaşlardayız yine. Yaşlılık biraz da ‘gözü yaşlılık’ mı ne? Bunca göz yaşartıcı olayın tam da bu yaşlara denk gelmesi tesadüf olmasa gerek … Bir tür meydan okuma desem? Bütün okumalar gibi ille gözü yorsa da karşı durmak ne mümkün!
Neyse …
Meydan oldu olalı böyle sevgi görmemiş Manisa Cumhuriyet Meydanı’nda, eşinin tabutunun başında “16 yaşından beri ellerimiz hiç ayrılmamıştı’ diyen Nurcan Zeyrek’in, sırtında pembe çantasıyla adeta donmuş kalmış, gözleri kim bilir hangi noktaya sabitlenmiş küçük kızın ve arkadaşının mezarında, üstü başı toz toprak içindeki Özgür Özel’in fotoğraflarıyla yaşlanıyorum bu kez … Başka bir dünya yok ki! Biliyorsunuz, burada işler bu şekilde yürüyor. Yaşam böyle sürüyor. Başka yolu yok bu yürüyüşün. “Yürüyelim Arkadaşlar” dediğimiz yürüyüşte ne çok arkadaşımız hep böyle yapmadı mı! Çaresiz. O ‘yürüyüş’ sürüyor, sürecek. Bizi daha çok sevsinler diye hep birlikte yürüdüğümüz arkadaşlarımız ölmez ki bizim, onlar hep bizimle …
Neyse ki!
…
Neyse ki sözümüz sözdür bizim, dönmeyiz yolumuzdan!





1 Yorum
Eline, diline, kalemine ve yüreğine sağlık.